Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Zeydan Karalar, halen Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor. Ancak kamuoyunda büyük yankı uyandıran bir gelişme, geçtiğimiz günlerde yaşandı. Sayın Karalar, mahkemesinin Adana’ya alınması yönünde bir dilekçeyi Adalet Bakanlığı’na sundu. Ardından, CHP Genel Başkanı Özgür Özel de Karalar’la yaptığı görüşmenin hemen sonrasında, yargılamanın Adana’da yapılması çağrısında bulundu. Peki, bu talep siyasî mi, yoksa hukuki temellere dayanan meşru bir istek mi?
Bu sorunun cevabı oldukça net: Karalar’ın talebi, hukukî temellere dayanmaktadır ve Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) açık hükümleriyle örtüşmektedir. Zira hakkında yürütülen soruşturmanın konusu olan iddialar, tam 9 yıl öncesine (2016 yılı) ait. Ayrıca, iddia edilen suçun işlendiği yerin Adana olduğu tartışmasızdır. Bu durumda, CMK gereğince hem soruşturmanın hem de yargılamanın Adana’da yapılması bir zorunluluktur.
Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 12. maddesi, davanın, suçun işlendiği yer mahkemesinde görülmesini yasal bir zorunluluk olarak düzenler. Kanun bu noktada oldukça açıktır: Soruşturma ve kovuşturma, suçun işlendiği yerin Cumhuriyet Savcılığı ve mahkemesi tarafından yürütülür. Karalar’a yöneltilen suçlamaların İstanbul’da süren herhangi bir soruşturma ile ilgisi bulunmamakta, dosya başka bir davayla bağlantı içermemektedir. Hal böyleyken, davanın İstanbul’da sürdürülmesi hem adil yargılanma hakkını zedeler, hem de yasal zeminden uzaklaşır.
Bu bağlamda, Zeydan Karalar’ın mahkemesinin Adana’ya alınması yönündeki talebi sadece siyasî değil, temelde hukuksal bir taleptir. Hukukun üstünlüğü ilkesinin gereği olarak bu talep bir an önce karşılanmalı, yargılama doğal yargı yeri olan Adana’da devam etmelidir. Unutulmamalıdır ki, adaletin tecellisi sadece mahkeme salonlarında değil, sürecin meşruiyetiyle de ilgilidir. Adil bir yargılamanın ilk şartı ise doğru yerde, doğru mahkemede yapılmasıdır.
Bu saatten sonra sorumluluk, hukuka ve vicdana uygun davranmak isteyen yargı makamlarındadır.
**
Yok ağa, vazgeçtim.
Mehmet Abi’nin geçen gün anlattığı o özel tüketim kazığından sonra kararımı değiştirdim.
Eskiden bir hayalim vardı: Yerli araba alacağım, yerli ve milli olacağım, elektrikli olacağım, karbon ayak izimi azaltacağım… Sonra baktım ki ayak izi değil, ayak bileğimi alacaklar vergi diye!
Geldi ÖTV, geldi çevre vergisi, geldi “Bu motor çok hızlıymış” vergisi, “Kardeşim sen ne çok harcıyorsun?” vergisi… Derken içimden bir ses dedi:
“Mevlüt, sen neyin peşindesin? Neyin cebindesin? Kendini bu oyunda yaya bırak.”
Ve işte o an karar verdim:
Arabadan değil, verginin kendisinden kaçacağım!
Alacağım bir tane Bisan bisiklet.
Öyle vitesli falan da değil. Anam babam usulü.
Zinciri yağlı, freni gıcırdayan, ziline bastığında içten “çınn” diye değil, “canın sağ olsun” diyen bir model.
— Ne trafik sigortası istiyor.
— Ne motorlu taşıtlar vergisine tabii.
— Ne de “karbon salınımı” bahanesiyle üstüme çevre bilinci yıkıyor.
Hatta açık söylüyorum:
Şu anda Türkiye’de tek vergisiz ulaşım yöntemi Bisan’dır.
Buna da illa bir şey bulacaklarsa, “Nostaljiye Duygusal Katkı Vergisi” filan koyarlar, şaşırmam.
Mehmet Abi geçen gün yine kahvede anlatıyor:
“Arkadaşlar, bu ÖTV zammı aslında tasarrufa yönlendirmek için…”
Yok ağa, yönlendirmeye falan gerek yok.
Zaten cebimizin yönü çoktan batıya döndü, elimizde pusula değil, promosyon sabun kaldı.
Dedim ona:
— Mehmet Abi, sen beni yanlış anladın.
— Ben artık vergi ödememek için değil,
— yaşamak için bisiklete biniyorum.
Yeni yaşam tarzımı da sadece bisikletle sınırlandırmadım.
Dedim ki kendi kendime:
“Mevlüt, bu hayata geldin, bir bagaj kapağı açamadın,
bari bir bağlama kapağı aç da gönlün şenlensin.”
Şimdi her salı akşamı kültür merkezinde saz kursundayım.
Hocamız 27 yaşında bir delikanlı ama bizimle konuşurken “Arkadaşlar” yerine “Amcalar” diyor.
Hiç gücenmedim, aksine motivasyon oldum.
İlk çaldığım türkü:
“Hayat Bayram Olsa… ama ÖTV olmasa…”
Ben bu saatten sonra şöyle yaşıyorum:
📌 Ulaşım: Bisan
📌 Eğlence: Saz
📌 Konuşma: Kahve
📌 Tasarruf: Her şeye “yarın alırım” demek
📌 Vergi: Yok
Bir de yeni sloganım var:
“Motor yok, yakıt yok, vergi yok.
Ama gönül dolu, saz tok!”
Mevlüt Abi’nin Notu:
“İnsanoğlu arabanın içindeyken özgür olduğunu sanır ama esas özgürlük zinciri yağlı, freni tutmayan bir bisiklette saklıdır.”
**
Cumartesi Öyküleri
KAYIP OYUNCAK
Arda yedi yaşındaydı. Evdeki en sessiz oda onun odasıydı, çünkü artık orada fazla ses yoktu. Annesi sabahları işe gidiyor, akşamları yorgun dönüyordu. Evin içinde yankılanan tek şey bazen televizyon, bazen de Arda’nın kendi kendine mırıldandığı fısıltılardı.
Arda’nın en yakın arkadaşı, küçük bir pelüş ayıydı: Kuki. Kahverengi, solgun tüylü, bir gözü biraz yamuk, ama Arda için babasının vedasından sonra geriye kalan en kıymetli şeydi.
Babasının cezaevine gittiği gün Kuki’yi sıkıca tutmuştu. Babası vedalaşırken, “Kuki seni korur,” demişti. Arda o günden sonra hiçbir gece Kuki olmadan uyuyamamıştı.
Bir sabah Arda uyandığında Kuki yoktu. Yatağın altına baktı, battaniyeleri kaldırdı, oyuncağın her zaman oturduğu kitaplığa göz gezdirdi. Yoktu.
“Anne, Kuki’yi gördün mü?” diye sordu endişeyle.
Annesi başını iki yana salladı, gözleri uzaklara bakıyordu. “Belki okul çantandadır,” dedi ama sesi bile kararsızdı.
O gün okulda Arda hiçbir şey anlamadı. Öğretmenin sesi uzaktan gelen uğultular gibiydi. Zihni sadece bir yerdeydi: Kuki.
Gece olunca, Arda gözlerini kapadı. Ama bu sefer Kuki yokken uyumak çok zordu. Gözlerini sımsıkı kapadı, kafasının içinde bir ses yankılandı:
“Ben buradayım, Arda. Beni bulman gerek.”
Arda birden kendini bambaşka bir yerde buldu. Gri taş duvarlar, yüksek teller… Bir cezaevi avlusundaydı. Babası oradaydı. Ama yanında Kuki de vardı.
“Baba!” diye bağırdı Arda. Babası gülümsedi ama elleri kelepçeliydi.
“Kuki kaybolmadı, Arda. O bir görevde. Seni korumaya devam ediyor ama şimdi sen onun izini bulmalısın.”
Her gece Arda, gözlerini kapatıp hayal dünyasına dalıyordu. Kuki’yi aradığı bu rüya âleminde bazen rüzgârla konuştu, bazen yıldızlarla ipuçları topladı. Bir gece bir kuş, gagasında bir parça Kuki tüyüyle geldi. Başka bir gece, cezaevi duvarlarına yazılmış bir mesaj buldu:
“Cesaret, kayıpları bulmanın ilk adımıdır.”
Gerçek dünyada da ipuçları toplamaya başladı. Oyuncağın kaybolduğu gün neler olduğunu hatırlamaya çalıştı. Sonunda, eski bir kutunun içinde Kuki’yi buldu. Üstü tozluydu ama oradaydı.
Kuki’yi bulduğu gün Arda, babasına mektup yazdı. İlk kez.
“Baba, Kuki görevini tamamladı. Beni korudu. Artık seni hayallerimde değil, bir gün yanı başımda görmek istiyorum.”
Annesi mektubu zarfa koyup cezaevine gönderdi.
O gece Arda uyumadan önce Kuki’yi kucağına aldı ve usulca fısıldadı:
“Artık her şey daha iyi olacak.”
ADANA
1 saat önceADANA
8 saat önceADANA
8 saat önceADANA
8 saat önceADANA
20 saat önceADANA
1 gün önceADANA
1 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.