Oktay Erol

Bu ne “şiddet” ya da “sosyal devlet”…


Oktay Erol
2 Aralık 2019 Pazartesi 08:13

“O” görüntüleri izlemeyen oldu mu bilmiyorum!

Son yıllarda “o” ya da benzeri görüntüler öylesine çoğaldı ki…

Olayın ardından “demedik” söz bırakılmadı!

Cezalandıracağız, hesap soracağız, bedelini alacağız, ona da yaşatacağız, aç bırakacağız…

Amacın “ne” olduğunu şaşırmış durumda herkes; asıl sorunu çözmek için mi adımlar atılıyor, yoksa benzeri karmaşanın daha çok yaşanması için mi kamçılanıyor?

Çocuk gerilerde, kaldırımın kıyısına oturmuş kadını tekmeleyen babasını izliyor! Tekmeler ard-arda sıralanırken, çocuğun telaşını-kaçışını görmeyen, ya da umursamayan geçiyor hemen yanından. Kaldırımın bittiği noktada bulunan duvarda kalın harflerle ”kader” yazısı beliriyor! Çocuk ne yapacağını şaşırmış, babanın tekmeleri annenin her yerine ulaşıyor! Bir ara annenin tekmelerden kurtulmayı başarıp kaçması, babanın karşı koyma eylemine karşın çocuğun da annenin peşine koşması…

Geçtiğimiz aylarda, çocuğunun gözleri önünde annenin bıçaklandığını, yaşamını yitirdiğini, attığı çığlıklarını duymuştuk!

Eksik olmuyor doğrusu…

Gözaltına alınıp, sorgulanırken de;

İlk kez böyle davrandıklarını, pişman olduklarını, üzüldüklerini belirten bir sürü söz duyduk!

Ne demek oluyorsa…

***

Uzun yıllardır konuşulur, unutturulmaz ama “bir daha” da gündeme getirilmeyen bir konu var:

“Bizde ceza sistemi sorunu çözmek için değil, yapanı cezalandırmak için” denir.

Kadına şiddet uygulanır, okulda öğrenci tokatlanır, dolmuşta yolcu azarlanır, kuyrukta bekleyen dövülür, sokakta hak arayan kovalanır…

Kime sorsan, “o an” içinde bulundukları koşul nedeniyle haklıdır!

Kadın kocasını dinlememiştir, öğrenci dersine hazırlanmamıştır, yolcu bedelini ödememiştir, kuyruktaki sırasını bozmuştur, hak arayan çok ses çıkarıp güvenliği bozmuştur!

Buralardan “cımbızlanarak” alınanların sorgulanması, konuşması, yaptıklarını söylemesi, ceza evine atılması “var olan” sorunu sözmüş müdür, ya da çözecek mi?

Ev içerisinde anlaşmazlığın, öğretmen-öğrenci arasındaki uyumsuzluğun, yolcunun direnmesinin, adamın kuyruk sırasını bozmasının, hak arayanın bağırıp-çağırmasının “nedenleri” göz-ardı edilerek, orantısız güç kullanarak çözülecek konular mıdır bunlar?

***

Yakın çevremden tanıdığım birçok kişi var “işsizlikten” dolayı psikolojisi bozulan. Şimdi bir de aylardır maaş alamayanlar var. Evde tat-tuz kalmadığını, eşiyle, çocuklarıyla küs gibi olduğunu söyleyen...

Kış ayları gelmesine karşın daha odun-kömür alamadığını, kışlık giyecek durumlarını bilmediğini, su-elektirik faturasını iki ay gecikmeli ödediğini, maaşı nedeniyle bankanın verdiği kredi kartının “zorunlu” bölümünü ödeyemediğinden dolayı uyarı aldığını, zaman zaman evde “haksız” yere eşine-çocuklara bağırdığını da söyledi…

Eee, demeyin!

Kimine göre, bunu gibi “küçük şeyler” nedeniyle başlayan “ilk” kıvılcım, elde olanak varken çözülmemesi nedeniyle “yangına” dönüşüyor!

O yangının içerisinde “şiddet”, o yangının içerisinde dayanamama, o yangının içinde sokak, o yangının içerisinde hak aramalar, o yangının içerisinde eğitimden uzaklaşma gün yüzüne çıkıyor!

Öncelikle “buradan” bakılması gerekiyor yaşananlara!

***

Sorunların “yaşanırlığını” sağlamanın en kolay yönü, “yapanı” cezalandırmak olmalı!

Sorun bir yanda bekletilerek…

“Sosyal devlet” kavramıyla bağdaşmayan, örtüşmeyen, yakınlığı bulunmayan bir uygulama…

“Şiddeti” yapanın bileğine kelepçe vurarak, EYT’lilere eylemlerinde kaba güç kullanarak “sorunu” çözmek yerine “büyümesini” sağlarsınız!

Bunlar “kamu verileri” ne derse-desin, kötü giden ekonominin toplum üzerimdeki iz düşümleridir!

“Açlık sınırı” altında olmanın mutsuzluğudur!

 

ADANA’DA HER MEVSİM…

Adana, her mevsim ayrı tarım ürünüyle “emeklerinin” karşılığını almayı bekler!

Havaların soğumaya başladığı, yılın son ayları yaklaşırken de aynı…

Bir yandan uygun zaman beklenerek “hububat” ekimleri yapılır, bir yandan da yıl içerisinde narenciye ürünlerine yaptıkları masrafı karşılamak için müşteri beklenir!

Bugünlerde pazarda mandalina, portakal benzeri meyvelerin fiyatlarını gördünüz mutlaka…

Geçen yıllarla karşılaştırıldığında üreticinin durumu ortaya çıkıyor!

Bir yıldır tarımsal ilaca, gübreye, mazota, sulamaya gelen zamlar üst-üste konduğunda “iç acıtıcı” durum görülüyor!

Üreticinin değil de, tüketicinin “gözlerinin” açıldığı bir süreçte yitiren yalnız “üretici” olmaz oysa; yitiren bu ülkenin yurttaşı, yitiren bu ülkenin ekonomisi olur!

Üreticinin bilerek “zarara” sürüklenmesinin anlamı, üretimle yaşama tutunmaması anlamına da gelir ki; bu dışa bağımlılık için bağışlanamayacak bir çağrıdır!

Bunu salt “narenciye” için söylemek yanlış olur; tüm üreticinin “gözlerinin” açılması için çalışılmalıdır!

Adana’yı, her mevsim ayrı tarım ürünü “beklentisi” içinde olmadan nasıl düşünürüz?


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık