Yıllardır Türkiye’de eğitim sistemi, siyasi tercihlere kurban edilmeye devam ediyor.Her gelen bakanla birlikte değişen müfredatlar, kaldırılan sınav sistemleri, getirilen geçici çözümler derken, çocuklarımızın eğitimi bir yapboz tahtasına döndü. Ancak bu yapbozun merkezine özellikle son 20 yılda yerleştirilen bir parça var: İmam hatip liseleri.
Siyasal iktidarın özel ilgi ve teşvikiyle büyütülen imam hatip okulları, sadece bir eğitim modeli değil, aynı zamanda bir “ideolojik proje” olarak ele alındı.Sıradan Anadolu liseleri kaynak yetersizliğiyle boğuşurken, birçok imam hatip lisesi son teknolojiyle donatıldı.Bazıları “proje okul” ilan edildi, öğrencilere burslar, öğretmenlere teşvikler verildi.Kısacası, bu okullara her yönden özel bir statü tanındı.
Ancak her yatırım, istenilen sonucu verir mi? Elimizde artık bu soruya verilecek somut bir yanıt var: Hayır.
2025 Yükseköğretim Kurumları Sınavı (YKS) sonuçları, imam hatip liselerine yapılan devasa yatırımların akademik anlamda bir karşılığı olmadığınıgözler önüne serdi. YKS yerleştirme sonuçlarına göre, bu okullardan mezun olan 162 bin 716 öğrencinin sadece yüzde 25’i lisans programlarına yerleşebildi. Kaldı ki bu yüzde 25’in ne kadarının nitelikli bölümlere yerleştiği de ayrıca tartışmaya açık bir konu.
Bu tablo, bir kez daha gösteriyor ki eğitimde asıl ihtiyaç olan şey ideolojik yönlendirme değil, bilimsel temellere dayalı, sorgulayan, çağdaş bireyler yetiştiren bir sistemdir. Bilimsel derslerin – özellikle de fen, matematik, felsefe ve mantığın – sistemli şekilde zayıflatılması, öğrencileri hem dünyadan hem de akademik başarıdan uzaklaştırıyor. Dinsel ağırlıklı eğitimin, temel bilimleri ve eleştirel düşünceyi geri plana itmesi, eğitimdeki çöküşün ana nedenlerinden biri haline geldi.
Bugün Türkiye’de gençlerimiz, dünya ile rekabet edemez duruma gelirken, eğitim sistemine yön verenler hâlâ imam hatiplerin “yükseltilmesinden” medet umuyor.Oysa artık görülmeli ki bu model, ne öğrencileri ne de ülkenin geleceğini taşıyabilecek durumda.
Toplum olarak şu soruyu sormak zorundayız: 40,4 milyon TL gibi dev bir bütçe, çok daha geniş kitlelerin faydasına kullanılabilirken neden yalnızca ideolojik bir modeli beslemeye harcanıyor? Ve daha da önemlisi, neden hala başarısız olduğu defalarca kanıtlanmış bir eğitim anlayışında ısrar ediliyor?
Eğitim, bir ülkenin geleceğini inşa eder. Bu inşaatta kullanılan malzeme sadece para değil; akıl, bilim, özgür düşünce ve liyakattir.İmam hatip liseleri üzerinden yürütülen bu ideolojik proje, yalnızca bireylerin değil, toplumun da geleceğini riske atıyor.
Artık yapılması gereken nettir: Eğitimi ideolojiden arındırmak ve bilimsel temellere oturtmak. Yoksa milyonlar harcansa da alınan sonuç hep aynı kalacak: Hayal kırıklığı.
**
Bütçedeki kara delik ve erken seçim senaryosu
Türkiye ekonomisinin gidişatına dair kaygı verici veriler gün geçtikçe netleşiyor.Son rakamlar, yalnızca ekonomistler değil, siyasetin içinde olanları da endişeye sürüklüyor.CHP Mersin Milletvekili Gülcan Kış’ın Meclis’e sunduğu soru önergesi ve yaptığı açıklamalar, bu kaygının somut bir ifadesi. Özellikle şu cümlesi dikkat çekici:
“Ya büyük bir ekonomik kriz geliyor ya da iktidar, halkın vergileriyle seçim bütçesi hazırlıyor!”
Siyaset dilinde bu kadar net uyarılar ender yapılır. Ancak ortadaki rakamlar, bu açıklamanın “siyasi söylem” olmanın ötesinde ciddi bir ekonomik alarm olduğunu gösteriyor:
Peki bu ne anlama geliyor?
Borçlanma mı, seçim hazırlığı mı?
Gülcan Kış’ın ifade ettiği gibi, bu borçlanma, “normal bir nakit yönetimi” değil.622 milyar liralık fazladan borç, sadece “bir ihtiyat tedbiri” olarak açıklanamaz. Üstelik bu kadar yüksek borçlanma yapılırken kamuya hiçbir net bilgi verilmemesi, işin perde arkasında başka hesaplar olduğunu düşündürüyor.
Ekonomik gerçekler ortadayken, vatandaş geçim sıkıntısıyla boğuşurken, Hazine’nin elinde tuttuğu devasa nakit rezervin hangi “olağanüstü gelişme” için saklandığı sorusu cevap bekliyor. Gülcan Kış bu soruyu Meclis’te gündeme taşıdı ve şu dört kritik soruyu yöneltti:
Ne yazık ki bu sorulara bugüne dek ikna edici bir yanıt verilmedi.
Baskın seçim kokusu
Gülcan Kış’ın “karamsar senaryo” uyarısını yaparken tereddüt ettiği yerde, biz daha net konuşabiliriz. Bu borçlanma ve yedekleme hareketleri, ekonomik istikrarı sağlama amacı taşımaktan çok, ani bir siyasi manevranın alt yapısı gibi duruyor. Yani olası bir baskın seçim hazırlığı…
İktidar, kısa vadeli “pansuman” politikalarla, enflasyonu ve kur dengesini suni biçimde bastırmaya çalışırken, elindeki bu nakit gücünü seçim öncesi kamu harcamaları, destek paketleri ve propaganda için kullanabilir. Muhalefetin beklemediği bir anda yapılacak erken seçim, bir kez daha ekonomik gerçeklerin üstünün örtülmesini sağlayabilir.
Ancak bu senaryonun bir bedeli olacak.Ve bu bedel yine vatandaşa fatura edilecek.Enflasyonla ezilen halk, seçim uğruna açılan yeni borç çukurlarını, daha fazla vergi, zam ve alım gücü kaybıyla ödemek zorunda kalacak.
Şeffaflık yerine sis perdesi
Ekonomi yönetimi şeffaflık ister.Milyarlarca lira borç alınıp kasada bekletilirken halka hiçbir açıklama yapılmaması, demokratik denetim ilkesine de aykırıdır.Gülcan Kış’ın bu konuyu kamuoyunun gündemine taşıması, önemli bir görevdir.Ancak görev sadece muhalefete değil, tüm yurttaşlara düşüyor.
Vatandaş olarak sormalıyız: Bu borç kimin adına alındı? Ve kimin cebinden çıkacak?
Ekonomik gerçeklerin daha fazla gizlenemeyeceği bir döneme giriyoruz. Er ya da geç, hesap sorulacak. Önemli olan, bu hesabın ne zaman ve nasıl sorulacağı.
**
Mevlüt Abinin Not Defteri
“Siyaset mi, vefa mı? Yoksa ben mi çok romantik kaldım?”
Bu yaşıma geldim, üç gömlek eskittim, dört partiden geçtim, beş dernek kurdum, altıncı hislerim hâlâ sağlam ama bir türlü şu vefayı siyasette göremedim gitti! Vallahi samimi söylüyorum, siyasetçinin vefası, Temmuz ayındaki kar gibi… Olduğu yerde durmaz, erir gider.
Ben Mevlüt abinizi tanırsınız, partili bir abiyim. Sadece partili değilim, bildiğin gönül eri… Yani partiye gönlümü, ömrümü, kahvemi, şekersiz çayımı verdim. Seçim zamanlarında balkon süpürüp pankart astım, gece 2’de zarf taşıdım, sabah 5’te oy sandığına nöbet tuttum. Sadece saçımı süpürge etmedim, zaten o da kalmadı ki, olsa onu da ederdim!
Ama ne oldu?İktidar gidince telefonum sustu.Arayan yok, soran yok.Mahallede eskiden “Mevlüt abi!” diye seslenen gençler şimdi telefon rehberlerinden bile silmiş.Kapımı çalan sadece rüzgar, selam veren de sadece kargo görevlisi kaldı. Adam paketi bırakırken “geçmiş olsun abi” dedi, bir duygulandım, az kalsın ona oy verecektim…
Ne bekliyoruz Mevlüt abi? Vefa mı? O da partilerde artık “seçim vaatleri” listesinde… Var ama sadece afişte!
Sokakta vefa yok, sokak köşelerinde hâlâ benim eski pankartlar var, üstü solmuş ama onlar bile benden vefalı!
Şimdi düşünüyorum… Şairin dediği gibi:
“Demir alma vakti geldi limandan.”
Yalnız ben o şaire şunu demek istiyorum:
Limandan demir alma kolay, partiden vefa alma zor!
Kısacası dostlar, Mevlüt abinizi bu vefasızlık yedi bitirdi.Bugünden itibaren yeni bir partiye göz kırpıyorum.Tabii daha önceleri kapısını çaldığım eski partiler de pek vefalı değildi ama insan yine de bir umutlanıyor. Sonuçta gönül bu, partiye de kırılır, başka partiye de sığınır…
Ha unutmadan, bir sonraki partiye geçerken yanımda vefa götürmeyeceğim. Zaten bende fazla kalmadı, olanı da anılara verdim.
Saygılarımla,
Eski Partili, Yeni Umutlu Mevlüt Abi
ADANA
2 gün önceADANA
2 gün önceADANA
2 gün önceGÜNDEM
3 gün önceADANA
3 gün önceADANA
4 gün önceADANA
6 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.