Son dönemde kamu kurumlarında görev yapan bazı memurların, özellikle de siyasal iktidara yakın sendikaların üyeleri ve Diyanet İşleri Başkanlığı personelinin, üzerlerinde Filistin bayrağı taşıdığına, Filistin atkısı taktıklarına sıkça tanık oluyoruz. Bu görüntüler, kamu görevlisi kimliği ile bağdaşmayan bir tabloyu önümüze seriyor.
Bir devlet memuru, görev yaptığı ülkenin yani Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşıdır ve maaşını da bu devletten alır.Bu durum, sadece hukuki değil, ahlaki ve temsilî bir sorumluluğu da beraberinde getirir.Bir kamu çalışanının görevi, başka ülkelere ya da milletlere bağlılık göstermek değil; kendi halkına ve devletine tarafsız, saygın ve milli değerlerle uyumlu bir şekilde hizmet etmektir.
Elbette insanlık dramlarına karşı sessiz kalamayız.Filistin’de yaşanan trajediler hepimizin yüreğini burkuyor.Ancak bu duygusal tepki, devlet hizmeti yürüten bir görevlinin üzerine başka bir ülkenin bayrağını geçirmesini haklı çıkarmaz.Hele ki bu tutum, kimi zaman Türk bayrağının gölgede bırakılması pahasına sergileniyorsa, bu açıkça bir temsil zaafıdır.
Seçici Duyarlılık Mı?
Burada sorgulanması gereken bir başka mesele daha var: Bu duyarlılık gerçekten evrensel bir adalet duygusundan mı kaynaklanıyor, yoksa sadece belirli bir siyasi ya da dini söylemin etkisiyle mi şekilleniyor?
Eğer mesele Müslüman kardeşliği ise, Kerkük’te soykırıma uğrayan Türkmenler için neden Türkmeneli bayrağı taşınmıyor? Azerbaycan Türkleri, Hocalı’da katliama uğradığında neden omuzlarda Azerbaycan bayrakları görülmedi? Doğu Türkistanlılar, Çin’in sistematik baskısı altında ezilirken neden o gök mavi bayrak kamu görevlilerinin yakalarında yer bulamıyor?
Bu çifte standardın sebebi nedir?Duyarlılıkta samimi olunacaksa, acının milliyeti, mezhebi ya da politik faydası olmaz.
“Hepimiz Filistinliyiz” Sözü Üzerine
Sıklıkla duyduğumuz “Hepimiz Filistinliyiz” sloganı da ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken bir ifadedir.Filistin halkına yönelik empati duyulabilir, yardım edilebilir, haklı davaları desteklenebilir.Ancak bu, bizi bir Filistinli yapmaz.Ben bir Türk vatandaşıyım ve başka bir kimliği aidiyet olarak sahiplenmem mümkün değildir.Bir imamın ya da herhangi bir kamu görevlisinin kıyafetinde bu tür bir ifade taşıması, bireysel duygunun kurumsal kimliğe karışmasıdır ve kamu ahlakı ile bağdaşmaz.
Bayrak Bir Simgedir, Temsil Eder
Bayrak, sadece bir kumaş parçası değildir; bir ulusun bağımsızlığının, egemenliğinin ve onurunun sembolüdür.Bir kamu görevlisi, görev alanındayalnızca Türk bayrağını taşır. Bu, hukuki olduğu kadar ahlaki bir sorumluluktur.
Kamu görevlisi olmayan bir birey elbette istediği bayrağı taşıyabilir.Duygularını, inançlarını, dayanışma reflekslerini dilediği şekilde ifade edebilir.Ancak bir kamu görevlisinin böyle bir hakkı yoktur.Çünkü kamu görevlisinin kimliği bireysel değil, devlet adına yürüttüğü görevle tanımlanır.
Son Söz:
Kamu görevlileri görev alanlarında siyasi mesaj taşıyan ya da başka devletlere ait simgeleri kullanamaz.Duyarlılık adına sergilenen bu görüntüler, temsil ettikleri makamın ciddiyetiyle çelişmektedir. Herkesin bayrağını taşıyacağı bir dünya yoktur; kamu görevlisinin taşıyacağı tek bayrak vardır: Ay yıldızlı al bayrak.
**
CHP’de Yükselen Demokrat: Hüseyin Atila
Adana siyasetini yakından takip edenler için Hüseyin Atila ismi hiç de yabancı değil.Yıllarca merkez sağın güçlü partilerinde siyaset yapmış, özellikle Demokrat Parti (eski Doğru Yol Partisi) saflarında etkili bir isim olarak tanınmıştı.Ancak zamanla Türkiye’nin değişen siyasal dinamikleri, Atila’nın da yönünü değiştirmesine neden oldu.Sağ ve sol ayrımının artık anlamını yitirdiğini düşünen Atila, toplumsal yarar söz konusu olduğunda ideolojilerin değil, vicdanın öncelikli olduğunu savunuyor.
Bu anlayıştan hareketle, son yıllarda CHP’nin birçok seçim kampanyasında sahada aktif olarak yer aldı.Parti üyesi olmadan, makam beklemeden, aday gösterilmeden çalıştı.Hatta bir dönem CHP’den Adana’da belediye başkan aday adayı da oldu.Ancak aday gösterilmemesine rağmen, adeta kendisi adaymış gibi çalışması, siyasete olan tutkusunu ve inancını ortaya koyuyordu.
Bugün ise Hüseyin Atila, CHP toplantılarına aktif olarak katılan, özellikle Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar başta olmak üzere, görevden alınan ya da tutuklanan CHP’li belediye başkanlarına sahip çıkan bir figür.Sadece sözle değil, eylemlerle de bu desteğini gösteriyor.Sokakta, mitingde, basın açıklamalarında, her zaman ön saflarda yer alıyor.
Bu aktif ve ilkeli duruş, onu CHP içinde “yükselen bir demokrat yıldız” haline getirmiş durumda.Partili birçok isim onu artık sadece geçmişin bir merkez sağ siyasetçisi değil, bugünün birleşik muhalefet çizgisinde sembolleşen bir aktör olarak görüyor.
Atila’nın bu özverili mücadelesinin siyasi anlamda nasıl bir karşılık bulacağı henüz bilinmiyor. Ancak şurası kesin: CHP’nin toplumsal tabanını genişletme ve kapsayıcı siyaset üretme çabasında, Hüseyin Atila gibi isimlerin varlığı büyük bir kazançtır. Bu emeğin bir noktada karşılık bulacağını düşünenlerin sayısı her geçen gün artıyor.
Adana’da siyaset yeniden şekillenirken, Hüseyin Atila’nın izlediği yol, birçoklarına ilham verecek nitelikte.
**
Mevlüt Abi’nin Not Defteri
“Kaç Parti Değiştirmeliyim?”
Malum, siyasete girmeye karar verdim.Millete hizmet aşkı içimde yanıyor, hem de böyle sobaya odun atar gibi. Fakat şu “hangi partiden gireceğim” meselesi var ya… Vallahi işin en zor yeri burasıymış. Parti önemli değil, koltuğu boş olan bir tanesi olsun yeter diyorum ama, gel gör ki o koltuklar da dolu. Ama nasıl dolu?Altlarında kaç parti eskittiği meçhul insanlar oturuyor.
Araştırmalarımı sürdürüyorum. Henüz bir sonuca varamasam da milletime ve memleketime hizmet edeceğim, o kesin.Ama partimi açıklamadan önce şu “kaç parti değiştirmek gerekiyor” sorusunu çözmem lazım.Çünkü bakıyorum; bir partide sabit kalanların adı sanı yok.Dış kapının mandalı olmuşlar.Koltuklar hep; parti üstüne parti değiştirenlerin ya da genel başkana önce höykürüp sonra göbek atarak methiye düzenlerin.
Kahvehanenin bilge kişisi Veysel kardeşim de sağ olsun, bu konuda beni aydınlattı. Dedi ki:
— “Bak Mevlüt, bir partide kalırsan senin önünden çay bile geçmez. Ama partiler arası dolaşanlar var ya… Onlar şimdi belediyede müdür, ilçe başkanı, danışman filan…”
Dediğini düşündüm… Haksız da değil hani.
Ama sonra beynimi bir başka soru kemirmeye başladı:
Mesela ilçe başkanı olmak için kaç parti gerekir? Belediye başkanlığı için kaç tur atmalıyım?Mevsimlik siyasetçi mi olmalı insan?
Bak şimdi… Altı parti değiştirmiş Kubilay Üstadım hâlâ “siyaset nedir?” sorusuna cevap arıyor.Beş partide görev yapmış Meral Abla da en son kendi kendine parti kurdu ama yine de beklediği makama ulaşamadı. Demek ki mesele sadece parti sayısı değil… Belki de bir “parti değiştirme stratejisi” lazım. Kimse bana bu işin kitabını vermedi ki!
Acaba ben şu sıralar bağımsız mı olsam?En azından kendimle küsmem, partiyle barışmam gerekmez, koltuk için parti değiştirme derdim de olmaz. Ama o zaman da kimse beni ciddiye almaz. Kahvede herkes bana, “Ya bu Mevlüt hâlâ siyaset hayali kuruyor” der. Olmaz.
Sonuç olarak:
Ah siyaset, zor zanaat be kardeşim! Memlekete hizmet edeyim derken, önce kaç partiye hizmet etmek gerekiyor onu öğrenmem lazım.
Hayırlısı bakalım… Belki de ben bu işten yine kahvede oturarak sıyrılırım.
ADANA
Az önceADANA
8 saat önceADANA
8 saat önceADANA
8 saat önceADANA
8 saat önceADANA
8 saat önceADANA
8 saat önce