Oktay Erol

Deneyim, yaşamda yediğimiz kazıklar…


Oktay Erol
11 Eylül 2018 Salı 08:29

İkinci çeyrekte büyümenin 5.2 gerçekleşmesi iktidar partisini sevindirmesine karşın, yurttaşın krizden dolayı yaşadıklarını unutturmadı!

Hazine- Maliye Bakanı Berat Albayrak ‘büyüme, tüketim ile yatırımdaki ılımlı yavaşlamaya karşın iç talep kaynaklı olmaya devam etti. Bu durum, ekonomi politikamızdaki temel hedefimizin başında gelen, ekonominin dengelenme sürecinin başladığını göstermektedir’ sözlerine yer verdi.

Bundan iki gün önce MÜSİAD başkanı Abdurrahman Kaan ‘Türkiye’deki krizin nedeni döviz açığıdır, bizdeki borca dayalı bir büyüme oldu’ demişti.

Büyüme ‘ekonomideki dengelenmenin başladığını mı’ yoksa ‘dövizdeki açıkla birlikte borçlanmanın artını mı’ göstermektedir?

***

Ekonomide dengelenme nasıl başlar?

Bankaların yaptıkları kazanç, kentlerin ortasına dikilen beton yapılar, ormanlar-doğal varsıllıklar yok edilerek açılan yollar, dışa bağımlı olduğunca yabancı para birimine endeksli yap-işlet-devret modelli sağlık-ulaşım benzeri yapılaşmalar, kamu harcamalarının savurganlaşması mı?

Buna başkalarını da ekleyebiliriz…

Halkın yoksullaşması, eğitimin gerilemesi, adaletin zayıflaması, işsizliğin büyümesi, genç nüfusun işsiz kalması, çalışanların kapı önüne bırakılması, ülkenin yarısının ‘açlık sınırı’ altında maaşla yaşamını sürdürmesi, üretim alanlarının edilgenleşmesi, üretilecek birçok ürünün dışalımla sağlanması mı?

Hiçbir şeyde değil Ayşe Teyzenin yediği ekmek, Ahmet amcanın kullandığı elektrikte ‘dengelenme’ ne anlama gelmektedir?

***

Ya ‘borca dayalı büyüme…’

Krizden kurtulmak, ya da daha az zarar görmek için ‘sözde’ Katar’dan gelen onbeş milyara sevindik!

Borçların üzerine yeni bir ‘borçlanma’ daha eklendi!

Onbeş milyar dolar, ‘üretimde’ kullanmak yerine bankacılık ile finans sektöründe kullanılacak! Çiftçiye üretimini artırması için, ya da eğitimde nitelik kazanılsın diye değil; iş insanlarının dışalım yapmaları ile onların aldıklarını ülke içinde satabilmeleri için ‘kredi’ olarak verilmesi için kullanılacak!

Katar benzeri petrol ya da doğal gaz varsılı ülkelerden gelen bunun benzeri ‘milyarlar’, kendilerine yakın bankalar aracılığıyla piyasaya verilecek olması, ev ya da araç sahibi olmak isteyen tüketiciler için ‘albenili’ bulununca piyasa canlanmıştı, canlandıkça yeni beton yapılar yükselmiş, onu son çıkan güçlü motorlu araçlar, onu da cep telefonları izlemişti…

Büyüyorduk!

Öyle bilindiği gibi ‘hak’ ederek, ‘kazanarak’, ‘çalışarak’, ‘emek vererek’, ‘uğraş vererek’ değil; borçlanarak büyüyorduk!

***

Liseli yıllarımızda, bir öğretmen ‘deneyim, yaşamda yediğimiz kazıkların bileşkesidir’ demişti.

‘Yaşamda yenilen kazıkların’ başında, karşınızda dost gibi görünen, ancak sizi ‘ekonomik’ olarak iğdişleştirmek için yola koyulanların çabalarıdır, gerçekleştirdikleridir, uygulamalarıdır kanımca…

Size bir yandan ‘verir’, sizi ‘büyütmek’ istediğini söyler, sizin kullanılamayan ‘atıl’ değerlerinizi öne çıkarmak için eylemden bulunuyor gibi yapar; gerilere döndüğünüzde, elinizde olan birçok değerin yok olduğunu, onlarca yıldır çalışmalarınızın karşılığının çalındığını görürsünüz!

‘Kazık’ yediğinizi anlarsınız!

Yenilen kazıkların ‘süreklilik’ göstermemesi, yaşananın ‘deneyim’ olarak bilinmesinden geçer!

Değerlerimizin, varsıllıklarımızın ‘çalındığını’ görebiliyor muyuz?

Tüm bunlara karşın ‘çalanların’ doyumsuzluğunun ‘bitmediğini’, yeni ‘çalacak’ kaynaklar peşinde olduklarını düşünebiliyor muyuz?

En son Türk Telekom’da yaşananlar, bu anlattıklarıma en güzel örnek…

Adamlar, Türk Bankalarından aldıkları kredilerle ‘peşin’ indirimli ödemesini yaparak kurumu ele geçiriyorlar. Aldıkları günden bu güne değin kazançlarını aldılar. Ama bankalardan aldıkları kredileri ödemedikleri için bankalar kurumun üzerinde alacaklarınca ‘pay sahibi’ oldular!

Bu ‘kazık’ değil de nedir? Bu ‘kazık’ deneyim olmayacaksa ‘ölçüsü’ ne olmalıdır?

***

İkinci çeyrekte büyümenin 5.2 olarak gerçekleşen ‘büyümeyi’, ‘bayramlık şeker’ gibi sunulması, yeni krizlerin önündeki ‘bilinenleri, yaşananları’ yadsımak anlamı taşımaktadır!

Yaşamda ‘kalp grafiği’ gibi eğrilerinin yaşanmasını düşünmemek, beklememek olmaz!

En beklenmedik yerden ortaya çıkacak bir ‘durum’ en büyük varsılın bile sarsılmasına neden olabiliyor!

Bunun yineleniş biçimini önemsemiş, önlem almayı kanıksamış olmamız gerekir!

Sözüm ona ‘her’ yaşanan olumsuzluktan ‘ders’ alınması, ‘deneyim’ sayılması gerekir!

İşte o zaman çıkış yolları açıktır.

Borçlanmanın, işsizliğin, doyumsuzluğun, ekonomik yetersizliğin, geçimsizliğin, bölüşümsüzlüğün, adaletsizliğin, eğitimsizliğin, erinçsizliğin, güvensizliğin, üretimsizliğin ‘büyümesini’ kazanç sayarak yola çıkan anlayışın kendini durdurması gerek!

Yaşananları ‘deneyim’ sayıp, üretime geçmesi gerek!

Büyümeyi ‘üretimde’ sağlaması gerek!


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık