İKİ MİLLİYETÇİ LİDERİN BULUŞMASI

İKİ MİLLİYETÇİ LİDERİN BULUŞMASI

ABONE OL
30 Kasım 2025 11:43
İKİ MİLLİYETÇİ LİDERİN BULUŞMASI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türk siyasetinde ortada bir seçim havası yok; fakat milliyetçi partilerin temposuna bakınca, sanki yarın sandığa gidilecekmiş gibi bir hazırlık içinde olduklarını görmek mümkün. Bir süredir Zafer Partisi Genel Başkan Yardımcısı Özcan Pehlivanoğlu’nun açıklamalarıyla alevlenen tartışmalar milliyetçi camianın gündemini epeyce oyaladı. Ancak buna rağmen, Türk milliyetçiliği ekseninde politika yapan partiler çalışmalarını aksatmadan sürdürüyor.

Son olarak bu hareketliliğin önemli bir halkası sayılabilecek bir buluşma gerçekleşti. Turan Hareketi Partisi Genel Başkanı Varol Esen ile Milliyetçi Türkiye Partisi Genel Başkanı Ahmet Yılmaz, MTP Genel Merkezi’nde bir araya gelerek yoğun bir gündemi masaya yatırdı. İmralı’ya yapılan tartışmalı ziyaret… Cumhur İttifakı’nın adı konulmayan yeni açılım süreci… Ekonominin gidişatı… Suriye’deki belirsizlikler… Ve Irak seçimlerinde Türkmenlere yönelik haksızlıklar…

Kısacası iki lider, milliyetçi camiayı ilgilendiren ne kadar kritik konu varsa hepsini tek tek değerlendirdi. Yalnızca gündemi analiz etmekle kalmadılar; kendi partilerinin perspektiflerini de karşılıklı biçimde paylaştılar. Bu açıdan bakıldığında, ziyaretin hem stratejik hem de sembolik değeri oldukça yüksek.

Bu buluşma aslında uzun zamandır ihtiyaç duyulan bir fotoğraf:
“Milliyetçi partilerin rekabeti bırakıp konuştuğu, konuşurken de ortak paydada buluşmayı denediği bir zemin.”

Türk milliyetçiliği geleneği zengin, tarihsel yükü ağır, toplumsal karşılığı güçlü bir hat. Fakat bu hattın yıllardır yaşadığı en büyük sorun, küçük farkların büyük ayrılıklara dönüşmesi… Oysa iki genel başkanın bu görüşmesi, bu geleneğin tam tersini hatırlatıyor: Bir araya gelindikçe farklılıkların törpülendiğini, ortak hedeflerin kendini daha net gösterdiğini…

Bugün Türkiye zor bir coğrafyanın tam merkezinde. Güvenlikten ekonomiye, dış politikadan iç toplumsal dengelere kadar her alanda ağır sınavlar yaşanıyor. Böyle bir dönemde Türk milliyetçiliğini merkeze alan partilerin diyalog kurması, ister istemez seçimlere giden süreçte yeni kapılar aralama potansiyeli taşıyor.

Gönül ister ki Varol Esen ile Ahmet Yılmaz arasındaki bu görüşme sadece bir başlangıç olsun. Bu temaslar, diğer milliyetçi yapıların da katılımıyla daha geniş kapsamlı istişare toplantılarına dönüşsün. Çünkü artık milliyetçi hareketin gerçek rakibi birbirleri değil; dağınıklık, iletişimsizlik ve enerjinin parçalı örgütlenmesi.

Türk milliyetçiliğini savunan partiler bir araya geldikçe, sadece kendi tabanlarına değil, Türkiye’ye de güven verirler. Türkiye’nin geleceğine dair söz söylemek isteyen herkesin de görmek istediği zaten budur:
Fikir ayrılığı olsa da büyük meselelerde birlikte hareket edebilen, strateji üretebilen ve aynı masaya oturabilen bir milliyetçi siyasal akıl.

Bu buluşma işte bu yüzden kıymetli. Çünkü bazen tek bir görüşme bile, gelecekte kurulabilecek büyük birlikteliklerin kapısını aralayabilir.

 

**

İKİ GÜNLÜK SERTİFİKAYLA “UZMAN” OLANLAR

Memlekette son yılların en hızlı yükselen “mesleği” ne ekonomi, ne siyaset bilimi, ne de mühendislik… En çok rağbet gören ünvan; iki günlük sertifika programlarıyla edinilen “uzmanlık” ve bir de yanına iliştirilen “koçluk”! Öyle bir furyadır ki, Atatürk Caddesi’nde şöyle bir turlasanız, her metrede bir koça, her adımda bir “uzman”a çarpmanız işten bile değil.

İşin tuhaf tarafı, bu iki günlük seminerlerden, internetten üç beş saatlik “online eğitimlerden” alınan, bilimsel ağırlığı ve mesleki geçerliliği tartışmalı katılım belgeleri, bir anda kimi parti örgütlerinde, derneklerde, hatta belediyelerde kapıları ardına kadar açıyor. Ne kadar kolaymış meğer “uzman” olmak! Eğitim bilimciler yıllarca okuyor, psikologlar klinik stajlardan geçiyor, sosyologlar saha araştırmasıyla ter döküyor… Ama bakıyorsunuz, “mutluluk koçu”, “yaşam uzmanı”, “kişisel farkındalık eğitmeni” gibi icatlar bir anda seminer salonlarının baş tacı.

Hele bir zamanlar iktidar partisinden bir ilçe belediye başkanının, adı sanı duyulmamış, dersane bozması bir sözde üniversitenin dağıttığı parayla alınmış bir sertifikaya sahip hanımefendiyi “aile koçu” diye Adana’ya getirtip konuşturması yok mu… Kaç para verdiniz diye sorduğumuzda ne o dönemin başkanı, ne de sonradan yerine gelen açıklama yaptı. Meğer “koçluk”, belediye bütçesinden yandaşa kaynak aktarmanın yeni yöntemlerinden biriymiş de bizim haberimiz yokmuş!

İşin özü şu ki; bu konuşmaların, bu programların, bu gösterişli sunumların belediye çalışanına bir faydası yok. Dernek üyelerini yetkin kılmaz, partilileri siyasette bir adım yukarı çıkarmaz, halka da yeni bir ufuk sunmaz. Laf kalabalığı, süslü cümleler, bolca yabancı terim… Hepsi bu.

En çok da şunu merak ediyorum: Bu tür kişilere konuşma programı hazırlayanlar, gerçekten ne kazandıklarını düşünüyorlar? Bir belediye çalışanının motivasyonu iki saatlik sunumla mı artacak? Siyasetin derinliği PowerPoint slaytlarıyla mı anlaşılacak? Yoksa asıl amaç, bu sertifikalı şahıslara “ücret karşılığı alan açmak” mı?

Kısacası; ülkenin dört bir yanında türeyen, yetkisini kendi kendine veren bu “iki günlük uzmanlara” rağbet arttıkça, gerçek uzmanlığın değeri azalıyor. Belki de asıl sorun, sahici bilgiye değil, parıltılı sunumlara prim veren kültürümüzde saklı. Ama unutmamak lazım: Bilgi, iki günde değil, yıllar içinde oluşur. Ve bir toplum, ancak gerçek emeği ödüllendirdiğinde gelişir.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP