Dr. SÜMER ÖZTANRIÖVER

Dr. SÜMER ÖZTANRIÖVER

01 Nisan 2020 Çarşamba

Covid-19 salgını ruh sağlığımız da tehdit ediyor

Covid-19 salgını ruh sağlığımız da tehdit ediyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dr. SÜMER ÖZTANRIÖVER

Covid-19 salgını ruh sağlığımız da tehdit ediyor

Tüm dünyada hızla yayılan Covid-19 salgını, sadece beden sağlığımızı değil, ruh sağlığımızı da tehdit ediyor. Bu tehdide karşı biz insanların tepkilerini üç grupta toplayabiliriz: İnkârcılar, panikle karşılayanlar, sağlıklı tepki verenler.
1.İnkârcılar: Virüse karşı önlem almayı gereksiz bulan, yasakları dinlemeyen, “bize bir şey olmaz” diyenler ve bir de fos tevekküllüler. Gerçek tevekkül, gereken önemi alıp sonucun %100 kontrolünde olmadığını bilmektir. Fos tevekkül ise hiçbir önlem almayıp kaderci takılanlardır. Bu grup kendileri hastalanmasa da birçok kişiyi enfekte edecek, yayılmasına aktif katkıda bulunacak potansiyel taşıyıcılardır.
2. Panikle karşılayanlar: Yoğun kaygı belirtileri gösteren, geç saatlere kadar haber kanallarını izleyen, bilgi kirliliği ile felaket senaryoları kuran, vücudunu dinleyip her belirtiyi Covid hastalığı olarak yorumlayan gruptur ki kendileri ve yakınları için aşırı endişelidirler. Uyku, yeme düzeni bozulmuş, günlük işlevlerini yapmakta bile zorlanan ve aşırı önlem alan gruptur. Bunlar ellerini saatlerce yıkayıp, evlerini saatlerce dezenfekte ediyor olabilirler. Bu kişilerde Covid salgınından önce de kaygı bozukluğu belirtileri genellikle vardır. Günlük yaşamı sekteye uğratan, ilişkileri ve işlevselliği bozan bir kaygı durumu varsa psikiyatrik yardım alınmalıdır. Çünkü kaygı vücut direncinizi düşürecektir.
3. Sağlıklı tepki verenler: Bu grupta da korku olduğunu görürüz. Çünkü korku, doğal ve koruyucu bir tepkidir, bizi önem almaya iter. Bu kişiler güvenilir kaynaklardan bilgi edinir, kendileri ve başkaları için sorumluluk alırlar.
Büyük bir belirsizlikle karşı karşıyayız ve bu hepimizde belli oranda stres yaratmakta. Bu salgınla baş etmek, beden ve ruh sağlığımızı korumak için neler yapabiliriz:
1.Doğru bilgi, güvenilir bilgi, gece gündüz değil makul sürede bilgi edinmek: Covid-19 adlı virüsle ilgili bilgileri özetleyecek olursak: Çok bulaşıcı, hızlı yayılıyor, evet; ancak her bulaşanı öldüren bir hastalık değil. %80 hafif, % 10-15 ağır seyrediyor, hasar bırakabiliyor. %2-3 oranında ölüme yol açıyor. Ölümler ileri yaşta ve kronik hastalığı olanlarda çok yüksek. Bunun dışında yoğun virüse maruz kalan yani hasta ile temas etmek de ölümcül sonuçlara götürebiliyor. Virüsün yağlı bir zarfı var, su ve sabun ile yıkayarak ya da alkol ile bu yağı eritip etkisiz hale getirebiliyoruz. 2.Sorumluluk almak: Evde kalmak, elini yıkamak ve sosyal mesafeyi gözetmek en önemli korunma yolumuz.
3. Güçlü bir bağışıklık sistemi virüsü yenmede en önemli silahımız: Bunun için sağlıklı beslenmek, düzenli uyumak, dinlenmek ve egzersiz yapmak günlük yaşamımızın bir parçası olacak.
4.Sosyal ilişkiler ve duygusal ihtiyaçlarımızı doyurmak: Aynı evde yaşadığımız aile bireylerimiz ile Covid dışı sohbetler, birlikte oynanan oyunlar, film izlemek, yanımızda değillerse online görüşmeler yapmak ve duygularımızı paylaşmak çok yararlı. Güçlü görünmeye çalışmak, duyguları gizlemek bağışıklık sisteminizi baskılar. Eğer duygularınızı başkalarıyla paylaşmak sizin için çok zorsa duygularınızı yazmak, resme dökmek de çok iyi gelir. Duygularla baş etmek, onları örtmek için tütün, alkol, madde kullanımı bağışıklık sisteminizi zayıflatacaktır, kaçınılmalıdır.
5 Kendimize vakit geçirmek, kendimizle arkadaşlık etmek: Evde kalmak zorunda olabilir, işimizi yapamıyor/işten çıkarılmış olabilir ve okullarımıza gidemiyor olabiliriz ve bunun için şu anda yapabileceğimiz hiçbir şey olmayabilir. Kendimize soracağımız doğru soru şudur: “Bu salgından enkaz halinde mi çıkacağız, yoksa gücümüzü muhafaza ederek mi?” Sorun çözme becerilerimizi yitirmemek için yarım kalmış, bitirilmemiş işlerimizi bitirmek, kitap okumak, yeni bir hobi edinmek, yeni beceriler kazanmak (yabancı dil, müzik, yemek, resim vs) , dans etmek, şarkı söylemek, komik videolar-filmler izlemek, – yalnız başınıza veya ailenizle birlikte yapabileceğiniz- bağışıklık sisteminizi güçlendirecek ve dayanıklılığınızı artıracak uygulamalardır. Bunlar duygularınızı örtmek değil, sağlıklı kalmanızı sağlayan, iyimserliğinizi besleyen uygulamalardır. Fazla miktarda bilgisayar oyunları oynamak ise buna dahil değildir.
6. Diğer insanları kollamak: Bir olayın travmatize edici etkisi olayın büyüklüğüyle değil, çaresizlik, kontrol kaybı ve hareketsizlik olduğunda artar. Eyleme geçmek ve bir şeyler yapmak ise çaresizliğin ilacıdır ve travmatize olmanızı engelleyebilir. Başkasına iyilik etmek, hem alanı hem de vereni mutlu eder. Yalnız yaşayan, evden çıkamayan komşularınızın ihtiyaçlarını gidermek, hatırlarını sormak sizi sağlıklı tutacaktır. Ancak bunun bir sınırı vardır: Kendinize rağmen iyilik etmeyin, yani kendinizi paralamayın, bu tersine size zarar verir.
7.Çocuklarımızı korumak: Çocuklarımıza yardım edebilmek için önce kendi duygularımızla başa çıkabilmemiz gerekir. Çevrede çok kaygılı yetişkinler varsa çocuklar kendi duygularını saklayıp yetişkinleri rahatlatmaya soyunabilirler. Hareketli günler yaşanırken hiç etkilenmiyor hatta mutlu görünen çocuklarda ilerde sorun çıkması olasıdır. Çocuklarımız aşırı kaygılı da olabilir. Onlara ne yaşandığını, ne düşündüğünü sormak, duygularını ve bu duyguları bedeninde nerede hissettiğini sormak, duygularla baş etmeyi kolaylaştırır. Yargılamamak ve duygularını olumlamak gerekir. “Korkmamalısın, üzülmemelisin, güçlü olmalısın” gibi duygularını bastırmaya yönelik yaklaşımlar açıkça zararlıdır.
7. Travma Sonrası Büyüme: Covid-19 hayata bakışımızı şekillendiriyor. Birkaç hafta önce sizi kaygılandıran şeyleri bir düşünün. Durup hayatımıza, kendimize yeniden baktık ve önceliklerimizi değiştirdik. İşte bu bizim Travma Sonrası Büyüme dediğimiz şeye götüren bir yoldur. Hayatımızın geçiciliğinin ve kırılganlığının farkına varırken; şükretmek, tanıdığımız ve tanımadığımız insanlar için dua etmek, Metta meditasyonu (tüm canlılar için şefkat hissetmeye odaklı meditasyon) yapmak yapabileceklerimiz arasında.
Son söz olarak; dünya mikropları tanımadan, nasıl korunacağını ve savaşacağını bilmeden de büyük pandemilere/salgınlara maruz kaldı ve atlattı. Kısaca: bu da geçer.

Devamını Oku

Çocuğun Karnesi, Ailenin De Karnesidir

Çocuğun Karnesi, Ailenin De Karnesidir
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dr. SÜMER ÖZTANRIÖVER

Çocuğun Karnesi, Ailenin De Karnesidir

Çocuklarımız karnelerini aldı. Ogün bazı yüzler güldü, bazı yüzler asıldı. Ne yazık ki yüzü gülenler için bu harika bir haber, her şey yolunda diyemiyorum. Yüzü asılanlar için de bu çok kötü bir haber, her şey felaket de diyemem. Çünkü karne bir göstergedir. Tıpkı hava durumu gibi. O anın, o yılın bir göstergesi. Çocuğun, ailenin hatta öğretmenlerin. Kendi deneyimlerimizden de biliyoruz ki çocuk öğretmenini severse o dersi de sever. Kendisiyle, öğrencilerle, dünyayla barışık bir öğretmenin; öğrencileri için yaşam boyu kutup yıldızı olduğunu biliyoruz.
Şimdi karneyi nasıl okumamız gerektiğine bakalım. Çocuğumuzun karnesi mükemmelse, ancak hiç arkadaşı yoksa herkesin kendini dışladığını, sevilmediğini düşünüyorsa, sosyal ortamlardan kaçınıyorsa ve yüzü gülmüyorsa ruh sağlığı karnesi kötü demektir. Bu durumda yapılacak olan şey bir uzman yardımına başvurmak ve çocuğu ders dışı sosyal aktivitelere yönlendirmek olmalıdır.
Karnesi kırıklarla dolu olan çocuklar için anne babalardan “Çocuğum zeki ama çalışmıyor “ söylemini çok duyarız. Bu durum çocuğun akademik zekasının normal, ancak duygusal zekasının düşük olduğu anlamına gelir. Duygusal zeka akademik zekadan daha önemlidir.
Nedir duygusal zekâ; kendi duygularının farkına varıp onları düzenleyebilmek (ör. Öfke, korku, üzüntünün üstesinden gelmek) ve stresi yönetebilmek, kendini motive ederek hedeflerine yönelmek, başkalarının duygularını anlamak ( empati yapabilmek) ve doğru karşılığı vermek ve başkalarıyla bağlantı kurmaktır. Buna bir de mizah özelliğinin olmasını ekleyebilirsiniz ki bu, ruh sağlığının göstergesidir. Duygusal zekâsı yüksek, yani kendisiyle barışık, çevresiyle barışık, kendini motive eden, aile, arkadaş, sosyal iletişimi dengeli çocukların karnesi iyidir.
Çocuğun karnesi aynı zamanda ailenin göstergesidir demiştik. Bazı iyi karneler ailenin kötü göstergesidir. Şöyle ki çocuk sevilmek ve değerli olmak için deliler gibi çalışır, aşırı hırslıdır, 100 üzerinden 98 alınca ağlar. Öz değeri başarıya bağlıdır. Ailenin başarıyı sözde değil ama özde çocuktan üstün tuttuğunun göstergesidir.
Bazı kötü karneler de yine ailenin kötü göstergesidir hata yapmasına izin verilmeyen ailelerdir bunlar. Şımarmasın diye övülmeyen, daha iyisini yapsın diye hep eksik ve yanlışları söylenen çocuklardır. Bu çocuklar hata yapmaktan o kadar çok korkar hale gelir ki ne kadar çalışırsa çalışsın yüksek kaygı; çalıştığı her şeyi silip süpürür ve tabii ki başarısız olurlar.
Ne yapmak gerekiyor? Önce çocuğumuza teşekkür edeceğiz, emeği için. Daima emeği sonuçtan üstün tutacağız. Bu karnenin hem onun hem bizim gösterdiğimiz olduğunu söyleyeceğiz. Hedefimiz en iyi okullarda okusun en yüksek notları alsın olmayacak; ayakları üzerinde duran, duygusal açıdan dengeli, kendilerine uygun, severek yapacakları mesleklere sahip mutlu çocuklar yetiştirmek olsun. Bunun için çocuğumuzu olduğu gibi kabullenmek; olumlu yanlarını vurgulamak, odasına izin almadan girmemek, yani ona komşumuzun çocuğuna yaptığımız gibi saygı ile yaklaşmak; ana baba olarak bizim karnemizde ki notları da yükseltecektir. Her zaman benimsediğimiz slogan burada da geçerlidir: Önce ben. Yani önce ben sağlıklı ve dengeli olayım, kendime yardım edeyim ki sonra çocuğuma yardım edebileyim.

Devamını Oku

Yeni Yıl Hediyesi

Yeni Yıl Hediyesi
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dr. SÜMER ÖZTANRIÖVER

Yeni Yıl Hediyesi

Bu gece tam bir yıl boyunca bize eşlik edecek yeni bir yılın doğumuna tanık olacağız. Her doğum gibi heyecanla, dilekle, duayla karşılayacağız onu. Birbirimize kutlamalarda bulunacağız; sağlık, mutluluk ve şans getirmesini dileyeceğiz.
İlk dileğimiz, ki bunlardan en önemlisi olup sadece gidince anlıyoruz değerini. Sağlıklı olduğu için bedenimizin her bir parçasına teşekkür etmek ve onu sevindirmek, yeni yılda kendimize verdiğimiz ilk hediyemiz olabilir.
Mutluluğa gelince mutluluğun daha büyük, daha güzel, daha ışıltılı şeylere sahip olursak geleceğini sanırız. Reklamların bizi yemlediği yegane temadır mutluluk: “Ye mutlu ol, al mutlu ol, git mutlu ol” vs. Oysa bunlar havai fişek gibi bir an gözlerimizi kamaştırıp sonra kaybolan ve yerini boşluğa bırakan geçici ve kısa süreli yanılsamalardır. Mutluluğun reçetesi anda yaşamak, elinizde olanı takdir etmek ve şükretmektir. Kazancakis’in Zorba’sı der ki “Nasıl bir insan denizde bir yunusla karşılaşır ve heyecana-coşkuya kapılmaz?” Yaşamı coşkuyla karşılamak; değiştiremeyeceğimiz şeylere direnmek yerine kabul etmek, akıntıya karşı kürek çekmek yerine kendimizi akışa bırakmaktır.
Gelelim şansa. “Yaşam nedir” diye sorsanız “O bir hikayedir” derim size. Hepimizin gerçek olduğuna inandığımız, kendimize ve başkalarına anlattığımız hikayelerimiz var. Oysa hepsi sadece düşünceler, çıkarımlardır. Örneğin “Yeterince iyi-güzel değilim” bir gerçek değil, sadece düşüncedir. Shakespeare der ki “İyi ve kötü yoktur, düşünce onu öyle yapar.” Bilirsiniz, bilgisayarlarımıza programlar yükler ve okur, yazar, çizer, oynar, izleriz. Ve yine bilirsiniz ki bilgisayarlar gerçeklerle ilgilenmezler. Ona “iki kere iki beştir” programını yüklerseniz, ona göre sonuçlar alırsınız.
Tıpkı bunun gibi düşüncelerimiz de gerçeklerle ilgilenmez ve onu tekrar etme sıklığımıza bağlı olarak beynimizi programlar. Bunlar bizi büyütüp geliştirdiği gibi yaralayıp sakatlayabilir de. Bu şu demektir: Kendinizi yeni yılda “Sağlıklıyım, mutluyum, şanslıyım” diyerek de programlayabilirsiniz, tersini söyleyerek de. İkisi de sadece seçiminize kalmış ve ikisinde de siz haklısınız.

Kendimize, başkalarına ve diğer tüm canlılara verebileceğimiz en değerli hediye ise merhametle seven bir kalptir. O bir sahip olma değil, birlikteyken, ayrıyken hatta onu hiç görmesek-tanımasak bile onu sevmek, acısını hissetmek ve gerektiğinde yardımına koşmaktır. Gözlerimizdeki ayrılık perdesini kaldıran, hem seveni hem de sevileni bir ve aynı yapan bir hediye.

Devamını Oku