Oktay Erol

Adana’nın yüksek dağlarına kar yağarken/ 3…


Oktay Erol
14 Şubat 2020 Cuma 08:39

Apartman kapısının önüne kıvrılmış, kapıyı açmamla gözlerinin açan, aralıktan içeri fırlayan kıvırcık tüylü kedi ne denli sevinmiştir acaba?

İçeri girmesine hiç karşı koymadım!

Sabahın altıbuçuğu, burun uçlarından başlayarak üşüten havanın gününe başlıyoruz nede olsa, kış; soğuk olacak, ayak parmak uçlarını üşütecek, kulak memesine vurgun gibi inecek…

Tamam, bunları Adana’nın yüksek dağlarına yağan karın kent merkezlerine yansıması olarak düşünelim de…

Narenciye bahçelerini, karpuz seralarını donduran olguya ne diyelim?

Bir tanesi “don vurdu” diyordu, bir diğeri “don olmasa” diyordu, bir diğeri “bu kış donsuz geçse” diye içinden geçirirken, üstelik “yanlış anlamlar” yüklemek de olasıyken; “kışın karası” demek daha yerinde değil mi?

“Bahçelere ‘kışın karası’ vurdu” desek örneğin…

***

“Kışın karası” sanki yalnız portakala, yalnız karpuza inat…

“Kışın karası” sanki yalnız üreticinin, yalnız çiftçinin korkulu düşü…

“Kışın karası” yaşamın içine bir düştü mü, kışmış-yazmış demeden vurur insanı, üstelik insanı vurmakla da kalmaz toplumun eğreti kalmasında da etken olur!

Kaç tanesini sayayım ki, kaçına yer vereyim burada, “acı vurgunu” değil mi her yanımız?

***

Duymayan yoktur da; “önemli” bulduğum için, kent yaşamına önem verdiğim için, kentin yaşanılırlığına katkısı olacak her tümceyi öne aldığım için anakent belediyesinin her ay düzenlediği “meclis toplantısında” gerek yerel yöneticilerin, gerekse muhalefetin üstüne bastıra bastıra anlattıklarından söz edeceğim!

“Kışın karası” salt kış aylarında değil; ilkyazda da, sonyazda da aynı vurgunu yaşatıp “acılandırmıyor” mu gelenleri, dışarıdan izleyenleri, Adana’da yaşayanları…

Yirmibeş yılın ardından Anakent Belediyesi’nin CHP’ye geçmesini, aradan geçen yaklaşık bir yıla karşın içlerine sindiremeyenlerin; Başkan Karalar ne yaparsa-yapsın taşla-sopayla karşı koyulması gerektiğine inananların salonda söz söyleme haklarının oluşu şanssızlık olsa gerek!

“Kışın karası” gibi iniyor aslında Adanalının üzerine. Bir de denilenleri anlamaya çalışsalar, bir de denilenlerle diyeceklerini bir arada düşünebilseler, bir de duygudaşlığı (empati) becerebilseler “her şey çok güzel olacak” da; karaya bürüyecekler ya toplantı sonunu…

***

Anakent belediyesinin her ay düzenlediği “meclis toplantısında” kentin sorunları, savurgan harcamaları, gereksiz alımları, yeni dönem için gereksinmeler ile yapılacak harcamalar, yerel çalışmalar, anakentle ilçeler arasındaki eşgüdüm, yeni imar gibi birçok konu konuşulur-tartışılır!

“Muhalefet”, her hangi bir alım için “neden ona verdin” demeden önce, bir yıl önce “aynı işe” verildiğini de dile getirmesi gerekir!

Bir belediye başkanının “adamların benimle iletişime girmiyor” demesini açıklayın açıklayıncaya dek! Anlaşılacak bir yanı var mı? İlçenin belediyesi ile yol müdürünün arasında neden “iletişim” eksiği olur ki? Oluyor işte!

Devletin başının her gezisinde yanına aldığı gazetecileri, iş insanlarını bir düşünün; “bu ne ilgi” diyen desin, ancak onsekiz yıldır baştan düğmeyi böyle iliklerseniz, altlarda da yansımasını bu biçimde görüyorsunuz!

Kovalım, bitirelim deniyor da; kimin cesareti var buna bilmiyorum!

“Kışın karası” olmasın diyen “hani” kaç kişi?

***

Sabahlar kadar, güneşin olmadığı anlar da “kışın karası” abanmış sokaklardan geçtim.

Bir yerde “dur” denecek, bir yerde “yeter” denecek, bir yerde “kışın karası” olamadan yaşanacak günler olmalı…

Narenciye, karpuz üreticisini karabasanlara sürüklemeyecek “kışın karası” olmayan günler…

“Don vurgunu” kışın karası olmamalı…

 

SEVMEYE SELAM OLSUN…

Günlerdir, koca koca sanatçı adını taktığımız isimler, tanıtımını yaptıkları ürünlerden üç-beş tane daha çok sattırmak için yapmadıklarını bırakmadılar yine!

Bir metal parçacığının üzerine yerleştirdikleri “taşın” boyutuna göre oluşturdukları fiyat sanki herkesin ulaşacağı cinsten “bir şey” gibi sunuldu! Bir de “boyut” ne denli büyükse “sevgiyle” eşleştirildi!

Böylesine hoyratça, böylesine toplum yapısını bilmeden, böylesine yaşadıklarına yabancı, emekçinin bir ay boyunca eline geçeni bilmeden, açlık sınırı altındaki milyonları düşünmeden…

Herkesin “tek taşa” koşması için her şey tamam; sevgi de, evlilik de, birliktelik de…

Sevmek bu denli ucuz mu?

Çiçekle, gülücükle, sevgiyle kutlayıp “hergün” anımsayanlara selam olsun…


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık