Geçtiğimiz günlerde akşam saatlerinde eve dönmek için bir durakta belediye otobüsü beklerken küçük gibi görünen ama aslında büyük bir soruna tanıklık ettim. Benimle birlikte durakta, yaşları yirmi civarında olan ve çoğunluğu kız öğrencilerden oluşan bir grup vardı. Her gelen belediye otobüsüne aynı soruyu sordular: “Yurtlara çıkıyor mu?”
Ne yazık ki gelen otobüslerin hiçbiri yurtların bulunduğu güzergâha uğramıyordu. Araçlar Çukurova Üniversitesi ve Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi hattında çalışıyor, ancak yurtlara sapmadan yollarına devam ediyordu. Gençlerin bu çabasını görünce yaklaşık kırk dakika boyunca durakta kaldım ve onları gözlemledim.
Belediye otobüslerinden olumlu yanıt alamayan bazı öğrenciler mecburen özel halk otobüslerine bindi. Ancak çoğu, ellerinde çantalarıyla, tedirgin bakışlarla durakta beklemeye devam etti. Sohbete girince meselenin sadece bir ulaşım tercihi olmadığını anladım.
Özellikle kız öğrenciler, yurtların bulunduğu bölgenin akşam saatlerinde son derece karanlık olduğunu, çevrenin yeterince aydınlatılmadığını ve zaman zaman yabani hayvanların dahi bölgeye indiğini anlattılar. Karanlıkta uzun mesafeler yürümek zorunda kalmanın kendilerini korkuttuğunu, bu yüzden yurtların önünden geçen otobüsleri beklediklerini söylediler.
Durakta en son tek başına kalan bir kız öğrencinin yaşadığı tedirginlik ise insanın içini burkuyordu. Saat ilerledikçe endişesi yüzünden okunuyor, her geçen dakika güvenlik kaygısı daha da artıyordu.
Buradan Adana Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Sayın Güngör Geçer’e, Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Daire Başkanı’na ve Otobüs Şube Müdürü Sayın Hüseyin Kara’ya seslenmek istiyorum.
Öğrenciler korkularında da, endişelerinde de, taleplerinde de son derece haklı. Balcalı–Çukurova Üniversitesi ve Stadyum–Alparslan Türkeş Bilim ve Teknoloji Üniversitesi hattında çalışan belediye otobüslerinin güzergâhlarında yapılacak küçük bir düzenleme, büyük bir sorunu ortadan kaldırabilir.
Otobüslerin yurtların bulunduğu caddeden geçmesi sağlansa, öğrenciler gece karanlığında yürümek zorunda kalmadan, güvenle yurtlarına ulaşabilir. Bu, belediye için belki küçük bir güzergâh değişikliği; ama gençler için hayati öneme sahip bir hizmet olacaktır.
Bir Adanalı olarak, bu şehirde okuyan ve geleceğini kurmaya çalışan öğrencilerin ulaşım sorununa duyarlılık gösterilmesini bekliyoruz. Kentin misafiri değil, bu kentin bir parçası olan gençlerimizin güvenliği, birkaç duraklık bir değişiklikten çok daha değerlidir.
Unutmayalım: Küçük gibi görünen adımlar, bazen bir şehirde en büyük güven duygusunu yaratır.
**
Mevlüt Abi’nin Not Defteri
Toplu taşıma, çay hatırı ve komşu kontenjanı
Geçenlerde, artık bizim mekân sayılan kahvehanede oturmuş çayımı yudumluyordum. Hani bazı kahvehaneler vardır; insan çayı içtikçe memleket meseleleri çözülür ama memleketin bundan haberi olmaz… İşte o hesap.
Tam o sırada, toplu taşımada kader birliği yaptığımız Halil Usta aradı.
“Neredesin?” dedi.
“Kahvedeyim, çay içiyorum,” deyince, “Yakındayım, geliyorum,” dedi.
İçimden dedim ki: Bu adam ya memleketi kurtaracak ya da otobüs saatlerini yeniden yazacak.
Geldi, oturdu, çaylarımızı söyledik. Soğuk havada sıcak çayı yudumlarken mevzuya girdi:
“Yarın sabah bizim on durakta buluşalım, birlikte çarşıya inelim,” dedi.
Kararlaştırdığımız gibi sabah 8.30 otobüsü için 8.15 gibi duraktaydım. Halil Usta her zamanki gibi erkenciydi. Otobüs gelene kadar, klasik ritüelimizi yerine getirdik: Memleketi kurtardık, belediyeyi düzelttik, ekonomiye yön verdik.
Otobüsün hareket etmesine bir dakika kala Halil Usta, karşıdan gelen genç bir kadını gösterdi:
“İyi izle,” dedi. “Kart vurmadan binecek.”
Önce biz bindik. Gözümüz kadındaydı. Genç kadın, elini kolunu sallaya sallaya otobüse bindi, kart falan yok… Orta kapının yanındaki koltuğa kuruldu. Rahatlık desen, sanki hattın sahibi.
Halil Usta derin bir nefes aldı ve dosyayı açtı:
“Son durakta bir ev var,” dedi. “O evin mensupları kart vurmadan biniyor. Ev sahibi, sürücüye ‘yeğenim’, ‘arkadaşımın çocuğu’, ‘bizden’ falan diye sesleniyor. Onlar da ev horantası gibi bedava biniyor.”
Yetmedi, bir bilgi daha verdi:
“Diğer evin kızı da var. Önceden kart basardı. Son on beş gündür kart yok. Havalar otobüsün tapusu üstüne.”
Ben de dedim ki:
“Usta, ağzınla söylüyorsun zaten. Son duraktaki evdekiler çay hatırına biniyor. Diğeri de komşu kontenjanını kullanıyordur.”
Bir süre sustu.
O susarken, ben deyaşam dersi niteliğinde o meşhur tavsiyeyi patlattım:
“Takma kafana,” dedim. “Millet nasıl biniyorsa binsin. Eğer ille de takacaksan, sen de son durak müdavimi ol, kart basmadan bin.”
GÜNDEM
Az önceADANA
3 saat önceADANA
1 gün önceADANA
3 gün önceADANA
4 gün önceADANA
5 gün önceGÜNDEM
5 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.