Oktay Erol

Yurttaşın “gündemi” geçim…


Oktay Erol
7 Nisan 2021 Çarşamba 08:44

“Yapay gündem” oluşturma yönünden o denli başarılar sağlanıyor ki, birden sanki yurttaşın konusu “onlarmış” gibi düşünmeye başlıyoruz!

Yurttaşın “gündemi” ne, sorusunun yanıtı “ilk başta” geçim olduğu unutturulmaya çalışılsa da; gündem geçim!

Covid 19 nedeniyle alınan kısıtlamalar “en çok” dar gelirliyi, esnafı, emekliyi, işsizi “sınıyor” olmalı…

Politikacıların, “iktidarın”, yandaş olarak kazananların “gündemi” bundan uzak!

“Yapay gündem” nasıl mı oluşur; şöyle…

TBMM Başkanı Mustafa Şentop'unbir televizyonda soruları yanıtlıyor. "bir gün bir Cumhurbaşkanı gelip ben Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nden çekildim derse veya Montrö'yü tanımıyorum feshettim derse…" sorusu geliyor/ gerekiyor ki, "teknik olarak evet" yanıtını alıyor!

“Gündem” oluyor Montrö Sözleşmesi…

***

Peki, halkın yaşadığı sıkıntılardan önce gelen Montrö Sözleşmesi neydi?

“Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 1936'da imzalanan, Türkiye'ye İstanbul ile Çanakkale boğazlarını kontrolle savaş gemilerinin geçişini düzenleme gücü veren uluslararası sözleşme... Montrö Sözleşmesi, Türkiye'ye Boğazlar üzerinde tam kontrol hakkı vermekle birlikte, barış zamanı sivil gemilerinin özgürce geçişini güvence altına alır. Karadeniz'e kıyısı olmayan ülkelere ait savaş gemilerinin geçişine sınırlama getirir. 1923'te Lozan Antlaşması ile birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesi'nin yerine geçmiştir. Bu sözleşmeyle birlikte Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun da görevi sonlanmıştır.”

Sözcü’de, “Boğazdaki Türk Kilidi: MONTRÖ SÖZLEŞMESi” başlıklı yazısında Sinan Meydan şunları yazıyor:

“Atatürk Türkiye'si, 162 yıl devam eden “Boğazlar Sorunu”nu, 1936'da Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile ulusal çıkarlara uygun olarak çözdü. Boğazlar, 83 yıldır Türkiye'nin egemenliği altında. Ancak Kanal İstanbul, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni tartışmaya açarak Türkiye'nin karşısına ikinci bir “Boğazlar Sorunu” çıkarabilir.(…)

24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması'na ek Lozan Boğazlar Sözleşmesi'ne göre Boğazların yönetimi, başkanı Türk olan bir Boğazlar Komisyonu'na bırakıldı. (Md. 10). Sevr'de Boğazlar Komisyonu'na verilen geniş yetkiler Lozan'da kaldırıldı. Boğazlar bölgesinde, barış ve savaş zamanında, ticaret gemileri, savaş gemileri ve uçaklar için geçiş serbestliği kabul edildi. (…)

Lozan'da İstanbul ve Boğazlar düşmandan temizlendi. Ancak, Lozan Boğazlar Sözleşmesi'nin iki olumsuz yönü vardı: Birincisi, Boğazların askerden arındırılmasıydı. İkincisi de bir Boğazlar Komisyonu'nun kurulmasıydı.

 

Atatürk, ilk fırsatta Lozan Boğazlar Sözleşmesi'ni değiştirmek istiyordu. 1936'da Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile bunu başardı. Atatürk, “Lozan'ın Montrö'de taçlandığını” söyleyecekti.

1930'ların başında Atatürk Türkiye'si, Mussolini İtalya'sının Doğu Akdeniz ve Balkanlardaki saldırgan politikalarını yakından takip ediyordu. Türkiye, 1933'te Londra Silahsızlanma Konferansı'nda ve 1935'te Milletler Cemiyeti Genel Kurulu'nda Lozan Boğazlar Sözleşmesi'nin değiştirilmesini talep etti.

1935'te İtalya'nın Habeşistan'a saldırması ve 12 Ada'yı silahlandırmaya başlaması, Almanya'nın Ren bölgesine asker çıkarması ve Lokarno Güvenlik Antlaşmalarına son vermesi Türkiye'ye aradığı fırsatı verdi. Atatürk, “Avrupa'nın durumu böyle bir girişim için elverişlidir. Bu işi kesinlikle başaracağız” diyerek harekete geçti.

Türkiye, 11 Nisan 1936'da Lozan Boğazlar Sözleşmesi'nin imzacı ülkelerine birer muhtıra vererek yeni bir Boğazlar rejimi belirlemek için bir konferans toplanmasını istedi. Konferans toplandı.

20 Temmuz 1936'da İngiltere, Fransa, Japonya, Sovyetler Birliği, Romanya, Yugoslavya, Yunanistan, Bulgaristan ve Türkiye, toplam 29 madde, 4 ek ve bir de protokolden oluşan Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni imzaladı.

Böylece 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'ndan beri tam 162 yıl devam eden “Boğazlar Sorunu”, 1936'da Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile ulusal çıkarlara uygun olarak çözüldü.

Montrö'nün ortadan kalkması Türkiye için ciddi bir milli güvenlik sorununa neden olacaktır. Çünkü herhangi bir sıcak veya soğuk savaş tehlikesi durumunda Türkiye, Boğazlara ve oradan Karadeniz'e girecek savaş gemilerini, uçak gemilerini, denizaltıları, savaş uçaklarını engelleyerek kendi güvenliğini sağlayamayacaktır.”

***

Atatürk karşıtlığıyla bilinen "tarihçi" Mustafa Armağan, sosyal medya hesabından “sanal gündeme” katkıda gecikmiyor, “Türkiye Cumhuriyeti de Montrö Sözleşmesinde Akit (imzacı) devletlerden biri olarak 28. maddeye binaen Montrö'nün feshini istediğine dair ihbarnameyi Fransa'ya gönderecek ve Montrö'nün fesih süreci başlayacaktır. Bu kadar önünde bir engel yok. Yeter ki çıkarımıza olsun. Topunuz Gelin" diyor!

Unutmadan; covid 19 süreci yaşıyoruz değil mi, yaydığı korkuya karşın kurallara uymayan yurttaşlar yüzünden olgu sayıları da artıyor, “iktidar” elinden gelen her şeyi yapıyor, sağlık için çalışmalar sürdürüyor değil mi?

Yapmayın! Montrö Sözleşmesi konuşturulup/ yurttaşın ekmeği uzaklaştırılıyor!

Yurttaşın “gündemi” ekmeği, işi, ödenemeyen faturası, icralık olan borcu, çocuğuna alamadığı şeker…

“Yapay gündemin” işi bu!

060421

 


YORUMLAR
Henüz kimse yorum yapmamış, ilk yorum yapan siz olun.
Kurumsal

İçerik

Gündem

Siyaset

Teknoloji

Yukarı Çık