KURTULUŞ KILINÇ

Çerkes Sürgünü ve Soykırımı üzerine


KURTULUŞ KILINÇ
21 Mayıs 2020 Perşembe 07:39

Hiç doğup büyüdüğünüz, evim, yuvam, yurdum bildiğiniz yerlerden sürüldünüz mü?

Düne kadar çocuklarınızın koşup oynadığı topraklarda çocuklarınızın cansız bedenlerini gördünüz mü?

Bir bardak çay alıp balkonuna çıktığınız evden feryatların yükseldiğini ve gözünüz gibi sakındığınız aile bireylerinizin her türlü aşağılık eylemlerin muhatabı yapıldığını.

Görmemişseniz bilemezsiniz.

Kahramanlık hikâyeleriyle büyüdüğünüz topraklarda size de huzur vermeyeceklerini bilseniz de canınızdan bir parça gibi gördüğünüz vatanınızdan ayrı düştünüz mü hiç.

Daha düne kadar annenizin sıcacık ekmek kokuları arasında sizi uyandırdığı, cennet bahçelerinden bir bahçeyi andıran ve babanızın her bir çivisinde emeği olan yuvanızda anneniz ve babanızın katledilmesine şahitlik ettiniz mi?

Son model silahlarla kan kusan zalimlerin acımasız politikalarına kurban olup da sadece adını duyduğunuz ama "Nasıl bir yerdir?" diye düşündüğünüzde aklınıza yaşadığınız yerlerden başka bir yeri getiremediğiniz (oysa hiçbir yeri de vatanınıza benzetemediğiniz) dilini, örfünü, âdetini hiç bilmediğiniz insanların arasında yaşamaya mecbur bırakıldınız mı hiç?

Bırakılmamışsanız bilemezsiniz.

En sevdiğiniz arkadaşlarınızın birer birer toprağa düştüğünü hayal edebilir misiniz? Hem de kalleş bir pusuyla.

Düne kadar yeni bir nesil kurmak hayalinde olduğunuz insanların toprağa cansız bir şekilde uzandığına şahitlik ettiniz mi?

En berrak haliyle, tertemiz akan, size adeta ab-ı hayat veren nehirlerinizin kızıla döndüğünü,

Kanın toprağa düştüğünde aldığı rengi gördünüz mü hiç, hissettiniz mi kokusunu dağların arkasından.

Hissetmemişseniz bilemezsiniz.

3 kişilik teknelere 30 kişi bindirildiniz mi hiç?

Peki, annenizi, babanızı geride bırakıp yaşlı insanlarla iç içe bilinmezlere doğru yol alırken o teknelerde dedenizin, nenenizin birer birer denize atıldığına, diri diri ölüme sürüklendiğine balıklara yem edildiğine şahitlik etti mi gözleriniz?

İşte sırf bu yüzden yıllarca balık yemeyi reddetti mi bedeniniz?

Reddetmemişse bilemezsiniz.

Anlayamazsınız.

Hiç bilmediğiniz diyarlarda bir lokma ekmeğe muhtaç bir şekilde bırakıldınız mı bir başınıza?

Bir gün vuslata ereceği umuduyla diri tuttunuz mu hayallerinizi?

Yeniden dönüş hayalleri kurdunuz mu?

Vatan şarkıları söylediniz mi?

Ana vatanınızdan uzaklarda ‘vatan’ bildiniz mi bambaşka toprakları?

Bilmemişseniz, bilemezsiniz.

Bugün, yaşadığımız zaman diliminde dostmuş gibi görünüp hala en büyük ihaneti gördüğümüz zalim Rusya’nın 1864 yılında yüzbinlerce insanı katlettiği, tarihin gördüğü en kanlı katliamlara imza attığı, milyonlarca insanı yurdundan ederek dünyanın çeşitli coğrafyalarına sürgün ettiği Büyük Çerkes Sürgünü ve Soykırımı’nın yıldönümü.

Gün dönecek ve elbet kahrolacak tüm zalimler.

İşte o zaman gurbette yaşayan diaspora mazlumları son verecek dönüşü anlatan şarkılara şiirlere.

Bir gün bitecek bu kâbus.

İşte o zaman yeniden kucaklaşacak milyonlarca insan ana vatanıyla. Atalarından yadigâr kalan kendi topraklarında dünyaya huzur ve barış içinde nasıl yaşanırmış gösterecekler.

 

KİM YALAN SÖYLÜYOR? AK PARTİLİLER Mİ CHP'LİLER Mİ?

Bir olayın yaşanması kaç farklı şekilde anlatılır?

Ortada bir olay var. Bir arbede söz konusu. Bu arbede özü itibariyle zaten hepimizi üzmeli ama bu şehirde yaşandığı için bu şehrin derdiyle dertlenen insanları daha da üzmeli ama biz şimdi olayın neden yaşandığından ziyade nasıl yaşandığını konuşuyoruz.

Bir tarafa bakıyorsunuz olayı başka anlatıyor, diğer tarafa bakıyorsunuz bambaşka şeyler söylüyor.

Düşünebiliyor musunuz? İktidarın ve muhalefetin en önemli isimleri bu elim olay üzerinden art arda açıklamalar yapıyor ama iki taraf da kendini haklı çıkarma derdinde. Bu sıra olan ise bu şehre oluyor.

Hatırlayın daha iki hafta önce; "Yüreğir başka bir şehrin ilçesi gibi" başlığıyla bir yazı yazmış ve ilçedeki birlik beraberlik havasından bahsetmiştim. Birileri demek ki fena alınmış bu ortamdan.

"Nasıl olur?" diye içerlenmiş ve Yüreğir’i karıştırmak istemiş.

Olayı bağlamından koparmaya gerek yok. Ortada vahim bir durum var. İster ailesiyle gezmeye çıksın ister arkadaşlarıyla olayı provoke etmek için düzen kursun vahim bir durum var ortada.

Son zamanda siyasetçiler, özellikle de muhalefette siyaset yapanlar jurnalciliğe soyunmuş. Hâlbuki 'journalist' olan medya mensupları. Siyasetçiler uygunsuz bir durum varsa bunu siyasi olarak çözmek yerine insanların evlerini fotoğraflayarak, yardım hazırlıklarını gizli videolara çekerek görevlerini yaptığını sanıyorlar.

İktidar ise gerçekleri yalın bir şekilde ortaya dökmek yerine söz dalaşına giriyor, akıllardaki soru işaretlerini gidermek yerine daha fazla sorunun akıllara takılmasına vesile oluyor.

Gençlik Kolları Başkanı yürüyüşe mi çıkmış, arkadaşları ile provokasyona mı?

Yanında ailesi mi varmış, çeşitli suçlardan sabıkalı insanlar mı?

Kaymakam, olay yerinde miymiş, değil miymiş?

Ortada bir darp söz konusu mu değil mi?

Bir darp varsa kim kimi darp etti?

Olay anında olay yerini gözetleyen güvenlik kamerası görüntüleri var mı yok mu?

Bu soruları çoğalttıkça çoğaltalım, kime ne faydası var?

Bu şehre ne katkısı var?

Maalesef biraz huzur bulduk mu bir el devreye giriyor ve bu şehrin huzurunu, kardeşliğini bozuyor.

Sonra da diyoruz ki bu şehir neden başka şehirlere benzemiyor?

Bu şehrin üzerinde kimin kirli eli varsa lütfen çeksin.

Biz artık çok sıkıldık. Gerçekten.

 

BAYRAM MI?

Bu yazıyı iki yıl içerisinde abisini ve babasını kaybetmiş bir kardeşiniz olarak yazıyorum.

Ben her zaman "Bayramsa bayramınız mübarek olsun" ya da "Nerede o eski bayramlar" klişelerinden sıkılmış bir kardeşinizim. Yaşadığımız tüm zorluklara ve imtihanlara rağmen bayramı 'bayram' gibi yaşamak isterim.

Şimdi çok daha farklı bir atmosfer içinde belki de ömrümüzde ilk defa böyle bir bayram yaşayacağız.
Umalım ki son olsun. Siz, evden dışarı çıkamayacak olsak da yanı başınızdaki büyüklerinizin ellerinden öpmeyi ve çocuklarınıza harçlık vermeyi ihmal etmeyin.

Ramazan Bayramınız kutlu olsun.

ÖLÜM GÜZEL ŞEY

Böyle diyor üstad Necip Fazıl.

"Ölüm güzel şey. Budur perde ardından haber.

Hiç güzel olmasaydı, ölür müydü Peygamber (as).

Bu hafta kıymetli büyüğüm Mahmut Eraslan en sevdiği insanı, annesini kaybetti. Annesi Rabbi ile buluştu. Umarım oğlu ile de Rabbinin cennetinde buluşur.

Başsağlığı diliyorum.


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık