24 Ocak 2026 Cumartesi
Malum olduğu üzere, ABD ve Fransa, Almanya, Rusya, Yunanistan gibi ülkeler, ülkemizin güney sınırları boyunca bir “Kürdistan” devleti kurmak istiyorlar. Tabi, bu devletin, ileride Türkiye’nin güneydoğusunu da içine alması da planlarının içinde bulunuyor.
Osmanlı’nın son dönemleri ve erken Cumhuriyet dönemindeki Kürt ayaklanmalarını da bu nedenle sürekli desteklemişlerdir. Son yıllarda ise emperyalist ülkeler Irak’ta Barzani ailesini ile birlikte Irak ve Suriye’deki PKK yapılanmalarına da büyük mali ve silah desteği sağlamışlardır. Fransa, Almanya, Belçika, İsveç gibi batı ülkeleri ,Türkiye’den giden PKK yanlılarına sorgusuz” sualsiz kapılarının açmış, jet hızıyla otuma izinleri vermiştir.
Son dönemlerde özellikle Suriye’de YPG ve onun da içinde bulunduğu SGD eliyle Türkiye sınırı boyunca Irak sınırından Akdeniz’e uzanan bir hatta tampon bir Kürdistan yaratılmaya çalışıldığını da artık tüm dünya biliyor. Türkiye Cumhuriyeti yetkilileri de bu gerçeği her fırsatta dile getirirken, devlet olarak da çeşitli önlemeler almakta.
İşta bu konuda, sosyal medyada, “Türk Tarih Otağı” adlı sayfa, emperyalizmin Suriye, Irak ve şimdilerde yine İran’da Türk kentlerinde Kürdistan oluşturma çabalarına karşı ilginç bir öneri getirdi. Türkiye’nin güney sınırı boyunca, Türkmeneli tampon bölgesi oluşturulmasının önerdi.
Bugün Kürdistan diye kabul ettirilmeye çalışılan Musul Kerkük, Erbil, Telaferi içine alan bölge ile Suriye’nin kuzeyi zaten Türkmeneli’dir. Türkmeneli’nin bir kısmı ABD desteğiyle Kürt gruplar tarafından fiilen işgal edilmiş, bir kısmı da kağıt üzerinde Kürdistan olarak gösterilmektedir.
Mevcut Türkmeneli gerçeğini düşününce, Türk Tarih Otağı’nın önerisi hiç de yabana atılacak ve gerçekleşmeyecek bir öneri değil. Mevcut Türkmeneli’nin işgalden kurtarılmasını da, Türkiye’nin güvenliğini de sağlayacak bir öneri.
İşte o öneri:
“Türkiye’nin güney sınır hattı, son on yılda yalnızca bir sınır olmaktan çıkmış, bölgesel ve küresel güçlerin vekalet savaşlarının yürüttüğü bir güvenlik koridoruna dönüşmüştür. Bu bağlamda, Türkiye’nin milli güvenlik doktrini açısından Türkmeneli Tampon Bölgesi’nin tesisi; sadece bir terörle mücadele stratejisi değil, aynı zamanda demografik ve kültürel bir “ileri karakol” inşa etme projesidir.
Tampon bölgenin temel amacı, PKK/YPG gibi ayrılıkçı terör örgütlerinin Akdeniz’e uzanma hayali kurduğu sözde “terör koridoru”nu kalıcı olarak kesmektir.
Sınırın sıfır noktasından itibaren oluşturulacak derinlikli bir kontrol alanı, Türkiye içindeki sivil yerleşim birimlerini doğrudan tehditlerden koruyacaktır.
Bölgenin ileri karakollarla donatılması, Türkiye’nin savunma hattını sınırın ötesine taşıyarak operasyonel kabiliyetini artıracaktır.
Tampon bölgenin sürdürülebilirliği, sadece askeri güçle değil, sosyal bir doku inşasıyla mümkündür.
Suriye ve Irak’ın kuzeyindeki yerli Türkmen nüfus ile bölgedeki Türkiye yanlısı Arap aşiretlerinin entegrasyonu, bölgenin istikrarı için kilit rol oynar.
Türkiye’deki sığınmacıların, güvenliği sağlanan bu bölgelere planlı bir şekilde yerleştirilmesi, hem Türkiye’nin üzerindeki demografik yükü hafifletecek hem de bölgede PKK’nın boşalttığı alanlarda organik bir sivil direnç hattı oluşturacaktır.
Doğu Türkistan Türkleri de (Uygur Türklerinin) bu bölgeye yerleştirilerek, Çin zulmünden kurtulup bu bölgede hem kendileri için güvenli bir yurt bulacak hem de yüksek milli bilinçleri sayesinde Türkiye’nin sınır güvenliğinde sarsılmaz birer “uç beyi” görevi göreceklerdir.
Bu yerleşim, bölgeyi bir “Küçük Türkistan” haline getirerek, Orta Asya’dan Mezopotamya’ya uzanan Türk dünyası bağını sembolik ve fiziksel olarak güçlendirecektir.
Bu yapı kurulduğunda, Türkiye sadece sınırlarını korumuş olmayacak, aynı zamanda bölgedeki tarihi ve kültürel mirasına sahip çıkarak jeopolitik bir satranç hamlesini başarıyla tamamlayacaktır.
1-)Türkmeneli Tampon Bölgesi projesinin güvenlik ayağını tamamlayacak en kritik unsur, bölgenin sadece bir yerleşim alanı değil, aynı zamanda yüksek güvenlikli bir “Rehabilitasyon ve Caydırıcılık Merkezi” haline getirilmesidir.
El Salvador lideri Bukele’nin “suçun eğitimle değil, tavizsiz bir devlet otoritesiyle durdurulabileceği” yaklaşımı, bu bölgedeki asayiş stratejisi için bir model teşkil edebilir.
Türkiye’deki kronik suç odaklarının ve terör iltisaklı unsurların bu bölgede kurulacak özel statülü alanlarda ıslah edilmesi, iç güvenlikte radikal bir rahatlama sağlayacaktır.
Bukele’nin vurguladığı gibi, toplumsal huzuru tehdit eden ağır suçlular için eğitim veya fırsat eşitliği gibi yumuşak yöntemler yerine, devletin sert gücünün hissedildiği yüksek güvenlikli yapılar inşa edilmelidir.
Şehir merkezlerindeki suç şebekeleri ve çete yapılanmaları, ana karadan izole edilmiş bu tampon bölgedeki özel tesislerde toplanarak toplumdan tecrit edilmelidir.
Islah süreci, bu unsurların tampon bölgenin altyapı çalışmalarında (yol, karakol, savunma hattı inşası, madem vb.) zorunlu olarak çalıştırılmasını içerebilir. Bu durum hem suçlunun topluma olan “borcunu” ödemesini sağlar hem de bölgenin inşasını hızlandırır.
Suçluların, Türkiye’nin konforlu cezaevi şartlarından ziyade, disiplinin ve devlet otoritesinin en üst düzeyde olduğu bu “ileri karakol” bölgesine gönderileceklerini bilmeleri, ülke içindeki suç oranlarını dramatik şekilde düşürecektir.
El Salvador’un “cinayet başkenti”nden en güvenli ülkelerden birine dönüşme başarısı, suçluya karşı gösterilen sıfır tolerans politikasının bir sonucudur. Türkmeneli bölgesinde uygulanacak benzer bir disiplin, bölgeyi sadece PKK’lılardan arındırılmış bir yer yapmayacak; aynı zamanda Türkiye’nin toplumsal huzurunu bozan unsurların “devlet eliyle hizaya getirildiği” bir adalet merkezine dönüştürecektir.”
Sabah kahvemi alıp pencereyi açtım.
Dışarıda kuşlar cıvıldıyor, şehir uyanıyor.
Benim için de bir uyanış zamanıydı.
Artık koçluk kariyerimin zirvesi geride kalmış, çakralarım hâlâ düzensiz ama artık umursamıyorum.
Odaya baktım:
Beş sertifika duvarda gururla asılı, kristaller masada parıldıyor, tütsü külleri hâlâ hafifçe havada dans ediyor.
Defterler, uygulama bildirimleri, Zoom kayıtları…
Hepsi bir zamanlar benim dünyamı ele geçirmişti.
Ama bugün bir karar verdim:
“Mine, artık evrenle bu kadar uğraşmayacaksın.
Belki o da senden sıkılmıştır.”
İlk iş olarak, sertifikaları topladım.
Hepsini bir kutuya koydum, üstüne küçük bir not iliştirdim:
“Teşekkürler, öğrettikleriniz için ama artık yollar ayrıldı.”
Kristalleri de özenle yerleştirdim, çakralar için çizdiğim renkli diyagramları kaldırdım.
Tütsü de son kez yandı, dumanı pencereden dışarıya karıştı.
Sanki şehir bile biliyordu: bir dönem kapanıyor, yeni bir sayfa açılıyordu.
Dışarı çıktım.
Kahvemi alıp bankta oturdum, güneş gözlerime vuruyor.
Telefon sessizde, sosyal medya sessizde, evren sessizde.
Sadece ben vardım ve şehir, kuşlar, hafif bir esinti…
Ve o an anladım:
“Asıl koçluk, insanın kendine yaptığıdır.
Başkalarını yönetmek değil, kendi kalbini, kendi gülüşünü yönetmek.”
Bir gülümseme yayıldı yüzüme.
İçimdeki Kukumav kuş artık huzurlu, biraz tembel ama mutlu.
Ve sessizce düşündüm:
“Bazen enerji takip etmez, frekans boşta kalır. Ama işte hayat, boş frekansta bile güzel.”
Defterimi açtım ve son cümlemi yazdım:
🪶 “Bugün evrenle vedalaşıyorum. Belki yarın yeniden selamlaşırız. Ama şimdilik, ben kendimle barıştım.”
Ve o gün, Cumartesi, Mine’nin hem mizahi hem de huzurlu yeni hayatının başlangıcı oldu.

ŞEHMUS BAYSAL
13 ay önce yerel basının içinde bulunduğu mali açmaza çözüm olması adına İYİ Parti Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi ve Grup Başkanvekili Recai Mercimek Bey meclise bir öneri sundu.
Bu önerinin içeriğinde İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin modeli ortaya konuldu ve bu modele göre Büyükşehir Belediyesi’nin meclis kararlarının yerel gazetelerde yayınlanması öngörülüyordu. Bu yayınlar Basın İlan Kurumu aracılığıyla yayınlanacak ve her yerel gazeteye de eşit olarak mali kaynak temin edilecekti.
Öneri Belediye Başkanına danışılıp fikri alınmadan verildi diye mi 13 komisyonlarda bekletildi onu bilmiyorum ama 13 aydır meclis üyeleri öneri üzerinde mutabık olup bu teklifi oylayamadılar!
Karşı çıkan meclis üyelerinin gerekçelerini öğrenmeye başladık şu günlerde. CHP’li Grup Başkanvekili Serdar Seyhan “Başkan Zeydan Karalar bu teklife sıcak bakmıyor” gerekçesiyle komisyonda öneriyi buzdolabına kaldırdı deniliyor!
Diğer grup başkanvekilleri de Serdar Seyhan’dan farklı düşünüyorlar elbette ama komisyonda bir türlü oylayamadılar.
Ben yerel bir gazeteci olarak bu gündem maddesinin oylanıp meclise getirilmesinin yasal bir zorunluluk olduğunu söyleyebilirim. Bekletilmesinin kanunen mümkün olsa da etik olarak doğru olmadığını düşünüyorum.
Başkan Zeydan Karalar Bey ve belediye idaresi bu öneriyi doğru bulmuyor ve katılmıyor iseler meclise gelince konuyla ilgili tavırlarını ortaya koyarlar. Gerekçelerini sunarak red oyunu kullanırlar. Olur biter.
Uzatmanın anlamı yok…
Bu konuyla ilgilenmesi gereken en önemli kurum Çukurova Gazeteciler Cemiyeti’dir. Cemiyetin de öneri ilgi alanına girmiyor gördüğüm kadarıyla. Girmiş olsaydı teklifi takip ederek üzerlerine düşerlerdi.
Yerel basına can suyu gibi gelecek olan bu teklif verilir iken buna karşı çıkanların diğer meslek gruplarına yönelik desteklere olumlu oy kullandıklarını da biliyoruz. Diyebilirler ki “pandemi döneminde yerel gazetelere aylık olarak destek verip ilanımızı yayınlattık”
Doğrudur. Pandemi sürecinde ilan yayınlandı. Bunda bir sıkıntı yok. Bu teklif yerel gazetelere sadece pandemi gibi dönemlerde değil, kalıcı bir yardım olması adına verildi. Belediyelerin desteği olması adına bu teklif verildi. Demek ki yardımcı olma konusu sadece pandemi dönemi ile sınırlıymış.
Teklifi veren de siyasetçi, karşı çıkanlarda…
Burada bir terslik olsa gerekir.
Meclisin kabul etme zorunluluğu gibi bir eğilimi olamaz. Ama komisyona sevk edilen gündem maddesinin oradan oylanıp meclise getirilmesi zorunludur. Çünkü o komisyona o gündem maddesini meclis havale etmiştir.
Kararı da merak ediyorum, bakalım komisyondan ve meclisten nasıl bir oylama sonucu çıkacak.
Mesleğimiz adına, ayakta kalma adına gayret içindeyiz. Kişisel olarak bir talebimiz hiçbir zaman olmadı, olmaz da. Bunu bizi bilenler bilir. Kendimizi anlatmaya da gerek yok. Gazetecilik mesleği adına çırpınıyoruz. Bir kenara siyasetçiler not etsin lütfen.

ŞEHMUS BAYSAL
Dünyanın bin bir türlü derdi var iken neler yaşanıyor diye etrafınıza bakar iseniz benim söylediğim gibi “Allah akıl versin” demek durumunda kalırsınız bazı gelişmeler için…
İtalyan Sanatçı Maurizio Cattelan’ın muzu duvara bantlayarak başlattığı sanatsal çalışma(!) tüm Dünyayı etkisi altına aldı.
Düşünebiliyor musunuz? Bir kişi çıkıyor. Bir adet muzu duvara bant ile yapıştırıp bunu satışa çıkarıyor. 120 bin dolara da muzu satıyor.
Bunu da alan var Dünyada!
İtalyanlar bunu yaparlar da bizimkiler boş durur mu?
Durmadılar elbette.
Adıyaman’da ki çiğ köfteci Sait Önder’de bu sanat akımına katıldı.
İtalyan sanatçının muzu koli bandıyla duvara yapıştırmasıyla başlayan bu akım, dünyanın çeşitli ülkelerinin yanında Türkiye’nin çeşitli illerinde de bu yönde sanatsal çalışmalar gerçekleştirildi.
Kayseri’de pastırma, Trabzon’da hamsi kullanılırken Adıyaman’da da çiğ köfte kullanıldı.
Sait Önder, yoğurduğu çiğ köfteyi duvar yerine cama bantladı. “Acısı yeter” sloganıyla “Lülük” ismini verdiği çiğ köfteyi cama yapıştıran Sait Önder, iyi yoğrulan çiğ köftenin kendiliğinden tavana, duvara yapışarak aylarca öyle kaldığını dile getirerek, “İtalyan sanatçı Maurizio Cattelan’ın dünya gündemine gelmek için muzu duvara yapıştırıp sanata katkıda bulundu. Bizde çiğ köftesi ile meşhur Adıyaman’a katkıda bulunmak için sanat eseri yaptık. Aslında bizim çiğ köftemiz kendisi yapışır. Ama bizde sanata katkı sunmak için bantla yapıştırdık. Bizim çiğ köftemiz zaten yoğurularak mükemmel bir sanat yapılıyor. Tavana, duvara yapışır ve aylarda yapıştığı yerde kalır” dedi.
Banta da gerek yok aslında!
Bizim çiğ köftemiz, pastırmamız, hamsimiz 120 bin dolara satılmadı ama anında yanıt veren Türk insanının aklı ile yine ön plana çıktık.
Her türlü mucitlik vardır bizde…
Ne diyelim, sanatçı olunca işin rengi başka oluyor. O vakit akıl almayacak bir davranış dahi para ediyor para!
Bol kazançlı günler diliyorum.

ŞEHMUS BAYSAL
Dünyanın bin bir türlü derdi var iken neler yaşanıyor diye etrafınıza bakar iseniz benim söylediğim gibi “Allah akıl versin” demek durumunda kalırsınız bazı gelişmeler için…
İtalyan Sanatçı Maurizio Cattelan’ın muzu duvara bantlayarak başlattığı sanatsal çalışma(!) tüm Dünyayı etkisi altına aldı.
Düşünebiliyor musunuz? Bir kişi çıkıyor. Bir adet muzu duvara bant ile yapıştırıp bunu satışa çıkarıyor. 120 bin dolara da muzu satıyor.
Bunu da alan var Dünyada!
İtalyanlar bunu yaparlar da bizimkiler boş durur mu?
Durmadılar elbette.
Adıyaman’da ki çiğ köfteci Sait Önder’de bu sanat akımına katıldı.
İtalyan sanatçının muzu koli bandıyla duvara yapıştırmasıyla başlayan bu akım, dünyanın çeşitli ülkelerinin yanında Türkiye’nin çeşitli illerinde de bu yönde sanatsal çalışmalar gerçekleştirildi.
Kayseri’de pastırma, Trabzon’da hamsi kullanılırken Adıyaman’da da çiğ köfte kullanıldı.
Sait Önder, yoğurduğu çiğ köfteyi duvar yerine cama bantladı. “Acısı yeter” sloganıyla “Lülük” ismini verdiği çiğ köfteyi cama yapıştıran Sait Önder, iyi yoğrulan çiğ köftenin kendiliğinden tavana, duvara yapışarak aylarca öyle kaldığını dile getirerek, “İtalyan sanatçı Maurizio Cattelan’ın dünya gündemine gelmek için muzu duvara yapıştırıp sanata katkıda bulundu. Bizde çiğ köftesi ile meşhur Adıyaman’a katkıda bulunmak için sanat eseri yaptık. Aslında bizim çiğ köftemiz kendisi yapışır. Ama bizde sanata katkı sunmak için bantla yapıştırdık. Bizim çiğ köftemiz zaten yoğurularak mükemmel bir sanat yapılıyor. Tavana, duvara yapışır ve aylarda yapıştığı yerde kalır” dedi.
Banta da gerek yok aslında!
Bizim çiğ köftemiz, pastırmamız, hamsimiz 120 bin dolara satılmadı ama anında yanıt veren Türk insanının aklı ile yine ön plana çıktık.
Her türlü mucitlik vardır bizde…
Ne diyelim, sanatçı olunca işin rengi başka oluyor. O vakit akıl almayacak bir davranış dahi para ediyor para!
Bol kazançlı günler diliyorum.

ŞEHMUS BAYSAL
Dünyanın sorunu oldu para…
Varlığı bir dert, yokluğu bir başka dert.
Ülkelerin savaşması, çatışma, eziyet, zulüm ne arar iseniz arayın temel nedenidir parasızlık…
Lidyalılar icat etmişler parayı ama bu kadar da insanları birbirine düşman edecek noktaya getiren bir araç olduğunu bilselerdi belki paranın, icat etmekten vazgeçerlerdi.
Fakirleşen toplum, yoksullaşan ülke…
Para savaşları…
Türkiye’nin son yıllarda ülke ekonomisinin ayağa kalkarak canlanmasını istemeyen dış güçlerin özellikle döviz-faiz-kur üzerinden yaptıkları oyuna bakacak olursanız paranın ne kadar önemli olduğunu bilirsiniz, görürsünüz.
Aklı başında olmayan ve saçmalayan Tramp, dünyanın geçerli akçesi olan dolar üzerinden ülkelere ‘ezerim’ mesajı çektiğini dikkate alırsanız paranın önemini bir kez daha anlarsınız.
Şükürler olsun ki son dönemlerde Türkiye ekonomisi akıl yoksunu Trampın bu tehditlerinden hiç ama hiç etkilenmedi.
Parasızlık zor dedik. Zor olanı da katlanmak insanlara zulüm gibi gelir.
Adana’da sıcak para akışının olmadığını çeşitli yazılarımda dile getirip bu konuda nelerin yapılması gerektiği yönünde dilimin döndüğünce de görüşlerimi ortaya koyuyorum. Esnafın, üreticinin, çiftçinin, tarımsal sektörden beslenen paydaşların, sanayicinin, tüccarın içinde bulunduğu olumsuz koşulların yani parasızlığın, ürettiğinin ve imal ettiğinin değer bulmamasının acilen sonlandırılması gerektiğini her daim yazarak dile getiren bir kişiyim.
Ne yazık ki son bir yıldır süren bu olumsuzluk bir türlü düzelmedi.
Esnaf yine kepenk açıp siftahsız bir şekilde kepenk kapatıyor.
Üreticinin ürettiği para etmiyor.
Sanayici ve tüccar sıkıntılı.
Bütün bunları Adana’da yaşıyoruz, hissediyoruz. Para o kadar önemli ki evliliklerin dahi temel dayanağı haline geldi.
İntiharların, kayıpların, iflasların temel dayanağı haline geldi.
Keşke olmasa..
Temenni etmeyiz. Bu nedenle önce EKONOMİ diyoruz ve ekonominin iyi yönetilmemesi halinde ülkelerin her konuda başının dara düşeceğini belirterek yetkililere bir çağrımız olsun yazımızın sonunda diyorum.
Adana ekonomisi zor durumda.
Bu konuyu rahatlatmak adına Adana’da ekonomi çalıştayı yapılarak ne yapılabileceğine dair görüş ve önerilerin ortaya çıkarılması, Adana’nın yol haritasının çizilmesi gerekiyor.
Bana göre elzem oldu…
Var mısınız hadi gerçekleştirmeye?
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.