15 Aralık 2025 Pazartesi
Bazen kızarız, neden öyle olmadı veya şöyle yapılsaydı diye. Hatta muhaliflikte yaparız. Mesela yola çöp atana kızarız, o çöpü niye çöp kutusuna atmadı diye. Bunu söyleyende bazen çöpü çöp kutusuna atmaz. Çöpü çöp kutusuna da atana da kızarlar niye mi?
Belediyenin işini yapıyor diye. Ne yaparsanız yapın böyle kişi ve kişilere yaptığınız işi beğendiremezsiniz.
Bir grup var ki, her şeyi eleştirir. Bir grup var ki, her şeye kulp takar. Bir grup var ki, her şeyi onlar bilir. Bir grup var ki, en doğrusunu onlar bilir. Bazı kişi ve kişiler var ki, kendilerinin her şeyi bildiğini zannederler. Ama her şeyi kendilerinin bildiği zannedenler bazen yanlış görebilirler.
Yanlış bilenler sadece muhalif olmak için muhalefetlik yaparlar. Bazen aklar, kara olduğu gibi, karalarda ak olur. Bazı kişilerin işi hep muhalefet olmak ve muhalefet etmektir. Ama şu hiçbir zaman unutulmamalı ki; En başarılı insanlar, her şeye muhalefet edenler değil, tam aksine uyum gösterenlerdir.
Siyaset alanında da sürekli eleştirenler, hep kaybeden olmuşlardır. İnsanlar projeleri olan, projeleri yapan insanları desteklemeli.
Şimdi aşağıda ki yazım, kimseye bir cevap değildir, zaten böyle bir polemiğe de girmem, Yazacaklarım da benim gördüğüm bir tespit.
Ak Parti Adana Milletvekili Faruk Aytek ve Ak Parti il Başkan Yardımcısı Sosyal İşler Başkanı Filiz Kepme bir programa giderken bir program dışı yere uğramışlar (Benim duyduklarım) orada çocukların ayakları çıplakmış yani ayakkabıları yokmuş. Birileri işte niye eli boş gittiniz oraya, efendim İl Başkan yardımcısının giydiği çizme seksen bin TL imiş.
Sn Aytek vekil ile bir dönem İl Başkanı Mehmet Ay zamanında beraber siyaset yaptım, Mütevazı, saygılı ve hayırsever olduğunu gördüm ve biliyorum. Bu konuda gereğini yapmıştır.
Ak Parti İl Başkan Yardımcısı ve Sosyal İşler Başkanı Sn Filiz Kepme ile bu dönem EKM Başkanlığı olarak beraber çalışma imkânı buldum. Gördüğüm ise göreve geldiği günden beri Adana merkez olmak üzere tüm ilçelerde garip gurabanın yardımına koşuyor, Allah var bazı konulara bende şahidim.
Burada fakir mahallelerine yapılan ziyaret veya yapılan yardım değil de, orada Başkanın giydiği ayakkabı öne çıkıyorsa, Acaba burada bir kasıt mı var. Hanım efendi hatırı sayılır bir iş kadını, yanında birçok çalışanı var, birçok ailenin evine ekmek girmesine vesile oluyor.
Şimdi iki yüzlülük yapması mı gerekiyor? Ayağındaki ayakkabıyı çıkarıp, ayak yalın mı gezsin? İş kadını oradan bir toplantıya geçse orada ne olacak? Yatırımcı ve hayır sahipleri övülmesi, takdir edilmesi gerekirken birileri neden hep eleştiri alır?
Hayır sahiplerine tabir caizse ‘armudun sapı var, üzümün çöpü var’ denmemeli, kıskanılmamalı. Ya hem hayır yap, kendi paranı harca tabir caizse kendi paranla rezil ol, bu anlayış İslami bir anlayış değil sokak anlayışıdır.
Nasıl sabahladın? Nasıl sabahladık? Büyük İmamı Şafii Hazretleri; bir sabah namazdan sonra evine dönerken yolda birine rastlar.
Adam önce selam verir, iyi dilek ve duada bulunduktan sonra da “hayırlı sabahlar” manasında “nasıl sabahladın? der. İmam Şafii, nasıl sabahladığını şöyle anlatır: Sekiz tane şeyin benden istendiğini düşünerek sabahladım!:
Adam şaşırır: Ya imam kim sizden 8 tane şey isteyebilir? Sizin kimseyle takışık bir işiniz yoktur ki?
İmam, tebessüm ederek meseleyi açar: Bak benden her sabah kimler neler istiyorlar, der ve şöyle izah eder:
Rabbim benden farzını istiyor. Resulullah benden sünnetini istiyor. Aile çoluk çocuk günlük masrafını istiyor. Nefis kendine tabi olmamı istiyor. Şeytan arkasından gitmemi istiyor. Kiramen kâtibin melekleri iyi şey yazdırmamı istiyor. Geçen günler ihtiyarlanmamı istiyor. Son olarak da Hazreti Azrail hazır olmamı istiyor.
İşte ben bütün bu isteklerin muhatabı olarak sabahlamış bulunuyorum. Her sabah bu sualler cevap bekliyor…
Hazret-i Şafii’yi dinleyen, adam düşünmeye başlar. Bir kaç saniyelik tefekkürden sonra sorar: Ya imam bu saydığın şeyler sadece senden mi isteniyor yoksa benden de isteniyor mu?
İmam Şafii tekrar tebessüm eder ve şöyle der: Orasını ben demeyeyim sen düşün!”
Evet, gelin birde biz düşünelim?
Mesela bugün Allah’ın emrine uyarak namazımızı kıldık mı? Yoksa Allah’ü Teâlâ bizi namaza davet ederken biz, bizler ne yaptık. ?
Bir kimse kıldığı namazı hem kaza, hem de sünnet niyetiyle kılabilir mi?
Kılamaz. Bir namazda hem kaza hem sünnete beraber niyet edilmez. Kılınacak namaza kesin karar vermek gerekir. Böyle niyet edilerek kılınan namaz kaza namazı olur. Sünneti de ayrıca kılmak sünnettir. Her namazın niyetini ayrı ayrı yapmak gerekir.
Soru: Namaz kılıyorken kapatmayı unuttuğum cep telefonum çalarsa ve kapatırsam namazım bozulur mu?
Cevap: Namaz içinde namaza aykırı hareketlerimiz ya amel-i kalil (az hareket) olur ki; mekruhtur, günahtır, hoş karşılanmaz. Ama namaz bozulmaz ve sehiv secdesi gerekmez. Veya amel-i kesir (çok hareket) olur ki namaz bozulur.
Namazda bir elle yapılan hareket amel-i kalildir. Namazda baştan düşen takkeyi bir elle alıp tekrar başa koymak Namazı bozmadığı gibi telefona bir elle müdahale etmek de namazı bozmaz. Ama iki elle olursa namaz bozulur. Ve namazda çalan telefonu çalmasını uzatmadan ve kul hakkına girmeden hemen bir elle kapatmak gerekir.
Ayrıca telefona, namazda çaldığında insanların huşusunu ve huzurunu bozan müzikler yüklenir ve namazda çalarsa vebal olur. Bunun için Müslüman tedbirini almalıdır.
3 Aralık Dünya Engelliler Günü dolayısıyla Ak Parti Genel Merkezi, Partimizin Kongre Merkezi’nde düzenlenen, Engelsiz Türkiye Yüzyılı Dünya Engelliler Günü Buluşması programına Adana heyeti içinde bende katıldım.
Ak Parti Genel Merkezinde yapılan programında, çok güzel bir içerik ve dolu dolu bir program hazırlanmış. Her türlü engeli olan Arkadaşlarımız program içinde bizde güzel bir vakit geçirdik. Tüm emeği geçenlerden Allah Razı olsun.
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sosyal Politikalar Başkanı Fatma Betül Sayan Kaya Konuşmasın da “Engelliler için atılan her adım, verilen her hizmet ve destek aynı zamanda ailelerini de olumlu etkilemekte, güçlü aile, güçlü toplum, güçlü Türkiye hedefimize büyük katkı sağlamaktadır.” ifadelerini kullandı.
Hakikaten bende Adana Ceyhan depreminden sonra Sağ ayağımın ampute olmasından dolayı engelli oldum ve şu an hayatımı bu şekilde devam ettiriyorum. Hani her sağlam bir engelli adayı deniyor ya, işte canlı örneği benim.
İlk defa daha önce ‘özürlü’ olarak tanımlanan toplumun en hassas olan kesimleri, bu dönem engelli olarak tanımlandı.
Evet, daha önceleri gerçekten belki iyi niyetli idi ama sakat kör vb kelimeler kullanılıyordu buda hem engelli şahsı hem de engelli yakınını rencide ediyordu. Ben bile Ayağımı kaybettikten sonra topluma çok zor şekilde adapte oldum.
Gerçekten zor bir süreç ve zor bir olay. Engelliye yapılan olayın, Başkan Kaya’nın da ifadesine göre “Her adım, en az 4 milyon ailemizi yakından ilgilendiriyor” Yani bu rakam ve sayı az değil.
Kaya, engelli ailelerinin, özel durumları nedeniyle daha naif ve kırılgan olduğunu belirterek, “Ulusal engelli veri sistemi kayıtlarımızı esas aldığımızda, engellilere yönelik atılan her adımın, ülkemizde en az 4 milyon ailemizi yakından ilgilendirdiğini görüyoruz. Bu nedenle, engelliler için atılan her adım, verilen her hizmet ve destek aynı zamanda ailelerini de olumlu etkilemekte, ‘güçlü aile, güçlü toplum, güçlü Türkiye’ hedefimize de büyük katkı sağlamaktadır.” ifadelerini kullandı.
Kaya, şunları kaydetti: “Millet olarak maruz kaldığımız onca saldırıya rağmen, bizi asırlardır dimdik ayakta tutan en büyük dayanağımız güçlü aile bağlarımız. Bugün de kadim medeniyet nöbetini devralacaksak, yine aile kurumuna sahip çıkarak, güçlendirerek başaracağız. Biz, ‘Engelsiz Türkiye Yüzyılı’ şiarıyla yürüyor, yeni adımlar atmaya devam ediyoruz. Dünya engelliler günü buluşması vesilesiyle bugün bu salonda sevenler, sevdikleri lider ile bir araya geldi.”
Kaya Sahadan aldığı bilgileri ile anlatırken, ilk defa daha önce ‘özürlü’ olarak tanımlanan toplumun en hassas olan kesimleri, ‘özel politika gerektiren gruplar’ olarak tanımlandı.
Ülkemizin dört bir yanında, gittiğimiz her şehirde engelli kardeşlerimizin yanına vardığımızda, evlerinde ziyaret ettiğimizde, bizler sizin için edilen dualarla karşılandık, ‘Allah, Cumhurbaşkanımızdan razı olsun’ niyazıyla uğurlandık. Bütün bunların sebebi Sayın Cumhurbaşkanım, sizin bu ülkede engellilerimiz için ‘lütuf değil, hak temelli’ anlayışı inşa ve ihya etmenizdir. Bu meseleyi salt bir sosyal politika meselesi olarak değil, tam anlamıyla vicdan, merhamet ve şefkatin kurumsallaşması olarak gördünüz ve bize de bu şekilde yol gösterip talimat verdiniz.
*
Yukarıda anlatılan ve yazılanlara en kalbi teşekkürlerimizi sunarken, Allah Razı olsun diyoruz.
Ama engellileri en yakından ilgilendiren konuları ve sıkıntıları şu şekilde yazmak isterim.
Bir kişi ortopedik engelli ise yani ayağı ampute (Kesik) ve protez ise zor süreç onu bekliyor.
Neden mi? İşte nedeni Ankara’ya gitmeden önce protez yapan bir işyerinden bilgi almak için uğradım. En düşük protezin yüz bin olduğunu bunun sadece yirmi binini SGK yani devlet ödüyor. Hadi durumu halkımızın tabiri ile borç harç yaptırsa bu Sekseni ödese, garip guraba ne yapacak?
Zaten Beş yılda bir ödenen bu ücret ödenmediği için birçok kişinin mağdur olduğunu ifade ediyor iş yeri sahibi. Hatta bazı kişi ve kişiler çok kez gelip tamir ettiriyor, buda bir müddet sonra ihtiyaca cevap vermiyor.
Bir diğer konu ise engelli araç alımının on yıla çıkarılması. Bu konuyu istismar edenler varsa, yüce devletimizin eli, kolu uzun bu konuyu istismar eden kişi ve kişileri bulup cezaları vermesi gerekirken, ez sayıda istismarcı varsa bunları etkili ve yetkililerin (Amir, memur) bulmaması/bulamaması diğer kişilere bu olayın yükselmesi engellileri hem mağdur hem de rencide ediyor. (Aileleri de)
Ankara yaşanmayan ama Adana’da defalarca yaşanan ve hem de şu an bile devam eden bir olay var ki,
Aile Bakanlığının verdiği seyahat kartlarına Adana Büyükşehir Belediyesine Bağlı Özel Halk otobüs sahiplerinin, şoförlerinin engelli, gazi vb kişi ve kişileri “Beleşçi”, “Bizim köylü” gibi ifadelerle rencide etmesi (İçlerinde iyi olanlar ama bunlarda kooperatif başkanları dâhil engel olmuyor veya olamıyor) Hatta bazı duraklarda durağın ilerisinde durması yolcuyu orada indirip zikredilen kişi ve kişilerin araca binmemesi için elinden gelenleri yapması, bazı duraklarda ise görmemezlikte gelip hiç durmaması sorunu olduğu bu konuda devleti temsil eden kurum yetkilerinin için bu olayın kökten çözümü konusunda ciddi bir adım atmaması ise ayrı bir konu.
(Manevi Evlat; Zeyd bin Harise) Zeyd bin Harise, Kelp Kabilesinden 8 yaşında bir çocuktu…
Annesi ile birlikte akraba ziyaretindeyken, baskına uğramış ve pazara götürülüp köle olarak satılmıştı…
Efendimizin eşi, Hz Hatice bu köle çocuğu 600 dirheme satın alıp evine getirmişti…
Efendimiz hemen bu çocuğu azad edip hürriyetine kavuşturdu…
Fakat bu köle çocuk, gördüğü güzellik karşısında, Efendimizin Nur yüzüne ve güzel ahlâkına âşık olup, özgürlüğünü ve anne babasını değil de, Efendimizin yanında kalmayı tercih etmiştir…
Zeyd bin Harise nin anne babası kaybolan çocuklarını hertarafta soruyor soruşturuyor, onun acısı ve hasreti ile yanıp tutuşuyorlardı…
Mekke ye Hacca gelen Kelp kabilesinden bazı kimseler, Zeyd bin Harise yi görüp tanıdılar ve babasına haber verdiler…
Zeyd in babası yanına kardeşini de alarak Mekke ye Peygamberimizin yanına geldiler…
Zeyd in babası: Ey Abdullah ın oğlu, yanında bulunan oğlumuz için sana geldik, kurtarmalık akçesini verelim oğlumuzu serbest bırak! dedi…
Peygamberimiz: Bundan başka bir isteğiniz varmı? diye sordu…
Zeyd in babası: Bundan başka isteğimiz yoktur! dedi…
Peygamberimiz: Zeyd’i çağırın, eğer sizi tercih ederse, kurtarmalık akçesi alınmadan o sizindir alın götürün!
Yok, eğer beni tercih ederse, onu dilediğini işlemekte serbest bırakın! dedi…
Zeyd in babası: Sen bize karşı çok insaflı ve iyi davrandın! dedi ve Zeyd’i çağırdılar…
Peygamberimiz Zeyd’e: Şunları tanıyormusun? diye sordu…
Zeyd: Evet tanıyorum, bu babamdır, şu da amcamdır! dedi…
Efendimiz Zeyd’e: O halde ya beni tercih et yanımda kal, ya da onları tercih et ve onlarla git! dedi…
Zeyd: Ben hiç kimseyi sana tercih etmem, sen bana anne ve baba makamındasın! dedi…
Zeyd in babası hiç beklemediği bu cevap karşısında: Ey Zeyd, yazıklar olsun sana, sen köleliği bize tercih ettin! dedi…
Zeyd: Evet, ben bu zattan öyle şeyler gördüm ki, O’nu hiçbir zaman hiçbir kimseye tercih edemem! dedi…
Pegamberimiz Zeyd in bu bağlılığını görünce, onun elinden tutup Kureyş halkının karşısına çıkarıp: Şahit olunuz ki Zeyd benim oğlumdur, ben ona varisim, o da bana varistir! dedi…
Zeyd in babası ve amcası bunu görünce, memnun ve hoşnut olarak yurtlarına döndüler…
Böylece Zeyd bin Harise, böylesine Yüce bir Peygamberin manevi oğlu olma şerefine nail olmuştur…
Efendimizin Nur Cemâlini ve güzel ahlâkını gören bir kimse, Müslüman değilse dahi, O’na âşık olur ve hemen Müslüman olur, O’nu canından çok severdi…
Böylesine Yüce bir Peygamberin ümmeti olduğumuz için, Allah-ü Teâlâ ya ne kadar şükretsek azdır…
Bu Dünya da kendisini göremedik ama, Ahirette Nur Cemâlini görüp, Şefaatine nail olanlardan oluruz, inşALLAH…
***
KUL HAKKI BAĞIŞLANIR MI?
Bağışlanmaz. Kul hakkına gireni Allah’ın (c.c) bağışlaması için, evvela kişinin hak sahibinden helallik alması gerekir. Hak sahibinin affetmesi şarttır. Kul hakkı yemek haksızlıktır. Haksızlığa uğrayan, dünyada alamazsa hakkını ahrette alır. Eğer hak yiyenin sevapları varsa ahrette ondan hakkı kadar alınır ve haklıya verilir. Eğer hak yiyenin sevabı yoksa bu defa zulme uğrayanın yani hak sahibinin hakkı kadar günahı ona (zalime) yüklenir.
Her ne kadar sudan DSİ birinci dereceden sorumlu ise de, suya ihtiyaç duyulan şu günlerde özellikle bölgemizde suyun önemini bilerek hareket etmemiz gerekiyor. (Rabbim İnşallah kısa zamanda toprağı doyurucu, afetsiz ve süreli bir yağmur yağdırmayı nasip eder.)
Su havzalarındaki kaynakların hoyratça kullanılmasını yazmayacağım. Nehirlerin sularının hoyratça kullanılmasını yazmayacağım. Neden hızlı bir şekilde damlama su sistemine geçilmesini yazmayacağım. Fıskiye su kullanımına geçilmesini yazmayacağım.
Gelin o zaman şuradan başlayalım. Adana öncü ve kadim bir şehirdir. Kimseyi aç ve tok bırakmaz. Sıcak şehirdir. Şehrin göbeğinde Ziyapaşa Mahallesinde kahvenizi içer, Büyük Saat’te ciğerinizi yer, mutlu insanlarla güne devam edersiniz.
Şimdi buradan önce DSİ Genel müdürüne bir çağrım var. DSİ Genel Müdürü Sayın Mehmet Akif Balta daha önce bu öncü şehirde Bölge Müdürlüğü yaptı. Bu şehri iyi bilir. Bölge müdürlüğü binasını iyi bilir. Adana ve çevresini çok iyi bilir. Bu şehrin ekmeğini yiyip, suyunu içmiştir. Bu şehir için başarılı işler yapmış, yapmaya çalışmıştır.
Sayın Genel Müdürüm Mehmet Akif Balta ve 6. Bölge Müdürüm Celal Tokalak bu öncü şehre bir yeni bölge müdürlüğü yapılması bir çaba sarf edin. Edin ki, eseriniz olsun Adana için olsun. Geçen günlerde Şanlıurfa’ya gittim, güzel bir bölge müdürlüğü binası var. Bir ara DSİ Genel Müdürlüğü binasına uğradım. Bina tabir caizse 5 yıldızlı otellere taş çıkartır.
Biz genel müdürlük gibi bir hizmet binası değil ama çevre illerin bölge müdürlüğü gibi bir bina yapılmasını istiyoruz Adana halkı olarak. Her şey var, eksik olan bir elin buraya dokunması lazım.
Bir dokunuş yapın bu güzel şehre, güzel bir hizmet binası yapımı için. Adana vefalı insanların yaşadığı şehir, bu insanlar sizi unutmaz. Bekliyoruz Adana için bu hizmeti..
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.