Yaşadığınız yerin sokaklarında yürürken yapılan hizmetleri birebir görmek, gözlemlemek ve değerlendirmek; yerel yönetimlerin kâğıt üzerindeki vaatlerinden çok, sahadaki gerçekleri anlamak açısından büyük avantaj sağlar. Ben de bu anlamda Sarıçam’ın Beyceli Mahallesi ve çevresinde sürdürülen belediye ve kamu hizmetlerini yakından takip ediyorum. Özellikle iki kurum dikkatimi çekiyor: Toroslar EDAŞ ve ASKİ.
Toroslar EDAŞ’ın son dönemde Beyceli’de yürüttüğü çalışmalar takdire şayan. Hem mevcut elektrik altyapısının güçlendirilmesi hem de yeni açılan cadde ve sokaklarda aydınlatma direklerinin hızla yerleştirilmesi, vatandaşın güvenliğini ve yaşam konforunu doğrudan etkileyen yatırımlar. Karanlık sokaklar bir bir aydınlanıyor. Bu çalışmalar uzun süredir hissedilen bir ihtiyacı gideriyor.
Ancak asıl değinmek istediğim konu, ASKİ’nin sahadaki sessiz ama çok hayati çalışmaları…
ASKİ’nin Sessiz Kahramanlığı
Geçtiğimiz haftalarda ASKİ’nin, Boynuyoğun yolu üzerindeki spor tesisi ve çevresinde yaptığı altyapı çalışmasına şahit oldum. Başkan Vekili Güngör Geçer’in bizzat gelerek yerinde incelediği bu çalışmalar, sadece bir şantiyede kazılan borular ve dökülen asfaltlardan ibaret değil. O bölge, geçmişte her yağmurda adeta suya teslim oluyordu. Artık değil.
ASKİ, bu noktada sadece bir altyapı faaliyeti yürütmedi, aynı zamanda bir felaketi önledi. Bu da yetmedi, çalışmalarını genişletti; spor tesisinin doğusundan gelen su akışının oluşturduğu riski görüp, Beyceli ile Sofulu mahalleleri arasında uzanan dere kenarında yeni bir altyapı çalışması daha başlattı.
Bu bölge, su baskınlarına oldukça açık, topoğrafik olarak daha düşük seviyede kalan, ama buna rağmen ciddi yapılaşmanın sürdüğü bir alan. Yapılan altyapı yatırımı sayesinde yüzlerce konut, su taşkını riski olmadan yaşam sürebilecek. Kısacası ASKİ, burada şehri geleceğe hazırlıyor.
Peki Neden Sessizlik?
İşte tam bu noktada bir soru sormak istiyorum:
Bu kadar hayati ve doğrudan halkın yaşamını etkileyen çalışmalar, neden kamuoyuna yeterince duyurulmuyor?
Büyükşehir Belediyesi Basın Dairesi’nin, haber niteliği tartışmalı birçok çalışmayı servis ettiğini biliyoruz. Oysa ASKİ’nin yürüttüğü bu altyapı yatırımları sadece bugünü değil, kentin yarınını kurtaran yatırımlar. Medyada görmüyoruz, sosyal medyada ses bulmuyor, yerel basında yeterince yer almıyor.
Oysa kamuoyunun, yerel yönetimlerin sadece estetik projelerini değil; yerin altında, görünmeyen ama en çok hissedilen çalışmalarını da bilmeye hakkı var. Çünkü esas hizmet, altyapıda başlar. Üstelik vatandaş olarak ödediğimiz her faturanın, her verginin hizmete dönüşme hikâyesi de bilinmeyi hak eder.
Görünmeyeni Görmek
Belki de artık gözle görülen kadar, görünmeyeni de görme zamanı. ASKİ’nin ve Toroslar EDAŞ’ın bu çalışmaları, uzun yıllar konuşulacak etkiler yaratacaktır. Ancak bu çalışmaları kıymetli kılan şey yalnızca yapılmış olmaları değil; aynı zamanda, toplumla şeffaf bir şekilde paylaşılmalarıdır.
Şeffaflık, güveni getirir. Güven, sadakati. Bu da yerel yönetimlerin en büyük sermayesidir.
Sonuç olarak:
Sahada görünür olan hizmetin, medya ve kamuoyunda görünmez olması düşündürücü. Dilerim ki bu tür topluma dokunan hizmetler, sadece toprak altında kalmaz; gündemde, zihinlerde ve medyada da yer bulur.
**
Tarih, sadece geçmişin öyküsü değil; aynı zamanda geleceğin pusulasıdır.
Bu yüzden isimler önemlidir. Her şehir, her coğrafya bir adıyla yaşar; bir adıyla anılır ve bir adıyla hafızalara kazınır. İşte bu yüzden, Kırgızeli’nin (Kırgızistan’ın) Celalabad kentinin adının “Manas” olarak değiştirilmesi, sadece bir tabelanın değişmesi değil; büyük bir medeniyetin yeniden hatırlanmasıdır.
Manas, sadece Kırgızların değil, tüm Türk dünyasının ortak kahramanıdır.
Dünyanın yaşayan tek destanına adını veren büyük bir alp. Yüzyıllardır anlatılan, kuşaktan kuşağa aktarılan ve bir milleti ayakta tutan ruhun sembolü. Manas destanı, Kırgız halkının hafızasında yalnızca bir kahramanlık hikâyesi değil; aynı zamanda bir var oluş, bir bağımsızlık, bir direniş ve birlik destanıdır.
Bugün Celalabad isminin “Manas” olarak değiştiriliyor olması, işte tam da bu yüzden çok kıymetlidir. Çünkü bu bir isim değişikliği değil; tarihe, kökene, kimliğe dönüşün sembolüdür.
Bu karar, sadece Kırgız halkını değil, Türkiye’den Azerbaycan’a, Kazakistan’dan Özbekistan’a kadar tüm Türk coğrafyasını yakından ilgilendiriyor. Zira bir Türk yurdunun öz benliğine dönmesi, hepimize gurur verir, hepimize umut olur.
Bugün Manas adıyla yeniden dirilen bir şehir, yarın belki başka coğrafyalarda Türkçe isimlere ilham verecek.
Bu noktada, Kırgız kardeşlerimizi ve devlet erkanını yürekten kutlamak gerekir. Küreselleşme adı altında her gün biraz daha kimliksizleşen dünyada, bir milletin kendi tarihine ve kahramanlarına sahip çıkması, başlı başına bir direniştir. Aynı zamanda bir diriliştir.
Türkiye olarak bizim de bu adımdan almamız gereken dersler var.
Yıllardır kültürel yabancılaşmanın etkisiyle binlerce köyümüz, kasabamız, mahallemiz öz Türkçe adlarından uzaklaştırıldı. Yerine ne anlam taşıdığı belirsiz, kimliksiz isimler geldi. Oysa bir köyün adı bile, orada yaşamış bir topluluğun, bir geleneğin, bir tarihin özeti olabilir.
Kırgızistan’ın attığı bu adım, Türkiye’de de bir “adların Türkçeleştirilmesi” tartışmasını başlatmalı. Çünkü isimler, sadece harflerden ibaret değil; bellektir, kimliktir, köktür.
Bugün Manas, sadece bir destan kahramanı değil.
Bugün Manas, Celalabad’ın yeni adı.
Bugün Manas, Kırgızeli’nin alnında bir gurur nişanesi.
Ve bugün Manas, tüm Türk dünyasının uyanışını temsil ediyor.
Bütün Türk ellerine, Türk gönüllerine, Türk dillerine kutlu olsun!
**
Mevlüt Abinin Not Defteri
Miras Paylaşımı: Allah mı, Kanun mu, Komşu mu Bilecek?
Bizim mahallede sabah ezanından önce kalkan da olur, kahvaltıya kavurma koyan da. Ama konu miras olunca herkes birden gece görüşlü avukata, sabah namazı kaçırmayan müftüye dönüşür.
Geçen ay ne oldu biliyor musunuz? Mahallemizin en “dini bütün” ailesinde (bunu ben değil, onlar kendileri diyor), mirastan “bütünlük” gidiverdi. Allah rahmet eylesin, önce hanım gitti. Ardından adamcağız, eşinin yokluğuna fazla dayanamamış olacak ki, yedisini bile beklemeden Hakk’a yürüdü.
Daha lokma tenceresi soğumadan, evi kimin alacağı, tarlayı kimin süreceği, yazlıktaki buzdolabının bile kime düşeceği tartışılmaya başlandı.
Ailede 5 çocuk var: 3 kız, 2 erkek.
Erkekler çıktı, dedi ki:
“Biz dini bütün aileyiz, öyle mahkeme kapılarında sürünmeyelim. Mirası İslami usulle bölelim. Oğlanlara iki pay, kızlara bir pay.”
Kızlar da dik durdu, dedi ki:
“Yok öyle! Burası laik bir ülke. Hepimiz aynı ailede büyüdük, aynı tencereden yedik, şimdi neden biri iki alsın, biri bir? Medeni Kanun var, hukuk var!”
Konu büyüdü…
Biri ayet okuyor, öbürü anayasa maddesi.
Biri fıkıh kitabı açıyor, öteki medeni hukuk PDF’si indiriyor.
WhatsApp aile grubunda atılan sesli mesajlar hâlâ çalıyor:
“Abla ben seni seviyorum ama bu iş öyle olmaz, ahirette hesabını veremem…”
Tabii biz mahalle halkı da olan biteni gıybet sevabına izliyoruz.
Bir kısım “Kur’an ne diyorsa o!” diyor.
Bir diğer grup “Devletin kanunu var kardeşim!” diye çıkışıyor.
Camide namazdan sonra imamdan fetva isteyen de var, muhtardan ‘resmî belge örneği’ isteyen de.
Geçen gün kahvede Halil usta dedi ki:
“Yahu, İslam hukukuyla paylaşacaksanız o zaman elektrik faturasını da deveyle ödeyin. Her şeyden birini alıp birini bırakamazsınız.”
Diğer yandan Hatice abla söylendi:
“Ben annemin yazmasını bile iki kardeşle paylaşamadım, siz evleri mi böleceksiniz?”
Böyle olunca biz de ikiye bölündük:
Mirasın dini kurallara göre mi, yoksa medeni kanuna göre mi paylaştırılması gerektiği meselesi artık bizim mahallede milli mesele gibi.
Mahalle muhtarı arabuluculuk yapmaya çalıştı ama işin sonunda “Ben sadece arsa sınırına karışırım, gönül sınırına giremem” deyip çekildi.
Şimdi herkes beklemede.
Kızlar “mahkemeye vereceğiz” diyor,
Oğlanlar “verin bakalım, ama ahirette görüşürüz” diyor.
Biz mahalleli olarak ise şunu diyoruz:
“Bölüşemediğiniz şey sadece miras mı, yoksa yılların kardeşliği mi?”
Mevlüt abiniz olarak not defterime şunu yazıyorum bugün:
“Miras paylaşmak kolaydır. Kardeşliği bölmeden pay edebiliyorsan, işte o zaman büyüksün.”
Ev, arsa, altın, tarlayı paylaşın neyse… Ama sofradaki hatırayı, çocukluktaki oyunları, annenizin duasını bölmeyin. Onlar bir kişilik değil, hepinizlik.
Selametle kalın.
ADANA
1 gün önceADANA
3 gün önceADANA
3 gün önceGÜNCEL
3 gün önceADANA
4 gün önceADANA
4 gün önceADANA
4 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.