Mustafa Kemal Atatürk, bağımsızlığı yalnızca sınır çizgileriyle tanımlamadı. O yüzden “Tam bağımsızlık” dedi. Ekonomide, siyasette, eğitimde, kültürde… Ve elbette vatan toprağında, suyunda ve havasında.
Bugün Türkiye’de tartışılması gereken mesele tam da budur:
Gökyüzü kime aittir?
Cumhuriyet, Osmanlı’nın kapitülasyonlarla teslim edilmiş egemenliğini yıkarak kuruldu. Atatürk’ün mücadelesi yalnızca işgal ordularına karşı değil; manda ve himaye zihniyetine karşıydı. Çünkü o zihniyet, “başkaları bizim yerimize karar versin” demenin farklı bir biçimidir.
Aradan geçen on yıllara rağmen aynı zihniyet bugün farklı ambalajlarla karşımıza çıkıyor. “Küresel iklim”, “uluslararası yükümlülükler”, “dünya ortak aklı” gibi süslü kavramlarla, ulus devletlerin karar alanları daraltılıyor. Tarım politikaları, enerji tercihleri, su yönetimi ve şimdi de atmosfer… Hepsi küresel merkezlerin belirlediği çerçevelere sıkıştırılmak isteniyor.
Paris İklim Anlaşması gibi düzenlemeler, masum çevre söylemleriyle sunulsa da, ulus devletler açısından ciddi bir egemenlik tartışmasını beraberinde getiriyor. Çünkü mesele doğayı korumak değil; doğaya nasıl, kim adına ve kimin çıkarına müdahale edileceğidir.
Türkiye semalarında son yıllarda gözlemlenen olağan dışı görüntüler, toplumda ciddi bir rahatsızlık ve güvensizlik yaratmaktadır. Vatandaş, “Bu ülkenin havası üzerinde kim söz sahibi?” diye sormaktadır. Bu soru bilim düşmanlığı değil; Cumhuriyet bilincidir. Çünkü Cumhuriyet, sorgulayan yurttaş ister.
Ne yazık ki bu sorulara verilen cevaplar ikna edici olmaktan uzaktır. “Sorgulamayın, biz biliriz” anlayışı, Cumhuriyet’in değil; vesayetin dilidir. Atatürk’ün kurduğu devlet, vatandaşına üstten bakan bir devlet değil; milletiyle birlikte karar alan bir devlettir.
AFAD’ın resmî metinlerinde dahi kimyasal ve biyolojik tehditlere dair uyarılar yer alırken, vatandaşın gökyüzüne bakıp kaygılanması küçümsenemez. Devletin görevi bu kaygıyı bastırmak değil; şeffaflıkla gidermektir.
Unutulmamalıdır:
Atatürk, dış borçları reddederken de “gerici” ilan edilmişti.
Kapitülasyonları kaldırırken de “dünya ile kavga ediyor” denmişti.
Ama o biliyordu ki bağımsızlık pazarlık konusu yapılamaz.
Bugün de aynı noktadayız. İklim, çevre, küresel iş birliği adı altında Türkiye’nin karar mekanizmalarının devre dışı bırakılmasına itiraz etmek, Atatürkçülüğün gereğidir. Ulus devlet refleksi göstermeyen bir Cumhuriyet, kâğıt üzerinde kalır.
Türkiye Cumhuriyeti bir çevre düşmanı değildir. Ama Türkiye Cumhuriyeti, kendi toprağı, kendi suyu, kendi havası üzerinde söz hakkını devretmez. Bu, Atatürk’ün mirasıdır.
Meclis’in, muhalefetin, aydınların ve basının görevi; bu meseleleri “ayıp”, “yasak”, “marjinal” diyerek bastırmak değil, Cumhuriyet adına denetlemek ve sorgulamaktır.
Çünkü şunu artık yüksek sesle söylemek gerekir:
Gökyüzü vatandır.
Ve vatan tartışılmaz değil, savunulur.
**
Sabah uyandım, içimde bir sıkıntı, sormayın gitsin.
Ne pazar, ne market… Bugün başka bir gün. Kira günü.
Takvime bakmaya gerek yok.
Ev sahibi aramaya başladıysa, ayın kaçı olduğunu anlıyorsun.
Telefonum çaldı. Açmadım.
Bir çaldı, iki çaldı…
Dedim ki:
“Mevlüt Abi, kaçamazsın. Aç.”
Ev sahibi konuşmaya bile gerek görmedi.
“Abi bugün kira günüydü,” dedi.
Sanki ben bilmiyorum.
Sanki ben takvimden habersizim.
Kapattım telefonu.
Cüzdanı çıkardım.
İçinde ne var diye bakmadım.
Çünkü insan her gerçeğe aynı anda bakmamalı.
Televizyonu açtım.
Asgari ücret konuşuluyor.
“Gayet iyi.”
“Geçinilir.”
“Kiralar abartılıyor.”
Dedim ki:
“Gel şu televizyonu da ev sahibine izletelim.”
Kira bedeli aklımda.
Asgari ücret de aklımda.
İkisi yan yana gelince, Mevlüt Abi’nizin başı dönüyor.
Eskiden kira, maaşımın bir kısmıydı. Şimdi maaş, kiramın bir kısmı.
Çayı koydum. Şekersiz içiyorum artık. Tasarruf dediğin böyle başlar.
Evde dolaştım.
Salon küçük, mutfak dar, balkon zaten hayal. Ama fiyat geniş, fiyat ferah.
Dedim ki kendi kendime:
“Mevlüt Abi, sen bu eve oturmuyorsun…
Bu ev seni oturtuyor.”
Tekrar telefon çaldı. Bu sefer mesaj geldi:
“Abi müsaitsen konuşalım.”
Müsait miyim?
Asgari ücretle kira gününde kim müsait olur?
Bir hesap yaptım.
Kirayı versem, fatura bekler. Faturayı ödesem, market küser.
Markete gitsem, et reyonu zaten konuşmuyor.
Ama sorun bizde değil tabii. Öyle diyorlar. Biz fazla istiyoruz.
Mevlüt Abiniz olarak deneyimin sonucu buradan net söylüyorum:
Asgari ücretle kira günü, aynı eve sığmıyor.
Televizyondaki rakamlar ferah, evdeki hesaplar dar.
Mevlüt Abiniz kira gününde bunu anladı.
siz” ne anlayacaksınız bilmem!.
ADANA
1 saat önceADANA
2 saat önceADANA
3 gün önceADANA
3 gün önceADANA
3 gün önceGÜNDEM
4 gün önceADANA
4 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.