10 Aralık 2025 Çarşamba
Siyasetçilerin peryodik olarak yaptırdıkları anketlerle yol haritalarını belirledikleri Türkiye’de, kimin güç kaybedip kimin güç devşirdiğini yine siyasetçilerin açıklamaları ile öğreniyoruz.
İnanmak isteriz ama bu anlamda yapılan açıklamalar hiç de inandırıcı gelmiyor insanlara…
Sebebi ise gayet açık ve net. Araştırmaları yapan araştırma şirketleri olunca, onların yaptığı anketler de sağlıklı olmuyor. Sadece açıklanan sonuçlar, yönlendirme, insanların kafalarına zikretme anlamı taşıyor.
Aslında ne sağlıklı anket, etrafınızdaki insanların ortaya koydu tepki veya sevgi ile ölçülüyor. Bir topluluğun içine girdiğinizde orada konuşulanlar, anketten daha sağlıklı sonuçların ortaya çıkmasına neden oluyor. Ben kendi adıma en sağlıklı anketin yaşayan insanların duygu ve düşünceleriyle birbirlerine söyledikleri, anlattıklarıyla ortaya çıkacağına inanıyorum.
Ve de öyle yapıyorum…
SONAR şirketi bir araştırma yapmış. Kamuoyu yoklamasında MHP’nin oy oranının yüzde 4 bandına kadar gerilediğini tespit etmiş. Yüzde 4 oranına mı düştü MHP’nin oyu bilemem ama gördüğüm bir hakikat var ki o da MHP’nin özellikle şu açılım sürecinden sonra ciddi anlamda oy kaybına uğradığıdır. Etrafımızdaki insanların söylemlerinden ben de bunu görebiliyorum. Lakin oy kaybının miktarını yüzde olarak elbette ölçecek değilim.
İktidar cephesinde yer alan AK Parti ve MHP’nin siyasi çıkışları aslında oy kaybı veya kazanımını belirleyen faktör oluyor. Kimin oy kaybına uğrayıp kimin ise güç devşirdiğinin en sağlıklı testi sanırım sandık ortaya konulunca çıkacak.
İşin özünde oy kaybı ve kazanımını şu arifede belirleyecek olan etken üzerine şu iki soruya yanıt vermek gerekiyor. Açılım sürecine yönelik tabanda tepki var mı? Yok mu?
İkinci soru ise MHP’nin yargı, anayasa ve bürokrasi politikalarında AK Parti’yi sıkıştırıp sıkıştırmadığı sorusuna yanıt aramak lazım.
Bu soruların yanıtını eğer siyasetçiler bulursa, yol haritalarını yani seçime giderken belirleyecekleri yol haritalarını buna göre seçecekler.
Kulislere yansıyana göre, AK Parti’de MHP’nin oy kaybının kronik hale geldiği, bu nedenle seçim senaryolarının yeniden yazılması gerektiği görüşü ağır basıyor deniliyor.
Yeni öneri olarak “İttifakı genişletme, sağ yelpazede yeni siyasi aktörlere kapı açarak daralan tabanı genişletme, MHP ile formel ortaklığı sürdürüp, seçim bölgelerinde alternatif işbirlikleri oluşturma, merkez sağda siyasi alanı daraltan MHP etkisini azaltarak farklı partilere yönelme gibi eğilimlerin konuşulduğunu da duymaya başladık.
Kısacası AK Parti ile MHP arasındaki bu anketlere de yansıyan arayış formüllerinin neticesini sanırım ileriki günlerde biraz daha net görmeye başlayacağız. Siyaset, zemini kırılgan ve değişkendir. Onun için net bir ifade kullanmak kişiyi bağlar. Biz de kendimizi bağlamak istemeden, yaşanan gelişmeleri aktaralım istedik.
Şunun şurasında yeni yıla sayılı günler kaldı. Asgari ücret ile emekli maaşlarına ve memur maaşlarına yapılacak zamlar konuşuluyor şu günlerde.
Hükümet cephesine bakacak olursanız en iyimser yüzde 20 verecek bu kesime…
Beklentiler ise çok yüksek. Bütün siyasi partiler el yükseltip asgari ücret ile emekli ve memur maaşlarına yapılacak olan zamlar konusunda rakamlar açıklamaya başladılar. Seyyanen zamdan bahsediliyor. Bu arada seyyanen zam, kamu yöneticileri ve kariyer uzmanlarına yapılacak deniliyor. Miktarı ise belli olmuş bile. 30 bin lira deniliyor.
Aklımın almadığı bir konu var benim. Aynı ülkede yaşayan işçiye ve emekliye açlık sınırının altında maaş veriyorsunuz. Memura biraz daha fazla maaş verirken, üst düzey kamu yöneticisi ile kariyer uzmanı diye nitelendirdiğiniz kişilere de astronomik rakamlarda maaş veriyorsunuz.
Sanki işçi, memur ile astronomik rakamlarda maaş alanlar sanki ekmeği farklı fiyata alıyor. Çarşı pazarda alışveriş yaparken onlara farklı fiyat mı uygulanıyor? Hayır…
Hepsi aynı havayı teneffüs ederek aynı ürünleri satın alıyor. Ancak bir kesime sen şu para ile yetin, Allah’ına şükret deniliyor. Diğer kesime ‘sana bu para yetmez’ denilerek oluk oluk para akıtılıyor.
Böyle bir adalet sistemi olmaz. Olmamalı da…
Lakin bize bunu reva görenlerin de insafının ayarının kaçtığını düşünüyorum.
Yılbaşında emekli, dul ve yetimin halini oturup seyretsin bu ülkenin siyasetçileri…
Her siyasi partinin asgari ücret ile diğer kesimler için beklentilerine bakıyorum. Uçuk kaçık teklifler var ortada. Hükümet ise ‘Siz konuşun konuşabildiğiniz kadar, ben bildiğimi okurum’ zihniyeti ile yaklaşıyor olaya.
Ancak görünün bir hakikat var ki, o da siyasi iktidarların bu tutum ve yaklaşımı onlara oy kaybı olarak yansır. Geri döner. Ne zaman? Sandık ortaya konulduğu zaman…
Kesimler arasında ayrım yapmak, hem kul katında hem de Allah katında takdir kazanmaz…
Kariyer uzmanlarına seyyanen 30 bin lira zam verenler ‘Kariyer uzmanlarının işinin zor olduğunu’ gerekçe göstermeleri karşısında ben de aynen şu cümleleri kullanıyorum. “Akademisyenlerin, doktorun, polisin, öğretmenin ve zor görevlerde çalışan milyonlarca memurun işi kolay mı?”
Son bir cümle ile siyasetçilere önemli bir hatırlatma yapmak istiyorum.
“Sandık ortaya konulursa seyyanen 30 bin lira zam vereceğiniz kariyer uzmanlarının da oyu bir tane. Açlığa mahkûm ettiğiniz kişinin de oyu bir tane!”
Sanırım bütün yazının özeti bu olsa gerekir…
Ali yazar Veli bozar misali, alınan bir karardan sonrasında geri adım atmak kime ne fayda getirir? Sorusunu sormadan yaz-boz misali kararları değiştirmek kanımca doğru bir yöntem gibi gözükmüyor. Bu tespiti yaparak önceki gün televizyonlara ve gazetelere haber olan önemli bir konuyu gündeme taşımak istiyorum.
Haziran 2023’te Hükümetin ekonomi yönetimi bir karar aldı. Yüksek enflasyonla mücadele kapsamında kredi kartlarına yönelik kısıtlamalar getirmişti.
2024’ün ilk aylarında BDDK, bankalara gönderdiği sözlü talimat ile kredi kartlarından yapılacak taksitli nakit avans işlemlerinde vade sayısını 12’den 3’e düşürmüş, kart sahiplerinin toplam limitlerinin en fazla yüzde 25’ini nakit çekebilecek şekilde düzenleme yapmıştı.
BDDK, kredi kartlarından yapılacak nakit avans işlemlerinde tavan tutarı 25 bin TL olarak belirlemiş ve talep enflasyonunu baskılamak amacıyla bu önlemleri yürürlüğe koymuştu.
Eğer doğru ise öğrendiğimiz bilgiler, 2026 Ocak ayından itibaren bu kurallarda gevşemeye gidilmesi planlanıyor. Alınan kararla neyi planlıyorlar? Sınırlama getirilince kim neyi kaybetti? Kartlı işlemlerde sınırlama getirildiğinde nakit avans kullanımının azalmasına yol açtığı ifade ediliyor.
Yeni yılda kredi kartlarından yapılacak taksitli nakit avans işlemlerinde, mevcut 3 aylık azami vadenin ilk aşamada 6 aya, ilerleyen dönemde ise geçmiş yıllarda olduğu gibi 12 aya yükseltilmesi hedefleniyor.
Kredi kartları ailelerin icraya düşmesine vesile olan bir sonuç ortaya çıkarıyor. Harcanırken kolay, ödenirken zorluk çekiliyor kredi kartlarıyla…
Kanımca kredi kartlarının limitlerini genişletmek doğru bir yöntem değil. Ekonomiye ne anlamda katkı getirecek onu bilemem. İnsanların mağduriyetlerine neden olduğu için kredi kartlarının limitlerinin kaldırılmamasının doğru olacağını düşünüyorum. Herkes ayağını yorganına göre uzatmalı..
Getirilen kısıtlamadan da vazgeçilmemeli…
Yeni yıla 45 gün kaldı. Türkiye nüfusunun büyük bir bölümünü ilgilendirecek asgari ücret ile emekli maaşlarına yapılacak olan zam konusunda belirli kesimler verilecek zam miktarının yüzde 20’yi geçmeyeceğini ifade etmeye başladılar.
Bu demek oluyor ki, 16 bin 800 lira emekli maaşı alan insanlar en fazla 3 bin 200 liralık bir maaş artışı ile karşı karşıya kalacaklar. Bozdur bozdur harca misali. Asgari ücretin de en fazla 27 bin lira olacağı konuşuluyor.
Yoksulluk, sefalet yani sizin anlayacağınız sürünmeye devam…
Kendi adıma daha fazla bir zamla karşı karşıya kalacağımız konusunda hiç ama hiç ümidim yok. Hükümetin olaya bakış açısı belli. Ümitlenmek adına da hiç hayale kapılmayalım.
Benim anlamadığım konu şu ki, bu kadar insanın yoksulluk ile inim inim inlediği bir ortamda bizlere bunu reva görenler hiç rahatsız olmuyor mu? Bu insanlar bu para ile geçinemediklerini söyledikleri halde biz onlara niçin böyle davranıyoruz? Sorusunu kendilerine sormuyorlar mı?
Yani vicdandan bahsediyorum. Vicdanlar tatile mi çıktı?
Kanımca hiç rahatsız olmuyorlar. Olmadıkları gibi vicdanen rahatsız olanları da eleştirip ikinci kez vicdansızlık yapıyorlar.
Geçenlerde bir eve konuk oldum. Müstakil evinin bahçesinde çalı, çırpı toplayarak üçayaklı saç kurup ateş yakıp üzerinde tenceresinde yemek yapmaya çalıştığını gördüm. Bir yandan duman tütüyor, diğer yandan yanan çalı ve çırpının isi ile kararmış tencereyi karıştıran bu anneye, ‘evinde tüp yok mu ki sen burada bu rezillik içinde yemek yapıyorsun?’ dedim.
O anne, ‘tüp alacak paramız yok, tüpümüz bitti ve alamadık’ dedi.
Evine yemek yapacak tüpünü alamayan insanların varlığından habersiz olanlara da bir çift sözümüz olacak. ‘inşallah bir gün siz de tüp alacak parayı bulamaz duruma gelirsiniz!’
Bunu buradan söyleyince bana ‘beddua’ etmek doğru değildir diyerek tepki gösterirsiniz. Vallahi o tüpü alacak parası olmayan anneyi görmeyenlerin suskunluğu karşısında benim beddua edecek duruma gelmemin hiç önemi yok. Eğer bunun günahı var ise buna ben bir insan olarak razıyım.
İnsanlar gerçekten rezil. Bayat ekmek alan insanlar var bu ülkede. Makarnaya talim eden insanlar var. Uzağa gitmeye hiç gerek yok. Seyhan’ın Mithatpaşa Mahallesinde makarna ile karın doyunan ve beslenemeyen, çocuklarını daha iyi geleceğe hazırlayamayan onlarca evin kapısını çakıp bu insanların varlığından o görmezlikten gelen insanlara bu yaşam koşullarını gösterebilirim.
Tabi görmek isterlerse…