Daha kaç gün oldu ki “esenlik, barış, erinç, sağlıklı bir yıl geçirmenizi diliyoruz” denileli… Hem de öyle umursamaz bir biçimde değil; televizyon ekranlarından, sosyal medya hesapları üzerinden, telefonlara kısa iletiler göndererek işin önemini vurgularcasına, bunun için çabalar harcıyormuşçasına, ulusal geliri eşit üleştirmek için çırpınırcasına geleceğin “daha iyi” olmasını diliyorlardı…
Nasıl olacaktı “bir” onu söylemiyorlardı insanlığın aklı erdi/ ereli… “Diliyoruz” diyorlardı yalnızca! Kim verecekti, insanların gereksinimlerini kim karışılacaktı, erince/ sağlığa nasıl erişilecekti, çocuklarını nasıl sevindireceklerdi emekçiler, günlerce “uğraş” vererek belirledikleri aylığı nasıl yetirilecekti çalışanlar; “bir” onu söylemiyorlardı! Sorulduğundan “biatten”, sorulduğunda “şükürden”, sorulduğunda “dişi sıkmaktan” söz ediyorlardı, “az kaldı” deyip yeni “zorluklar” yaşatıyorlardı!
***
Önceki yıl “emekli” yılıydı, birkaç gün önce gönderilen yıl “aile” yılı… Yaşamlarının “en zorlu” yıllarını yaşadılar emekliler de ailelerde! Yokluk/ yoksulluk demenin de ötesinde yaşama tutunmaya çalıştılar! “Ayağını yorganına göre uzat” diye verilen “yorgan”, bir tutam/ avuç içini örtmeyecek denli küçültülerek verilmişti! “Yorgana” göre büzülmek, elleri/ ayakları vücuda sarmak, yeten yeri kapatmak, ulaşmayan yerden vaz geçmek, kendinden uzaklaşmak isteniyordu belli ki…
Öyle denilmiyor ama… Ne güzel sözler söyleniyor, açlık “beka sorunu” sayılmıyor ya kendileri ya da yandaşlarının korunması yetiyor! İnsanların “doyum” sorunu varmış, kuyruklarda kışın soğuğunda titriyormuş, atık alanlarına koşuyormuş, kışın ısınamıyormuş, aldığıyla doyamıyormuş, günü kararıyormuş, her sabah uyanmak “yaşamamak” olmuş kime ne?
***
Bugünü dört gözle bekliyordu emekliler… Geçtiğimiz yılın aralık ayının enflasyonu açıklanacaktı! Açıklanan rakam da emekli aylığının ne denli artacağını belirleyecekti… Ekonomistlerden bazıları yüzde birlerde rakamlar ileri sürerken, yurttaşın yaşadığı aralık ayı enflasyonunun yüzde ikibuçuk/ üç arası olduğu da belirtiliyordu! Devletin kurumu Tüik, her zamanki “iktidarı” koruma çabasını başarıyla sonuçlandırarak aralık ayı enflasyon verisini aylık yüzde 0,89 olarak açıkladı! Böylece 2025 yılının ikinci yarısını kapsayan altı aylık toplam enflasyon yüzde 12,19’a ulaşmasıyla emeklinin aylığında yapılacak “zam rakamı” ortaya çıkmış oldu!
Bir gariplik de yok mu? Dört kişilik ailenin aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) otuzbin lirayı aştığı belirtildi! Ancak asgari ücret alan emekçiler yirmisekizbin lirayla, emekliler de en çok yirmibin lirayla yaşamlarını sürdürsün isteniyor! Bir bana mı garip geliyor bu; anlaşılır gibi değil!
***
Ücretli çalışanın, emeklinin alacağı aylık aşağı yukarı belli oldu! Ancak daha aylıklar elle geçmeden markette, pazarda birçok ürünün etiketleri şimdiden değişti. Bu artışların yerinde saymayacağı, emekçinin alacağı asgari ücret gibi bir yıl boyunca dondurulup kalmayacağı, yeni zamların kapıda beklediği gün gibi açık… Siyasal erk, “fahiş fiyata” karşı sıkı denetim yapacağını söyleyip dursun; ama önce temel gereksinim olan yemeklik yağın son bir yılda ne denli arttığını araştırıp öğrensin…
Çalışanının, emeklinin ocağındaki yangın “doymazları” sevindirmeyecek; bilinsin! Ayrıca üreticiye verilen alım fiyatı yerinde sayarken, tencerenin içine konacak ürünler büyüyor; kime ne anlatıyor, kimin ne yapmasını istiyorsak… Denetim denilen mekanizma, yalnız vitrinleri süsleyen bir sözcük olmaktan öteye gitmiyor, “yok” diyen çıkar mı, her şey beklendiği gibi diyen çıkar mı bilmiyorum! Asıl bakılması gereken yer; girdi maliyetlerinin altında ezilen çiftçi, aracıların eline terk edilen piyasa düzenidir. Emeğini harcayanın, emek verenin olmadığı masada belirlenen patrona dayalı sistemdir!
***
Yeni bir yıla “erinç, sağlık, barış” dilekleriyle girebildiniz mi, yeni yıl için “dilenen” erinç, sağlık, barış için izlenmesi gereken yol bu mu? Üreticinin hakkını alamadığı, emekçinin temel gereksinimlerine ulaşamadığı bu bozuk düzen; sömürüden beslenenlerin cebini doldururken, halkın sofrasından eksiltmeyi sürdürüyor her zaman olduğu gibi.
Çalışanların, emeklilerin “açlık sınırı” altında yaşamaya terk edilip/ bunu yazgı sayan “doymazların” duygudaşlık bilmez sisteminin yapacağı bu! Yaşamını emeğiyle kazananların, alın terini toprağa dökenlerin yok sayıldığı bir gelecekte “daha iyi” olmaktan söz edilemez. Daha kaç gün oldu ki? “Dilekler” karabasana dönüştü, yılın ilk gününde! Yine açlıkla sınanacak yurdun büyük bir katmanı, yine emeği “değer” sömürenler güçlenecek, yine tencereler kaynamakta zorlanacak…
ADANA
2 saat önceADANA
3 saat önceADANA
3 gün önceADANA
3 gün önceADANA
3 gün önceGÜNDEM
4 gün önceADANA
4 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.