26 Eylül 2020 Cumartesi
Çalışma hayatını olumsuz yönde etkileyen unsurlardan birisi de tükenmişlik sendromudur. Günümüzde yaygın olarak rastlanan bu sendrom “başarısız olma, yıpranma, enerji ve gücün azalması veya tatmin edilemeyen istekler sonucunda bireyin huzurunda meydana gelen tükenme durumu” şeklinde tanımlamak mümkündür.
Tükenmişlik sendromu aniden ortaya çıkan bir durum değildir, aksine yavaş ve sinsice gelişen bir belirtiler yumağıdır. Tükenmişlik belirtilerinin göz ardı edilmesi de onun ilerlemesine ve başa çıkılmaz hale gelmesine neden olmaktadır. Bu sebeple tükenmenin sinsi sürecinin belirtilerinin iyi bilinmesi ve zamanında teşhis edilerek gerekli önlemlerin alınması çok önemlidir.
Tükenmişlik sendromu depresyon ile karıştırılabilir. Her ikisi de insanın motivasyonunu azaltıp hayattan zevk almasını engellese de, aralarında önemli farklar vardır. Depresyondan kaynaklanan olumsuz duygular hayatın tümüne yayılmışken, tükenmişlik sendromu sadece yapılan işle ilgilidir.
Tükenmişlik belirtileri kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte, genel olarak fiziksel, psikolojik ve davranışsal belirtiler olmak üzere üç başlık altında incelenmektedir.
-Tükenmişlik fiziksel anlamda öncelikle hafif belirtiler olarak kendisini göstermektedir. Bu belirtiler; yorgunluk ve bitkinlik hissi, baş ağrısı, uyuşukluk, uyku bozuklukları şeklinde sıralanmaktadır.
-Psikolojik belirtiler; engellenmişlik hissi ve sinirlilik, nedeni bilinmeyen huzursuzluk ve tedirginlik, sabırsızlık, özgüvende azalma, güçsüzlük, enerji kaybı, iş ile ilgili ümitsizlik düşüncelerde belirsizlik ve karmaşıklık, asılsız şüpheler ve paranoya, depresyon, suçluluk hissi ve çaresizlik şeklinde sıralanabilir.
-Davranışsal belirtiler konsantrasyon düşüklüğü, çabuk öfkelenme, ani sinir patlamaları, ağlama nöbetleri, işi yavaşlatma, işten uzaklaşma, işine karşı gittikçe büyüyen hoşnutsuzluk, düşük iş performansı, işe geç gitme ve gitmemeler şeklinde sıralanabilir.
Tükenmişlikle başa çıkmak için:
∗ Kendini iyi tanımak ve ihtiyaçlarını belirlemek
∗ İşle ilgili gerçekçi beklenti ve hedefler geliştirmek
∗ Kişisel gelişim ve danışmanlık gruplarına katılmak
∗ Nefes alma ve gevşeme tekniklerini öğrenmek
∗ Kişinin insan olarak sınırlılıklarını bilmesi ve kabullenmesi
∗ Hobi edinmek
∗ Zaman yönetimi konusunda bilgi sahibi olmak,
∗ İşe ara vermek veya iş değişikliği yapmak,
∗ Kendisini stresle başa çıkma konusunda geliştirmek gibi bireysel başa çıkma yolları sıralayabiliriz. Tüm bunların sonucunda başa çıkılamayan sendromlarda mutlaka uzman hekime başvurulmalı ve önlem alınmalıdır.
Çalışma hayatını olumsuz yönde etkileyen unsurlardan birisi de tükenmişlik sendromudur. Günümüzde yaygın olarak rastlanan bu sendrom “başarısız olma, yıpranma, enerji ve gücün azalması veya tatmin edilemeyen istekler sonucunda bireyin huzurunda meydana gelen tükenme durumu” şeklinde tanımlamak mümkündür.
Tükenmişlik sendromu aniden ortaya çıkan bir durum değildir, aksine yavaş ve sinsice gelişen bir belirtiler yumağıdır. Tükenmişlik belirtilerinin göz ardı edilmesi de onun ilerlemesine ve başa çıkılmaz hale gelmesine neden olmaktadır. Bu sebeple tükenmenin sinsi sürecinin belirtilerinin iyi bilinmesi ve zamanında teşhis edilerek gerekli önlemlerin alınması çok önemlidir.
Tükenmişlik sendromu depresyon ile karıştırılabilir. Her ikisi de insanın motivasyonunu azaltıp hayattan zevk almasını engellese de, aralarında önemli farklar vardır. Depresyondan kaynaklanan olumsuz duygular hayatın tümüne yayılmışken, tükenmişlik sendromu sadece yapılan işle ilgilidir.
Tükenmişlik belirtileri kişiden kişiye farklılık göstermekle birlikte, genel olarak fiziksel, psikolojik ve davranışsal belirtiler olmak üzere üç başlık altında incelenmektedir.
-Tükenmişlik fiziksel anlamda öncelikle hafif belirtiler olarak kendisini göstermektedir. Bu belirtiler; yorgunluk ve bitkinlik hissi, baş ağrısı, uyuşukluk, uyku bozuklukları şeklinde sıralanmaktadır.
-Psikolojik belirtiler; engellenmişlik hissi ve sinirlilik, nedeni bilinmeyen huzursuzluk ve tedirginlik, sabırsızlık, özgüvende azalma, güçsüzlük, enerji kaybı, iş ile ilgili ümitsizlik düşüncelerde belirsizlik ve karmaşıklık, asılsız şüpheler ve paranoya, depresyon, suçluluk hissi ve çaresizlik şeklinde sıralanabilir.
-Davranışsal belirtiler konsantrasyon düşüklüğü, çabuk öfkelenme, ani sinir patlamaları, ağlama nöbetleri, işi yavaşlatma, işten uzaklaşma, işine karşı gittikçe büyüyen hoşnutsuzluk, düşük iş performansı, işe geç gitme ve gitmemeler şeklinde sıralanabilir.
Tükenmişlikle başa çıkmak için:
∗ Kendini iyi tanımak ve ihtiyaçlarını belirlemek
∗ İşle ilgili gerçekçi beklenti ve hedefler geliştirmek
∗ Kişisel gelişim ve danışmanlık gruplarına katılmak
∗ Nefes alma ve gevşeme tekniklerini öğrenmek
∗ Kişinin insan olarak sınırlılıklarını bilmesi ve kabullenmesi
∗ Hobi edinmek
∗ Zaman yönetimi konusunda bilgi sahibi olmak,
∗ İşe ara vermek veya iş değişikliği yapmak,
∗ Kendisini stresle başa çıkma konusunda geliştirmek gibi bireysel başa çıkma yolları sıralayabiliriz. Tüm bunların sonucunda başa çıkılamayan sendromlarda mutlaka uzman hekime başvurulmalı ve önlem alınmalıdır.
1980’li yıllardan bu zamana video oyunları hayatımızda yer almaktadır. İnternet yaygınlaştıktan itibaren çevrimiçi oyunlar hayatımıza girmeye başladılar. Cep telefonlarının hayatımıza girmesi ile birlikte bu oyunlar artık her yerden oynanabilir bir duruma gelmişlerdir. Oyun bağımlılığı psikiyatrik bir bozukluk olup aşırı bir şekilde bilgisayar oyunlarının oynanması ve kişinin bu aşırı oyun oynamayı kontrol edememesi olarak tanımlanabilir. Yapılan çalışmalar, oyun bağımlılığının davranışsal ve biyolojik seviyede, uyuşturucu bağımlılığına benzerlik gösterdiğini bildirmiştir. Avrupa’da oyun bağımlığının sıklığı %5 civarında iken Kore’de %15’lere kadar yükseldiği gösterilmiştir.
Oyun bağımlılığı olan kişiler gerçek hayat ilişkilerini oyun bağımlılığına kurban ederler. Oyun bağımlılığına sahip kişilerde dikkat sorunları, yalnızlık, sinirlilik, saldırganlık sık görülmektedir. Çok uzun süreli oyun oynayanlarda epileptik nöbetler görülebilmektedir. Kişi zamanla evinde işinde problem yaşamaya başlar ve hobilerine karşı ilgisini kaybeder. İnternet üzerinden oynanan oyunlar kişilere takım olabilme ve liderlik gibi görevler sunduğu için kişilerin liderlik ihtiyaçlarını karşıladığı, zamanla oyundaki arkadaşlarını günlük yaşantısındaki arkadaşlara tercih ettikleri görülmektedir. Bu sebeple kişilerin sosyal hayattaki iletişiminin azaldığı ve sosyal hayatlarında problem yaşamaktadırlar. Bazı oyunlarda ilerleyebilmek amacıyla kişinin daha güçlü oyun karakteri için para harcama görülmekte bunun sonucunda çocuklarda hırsızlık, erişkinlerde ise maddi sorunlar gözlenmektedir.
Tedavisinde kişinin oyun oynadığı saatleri kısıtlayacak ve yaşamın diğer alanlarına ayrılan zamanı arttıracak düzenlemeler getirilmelidir. Günümüzde kişileri bilgisayardan veya cep telefonundan uzaklaştırmak neredeyse imkansızdır. Bu nedenle onları yararlı içeriği olan, eğitici içerikli oyunlara yönlendirmeli ve cep telefonunu doğru kullanmayı öğrenmeleri için çaba sarf edilmelidir. Oyun bağımlılığı olan kişileri sanata, spora ya da edebiyata yönlendirmek de etkili bir çözüm olabilir. Oyun bağımlılığı özellikle depresyon ve dikkat eksikliği hastalığıyla birlikte görüldüğünden dolayı kişide ek her hangi bir hastalık varsa bunların tedavisinin de mutlaka yapılması gerekmektedir.
Vajina girişi çevresindeki kasların istem dışı kasılması sonucu cinsel ilişkinin ağrılı olması veya olmaması durumuna vajinismus denilmektedir. Vajinismus hastalığı cinsel işlev bozukluklarından biridir ve toplumda yüzde 3-13 aralığında görülmektedir.
Zor ve ağrılı cinsellik yaşama şeklinde kendisini gösteren bir cinsel sorun olarak vajinismus, çiftlerin cinsel yaşantısını olumsuz yönde etkileyen ciddi bir rahatsızlıktır. Vajinismusta, vajinaya girilmesiyle ilgili fobik bir korku ve buna eşlik eden vajinanın yakınındaki kasların istemsiz kasılması görülür. Çoğunlukla vajinismuslu kadınlarda bu belirtilere ek olarak kaçınma da eşlik eder.
Vajinismus hastalığında, ilişki esnasında kadınlarda cinsel birleşme esnasında istemsiz kasılma sonucunda penis vajina içine ya hiç girememekte ya da ağrılı birleşme olmaktadır. Kadınlar ön sevişme sırasında herhangi bir sorun yaşamazlar. İstemsiz vajinal kasılmalar genellikle cinsel birleşme esnasında olmaktadır. Nadiren de olsa vajinismuslu gebe kalan hastalar olabilir.
Vajinismus hastalığı yaşayan kadınlarda ilişki sırasındaki kasılmalar tamamen kişinin kontrolü dışındadır. Bu hastalıktaki kasılmalar istemsiz olarak gerçekleşmektedir. Vajinismus hastalığını yaşayan kadınların çoğu halen bakiredir.
Vajinismusun tedavisi kişiye göre özel farklılıklar gösterir. Vajinismus hastalığının tedavisinin başarısın da hekimin bilgi birikimine bağlı olduğu kadar hastanın çözüm isteği ve eş desteği çok önemlidir.
Tedavisinde cinsel terapi uygulamalarının oldukça faydası vardır. Hemen hemen tüm vajinismus hastaları cinsel terapi metoduyla tamamen düzelmektedir. Vajinismusun tedavisinde sık görülen hatalardan biri erkeğin, partnerini tek başına tedaviye göndermek istemesidir. Vajinismus tedavisi çift halinde uygulanmaktadır. Tedavi için hastanın ve partnerinin birlikte psikiyatri hekimine başvurması şarttır.
Yas sevilen birinin ölümü nedeniyle oluşan doğal bir tepkidir. Yas süreci dört temel evreden oluşmaktadır.
1.evre: Birkaç saat ila hafta arasında değişebilen bu evrede kişi ölümün gerçekliğini kavramakta zorlanır.
2.evre: Kişi kaybın acısını giderek daha fazla hisseder, üzüntü ve özlem duygularını yoğun olarak yaşar. Zihin ölen kişiyle meşguldür.
3.evre: Kaybın geri dönmeyeceği gerçeğinin giderek fark edilmesiyle ümitsizlik ve çaresizlik duyguları ortaya çıkar.
4.evre: Aylar içinde ölümün kesinliğinin ve sonuçlarının kabullenilmesiyle kişinin özlem ve üzüntü duygularının yoğunluğu giderek azalır. Ölen kişinin anıları yitirilmemekle birlikte, kişi kayıptan önceki haline döner, yaşamını yeniden düzenler.
Evreler, her zaman sırasıyla gerçekleşmeyebilir, bazı evreler tekrarlanabilir ya da hiç yaşanmayabilir.
Yas sürecinde, baş ağrısı, göğüste sıkışma hissi, boğazda düğümlenme, açlık hissi, bulantı, kusma, gibi bedensel belirtiler ile birlikte; ölümü inkar etme, üzüntü, ağlama, öfke, tedirginlik, hayata karşı istek kaybı, geleceğe dair umutsuzluk ve karamsarlık gibi duygusal belirtiler görülebilir.
Yasta olan kişilerin yemek yeme, barınma, giyinme gibi temel gereksinimleri karşılanmalıdır. Kişinin kendisini güvende hissedeceği bir ortam oluşturulmalı, kaybın gerçekliğini fark etmesi için ölen kişi hakkında konuşması cesaretlendirilmelidir. Kişinin kayıptan dolayı doğan üzüntü, sıkıntı, öfke, çaresizlik gibi duygularını dile getirmesine izin verilmelidir. “Hayat devam ediyor’’, “Güçlü olmalısın”, gibi acıyı azaltmak için söylenen cümlelerden kaçınılmalı, bunun yerine yaşanan duygular birlikte paylaşılmaya çalışılmalıdır. İnancı doğrultusunda cenaze ile ilgili törenleri yapabilmesine yardımcı olunmalıdır. Aile, arkadaş gibi sosyal destek verebilecek kişilerle temas güçlendirmelidir. Bir an önce çalışma yaşamına yönlendirilmelidir. Yas sürecinin belirtilerinin şiddetli olduğu, beklenenden uzun sürdüğü, kişinin günlük yaşamını, ilişkilerini etkilediği durumlarda kişi psikiyatri uzmanına yönlendirilmelidir.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.