Ne günler yaşamıştık öyle… Yaz sıcaklarından söz ediyorum… Üç ay oldu, eylül ayıydı Silivri’ye yolculuğumuz, Bolu yakınlarında üşümüştüm de, yanımdaki yol arkadaşa “biz soğuğu sevemeyiz, sıcak olmalı bizim yaşanacak yerimiz” demiştim… O gündür arada bir soğuğun “yüzü yalayan” sessizliğine tanık olsa da üşümemiştik daha, Bolu Dağları’nın eteklerindeki sertlik kadar… Biz sıcak seviyoruz; komşuluğun da, dostluğun da, politikacının da, havanın da sıcağını… “Soğuk” Adanalıdan uzak…
Biraz önce her zaman duyduklarımıza benzer bir haber vardı… Sert soğuklar başlayacakmış önümüzdeki hafta… Nasıl olmasın ki; en uzun gecenin yaşanacağı gün de gelip/ çattı işte! Hava sıcaklıkları düşecekmiş, güçlü yağışlar da kendisini gösterecekmiş… Kışı sevenler, soğuğu ranta dönüştürenler, odun/ kömür satacaklar sevinsin; yurttaşın sevinecek durumu yok!
***
Kışın sert kış soğuğu kapıya dayandığında, Adanalının içindeki yaz özlemi daha da belirginleşir ister istemez… Çünkü Adana’da sıcak iklim olmaktan ötede, daha çok bir yaşam biçimidir. Yurdumuzda yoksulluğunun en yoğun yaşandığı, işsizliğin yüksek olduğu, verimli toprakları olmasına karşın ürettiği ürünlere katma değer katamaması nedeniyle “kışların” sert geçmemesi büyük şans! Ya bir de kış iki ay önceden başlayıp insanları dışarı çıkamaz etseydi değil mi? “Kazma, kürek” yaktıracak denli kırağı/ don/ yağmur/ kar eksik olmasaydı ne olurdu o zaman değil mi?
Düşünsenize Adana’nın ikliminin “yazları oldukça sıcak/ kurak/ güneşli, kışları ise ılık/ orta derecede yağışlı” değil de, kış aylarında “soğuk, kar yağışlı, çokça don” olduğunu düşünün; keskin dönüşlü bir “karasal iklim”, yaz ayları oldukça sıcak, kış ise oldukça soğuk… Düşünmesi bile içimi burkmaya yetti!
***
Yurdumuzun kimi bölgelerine aylar öncesinden kış soğuğu bastırmasına karşın, Adana’da insanlar sokakta, emeğinin karşılığını alamasa bile tarlada, portakal bahçelerinde… “Düşünmesi bile iç burkan” karasal soğuklar kapıya dayandığında, toplumun bir katmanı bu dondurucu havayı ranta çevirmenin, oduna/ kömüre zam yapmanın hesabını yapmaya başladı bile! Doğanın Adana’ya sunduğu armağandı oysa bu hava, bu iklim, bu sıcaklık… Yettirmediler belli ki, sanki insanlar doyuyor/ ısınabiliyor/ yaşayabiliyor gibi, birileri de çıkıp “yılbaşı bizim geleneğimiz değil” diyor duyuyorsunuz!
Adana’da havaların soğumasıyla birlikte, kimi doymazlar nasıl bir rant kavgasına giriyorsa, aynı hızda/ üstelik kökleri yadsıyarak binlerce yıl önce en uzun geceyi uğurlayıp güneşin selamlandığı Nardugan (=doğan güneş) coşkusunu da silmek isterler ne kazanç sağlamayı düşünüyorlarsa… Akçam ağaçlarının altında toplanıp güneşin utkusunu kutlayan, aslında kışın ayazına karşı “birlikte güçlüyüz” denilmek istenen sürecin kazanımı baltalanır! Noel Baba değil, Ayaz Ata’nın o masalsı bilgeliği ile üreticinin emeğini, yoksulun ısınma hakkını savunan toplumcu bir sıcaklıktır aslında bu.
***
Kış kapıya dayanmış, insanlar burunlarından solumakta zorlanıyor, emekliye/ çalışana insanca yaşamlarını sürdürebilecekleri aylık vermeyi çok görüyorlar, soğukta insanlar ısınamıyor, sabahın karanlığında okul yoluna düşen çocukların üşümekten dişleri kilitleniyor; insanlar Noel Baba mı, Ayaz Ata mı tartışmasını yaptırıyorlar! Toplumda insanların geleneklerini ortaya koyanlarla neden uğraşırlar anlamam!
Kötüye kullanılmadığı, insanların değerlerini/ inançlarını/ yaşam biçimlerini korumaya layık düşünceyi kıskaca almadığı, toplumcu düşünceden uzaklaşmadıkça “başkasının inandığına inanmak, başkası da benim inandığıma inanmak” zorunda değil! Noel kutlamak isteyenler kutlar, Ayaz Baba ile kutlamak isteyen kutlar, kapalı salonlar bunun ikisini de ret ederek kutlayan kutlar; ancak kendi kutlamalarına katılmayanları hiç kimse suçlayamaz, kınayamaz, toplumsal ayrışmaya neden olacak söylemlerde bulunamaz!
***
Adana’nın sıcağı neydi öyle? Rantın her yeri betona boğduğu koca kentte, Atatürk Parkına koşuyordu çokları, yaşlı çam/ çınar/ turunç ağaçları altındaki banklarda gölge arıyordu haklı olarak! Kanalda, yaşamlarını hiçe sayarak çocuklar çimiyordu! Banka şubelerinin iklimle serinlemesine koşanlar da vardı! sokak köpekleri bile büyük mağazaların serin köşelerinde kendilerine yer arıyordu…
Yılın en uzun gecesini uğurlarken, Nardugan’ı unutmayanlar da vardı, günlerin bugünden başlayarak uzamasıyla birlikte güneşin doğacağına/ sıcaklık vereceğine inananlar da vardı! Olmasın mı? Sistem, insanların “bir şeylerini” eksiltmek için çaba harcıyor, tıpkı “doymasını/ yaşamasını” istemediği gibi! Şunu da belirtmem gerek; Adanalı soğuğu sevmez, aynı biçimde sevdikleriyle uğraşılmasını da sevmez; anlayın ne demek istediğimi…
GÜNDEM
Az önceADANA
1 saat önceADANA
1 gün önceADANA
3 gün önceADANA
4 gün önceADANA
5 gün önceGÜNDEM
5 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.