Büyükşehir Zabıtasına Düşen Görev

Büyükşehir Zabıtasına Düşen Görev

ABONE OL
4 Ekim 2025 07:59
Büyükşehir Zabıtasına Düşen Görev
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Adana’da toplu taşımanın halini bilmeyen yok. Belediye başkanları, meclis üyeleri, bürokratlar ve en önemlisi biz vatandaşlar her gün bu manzaraya tanıklık ediyoruz. Duraklardaki karmaşa, yolları işgal eden halk otobüsleri ve dolmuşlar yüzünden belediye otobüslerinin çalışması adeta mucizeye kalıyor.

Öyle ki, birçok durak halk otobüsü ve dolmuş şoförleri için bekleme noktası, sohbet köşesi, hatta çay molası yerine dönmüş durumda. Öyle bir işgal var ki, bırakın belediye otobüslerini, özel araçların bile geçmesine olanak tanımıyorlar.

Bunun en çarpıcı örneklerinden biri Küçüksaat durağı. Burada dolmuşlar ve halk otobüsleri öyle bir diziliyor ki, belediye otobüsünün durağa yanaşması neredeyse imkânsız hale geliyor. Yolcular, yolda bekleyen belediye otobüsüne ulaşabilmek için adeta 100 metrelik engelli koşusuna çıkıyor. Koşuyu “başaran şanslılar” otobüse binebilirken, yetişemeyenler bir sonraki seferi beklemek zorunda kalıyor. O da bazen 45 dakika, bazen 1 saat sonrayı buluyor.

Trafikteki tablo da farklı değil. Halk otobüsleri, belediye otobüsleri durağa yaklaşınca ani hızlanmalarla önlerine kırıyor. Hatta olmadı, şoförlere el kol hareketleri yapıyor, hakaretler savuruyorlar. Geçtiğimiz çarşamba günü bizzat şahit olduğum bir olay bunun en somut göstergesi: 8.30’da Beyceli’den çıkan bir belediye otobüsü normal seyrinde ilerlerken, 01 J 260 plakalı halk otobüsü yanına yanaştı, neredeyse aynasını kıracaktı. Sonrasında camdan küfürler, tehditler, “in aşağı” diye bağırmalar… Neyse ki belediye otobüsü şoförü kavga davetine uymadı, ama halk otobüsü bu kez de kavşak boyunca önüne geçip rahatsız etmeye devam etti.

Bu manzaranın sorumluluğu elbette Büyükşehir Belediyesi’ne ait. Toplu taşımayı düzene koyacak, denetimleri sıkılaştıracak adımlar artık ertelenemez. Büyükşehir Trafik Zabıtası, özellikle duraklarda ve yoğun güzergâhlarda sürekli denetim yapmalı. Halk otobüsleri ve dolmuşların yolcuları, belediye otobüslerini ve hatta yolda yürüyen vatandaşların can güvenliğini hiçe saymasına izin verilmemeli.

Adana’da toplu taşımanın düzelmesi, öncelikle bu denetimlerin ciddiyetle yapılmasına bağlı. Aksi halde hem belediye otobüsleri görevini yapamayacak, hem de vatandaş her gün aynı çileyi yaşamaya devam edecek.

**

 

Mevlüt Abinin Not Defteri

Başkanlığa Adayım Ama Oy Vermeyin!

Evet dostlar, sonunda kararımı verdim.
Adayım.
Evet, yanlış duymadınız.
Mahalle muhtarlığı, belediye meclisi, il genel meclisi falan değil…
Direkt büyükşehir belediye başkanlığına adayım!

Ama…
Şimdiden söylüyorum:
Oy vermeyin.

Neden mi?

Çünkü ben bu siyaseti çok iyi tanıyorum.
Sistemin nasıl çalıştığını, kimin hangi koltuğa niye oturduğunu, seçimden sonra kimlerin ortadan kaybolduğunu biliyorum.

Bakın, başka adaylar ne yapıyor?

🎤 Konuşmalar hazırlıyorlar:
Ben hazırlamıyorum.
Zaten her gün bakkalda, kahvede konuşuyorum.
Milletin “Yeter be Mevlüt Abi, biraz da sus” dediği noktadayım.

📸 Afiş bastırıyorlar:
Benim fotoğrafım zaten her dükkanda var.
Selfie çekmeye gelen çocuklar sağ olsun, her kuaförde ben varım.

🚜 Projeler açıklıyorlar:
Kentsel dönüşüm, dijital kent, akıllı şehir falan…
Benim projem basit:
“Dürüstlük geri gelecek, boş vaatler geri gidecek.”

Ama işte…
Siz kalkıp bana oy verirseniz işler karışır.

Diyelim seçildim.

Sabah sekizde belediyeye geldim.
Kapıda bekçi Mahmut abi “Abi erken geldin, daha başkan uyanmadı” dese…
Nasıl söyleyeyim, ben belediyede kahvaltı yapan adam değilim.
Ben simidini çaya batırıp yolda yürüyerek yiyen adamım.

Bir gün belediyenin klimalı makam odasında otursam, kesin içim sıkılır.
“Ben bu binanın dışında, milletin içinde olmaya alışmışım” der çıkarım.
Ertesi gün başkanlık katına çıkarken merdivende terlikli görünürüm, sosyal medya çalkalanır.

Zaten karım “Senin tipin ceket kaldırmaz” diyor.
Haklı kadın.

O yüzden diyorum ki:

Ben adayım evet…
Ama sizin oyunuza değil, desteğinize talibim.

Sandıkta bana değil,
mahallenize sahip çıkan adaya,
düğünde, cenazede görünen adaya,
seçimden sonra telefonlara bakan adaya oy verin.

Ve lütfen…
Bir gün biri çıkar da
“Mevlüt Abi bu işi götürür ha” deyip oy vermeye kalkarsanız…

Durun bir düşünün:
Ben bu mahallenin Mevlüt Abisiyim, makama geçersem ne Mevlüt kalır ne abi.

 

**

Cumartesi Öyküsü

GÖRMEZDEN GELDİĞİM ÇOCUK

Mete…
Adını duyduğumda bile içimde bir şey sızlıyor artık.
Oysa bir zamanlar onun varlığını bile fark etmemeye çalışırdım.
Sadece görmezden gelmekle kalmaz, arkadaşlarıma da aynı şeyi yapmaları için sessiz baskılar yapardım.
Ne büyük bir kibir…

Mete bizim sınıftaydı. Mahallemizdeydi. Yan dairedeydi hatta.
Ama sanki başka bir dünyadaydı.
Sessiz, içine kapanık, çelimsiz…
Ama çok akıllı.
Bu beni rahatsız ederdi.
Nedensiz bir rekabet hissi.
Bir çocuğun bile açıklayamayacağı bir duygu: kıskanmak.

Annem babam daha iyi koşullarda yaşadığımızı hatırlatırdı hep.
“Sen onlardan farklısın kızım,” derdi annem.
Ama işte, farklı olmak bazen kötü olmak demekmiş, bunu çok sonra anladım.

Bir gün öğretmene gidip, onunla aynı sınıfta olmak istemediğimi söyledim.
Sebep yoktu aslında.
Ama sanki onun varlığı, benim yerimi tehdit ediyordu.
Bunu anlatmak zor.
Bir çocuk neden sessiz bir çocuğu tehdit olarak görür?

Yıllar geçti.
Mete hep sessiz kaldı.
Hiçbirimize tek kelime etmedi.
Ne cevap verdi, ne karşılık verdi.
Ama biriktirdi.
Biriktirdiğini sonradan fark ettim.

Lise sona geldiğimizde biz dershanedeydik, Mete gazete bayiindeydi.
Biz sorular çözerken o evdeydi.
Ama o sınavda bizim önümüze geçti.
Ankara’yı kazandı.
Biz kazanamadık.

Üniversiteye gidince adını duymamaya başladık.
O yoktu artık.
Mahalledeydi evi ama sokaklarımızdan biri değildi sanki.

İkinci yıl döndüğünde, bir kafede arkadaşlarla otururken onu caddede yürürken gördüm.
Duraksadım.
İçimden bir şey “konuş” dedi.
Ellerim titredi.
Yıllar sonra gelen cesaretle seslendim:
“Mete! Gel otur, bir kahve iç bizimle!”

Durdu.
Baktı.
Ne yüzümdeki pişmanlığı gördü, ne sesimdeki değişikliği duydu.
Belki hepsini gördü ama görmek istemedi.
Ve yürüdü.

O an içimden bir şey koptu.
Bir çocukluğun tüm sessizliği, bir adamın yürüyüşünde yankılandı.

Bazen bir selam eksiktir, yıllar sonra bile tamamlanmaz.
Bazen bir kelime eksiktir, en çok onu özlersin.
Ve bazen bir masaya kimse oturmaz. Çünkü geçmiş, sandalyesini çoktan devirmiştir.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.