27 Mayıs’ta bu köşede, “Kent Yöneticilerine Açık Çağrımdır” başlığıyla bir yazı kaleme almıştım. Konu, Sarıçam Beyceli Mahallesi’nden geçen ve özellikle gece saatlerinde araç ile motosiklet yarışlarının yapıldığı, Tülekli Caddesi idi. Aydınlatma eksikliği yüzünden tam bir güvenlik zafiyetine dönüşen bu cadde, aynı zamanda müzik seslerinin, içki şişelerinin ve sorumsuz davranışların merkezi haline gelmişti.
O yazının ardından Sarıçam Emniyeti’nin devreye girerek Tülekli Caddesi’nde bir süre devriye görevlendirmesi sorunun geçici de olsa çözümünü sağladı. Geceleri yüksek sesli müzik yayını, alkol tüketimi ve çevreye verilen rahatsızlık bir nebze azaldı. Toroslar EDAŞ yetkilileri ise Kurban Bayramı sonrası bölgede aydınlatma çalışmasına başlanacağını bildirmişti. Ancak bu umut, kısa süre içinde belirsizliklere teslim oldu.
Geçtiğimiz günlerde Toroslar EDAŞ yetkilileriyle yaptığım görüşmede, Tülekli Caddesi’nin ortasına refüj yapılmadan aydınlatma çalışmasına başlanamayacağı, bu çalışmanın ise Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilmesi gerektiği ifade edildi. Yani top bir kez daha farklı bir kurumun sahasına atıldı. Büyükşehir bu refüjü ne zaman yapacak? Yapmayacaksa, Toroslar EDAŞ aydınlatmayı hiç mi kurmayacak?
İşin ironik tarafı ise şu: Aynı gün Büyükşehir Belediyesi’nin, Tülekli Caddesi ile Saimbeyli Caddesi’nin kesiştiği noktada kavşak ve refüj çalışması yaptığını gözlemledim. Ancak çalışma burada bırakıldı, caddenin devamında tek bir kazma dahi vurulmadı. Soruyorum: Neden yarım bırakıldı? Tülekli Caddesi’nde oturanlar neden bu hizmetten mahrum?
Son günlerde ise durum yeniden eski haline dönmeye başladı. Özellikle hafta sonları caddede saatlerce park eden araçlarda yüksek sesli müzik, içki içme görüntüleri ve çevreye saçılan cam şişeler, vatandaşın huzurunu tekrar tehdit eder hale geldi. Caddede yeniden motosiklet yarışları başlamış durumda. Sarıçam Emniyeti’ne çağrımdır: Bu bölgeye haftada bir de olsa düzenli devriye konulması, yaşanan sorunları büyük ölçüde önleyecektir.
Ancak asıl mesele aydınlatma… Buradan kentin yöneticilerine, Valiliğe, Büyükşehir Belediyesi’ne ve Toroslar EDAŞ’a bir kez daha sormak istiyorum:
Tapulu evlerimizde, vergisini verdiğimiz yaşam alanlarımızda gece karanlığında güvenlik korkusuyla yaşamak istemiyoruz. Bu sorun çözülene kadar sorularımızı sormaya, bu köşeden sesimizi duyurmaya devam edeceğiz.
Yetkililer artık bir karar versin: Tülekli Caddesi aydınlanacak mı, yoksa karanlıkta mı kalacak?
**
Mevlüt Abinin Not Defteri…
“Ölenle Ölünmüyor Ama Dedikodusu Yapılıyor”
Cenaze törenlerini hiç sevmiyorum. Samimi olacağım: Bu işler bana fazla tiyatral geliyor. Hani biri sahneye çıkıyor, başrol “ağlayan akraba”, yan rollerde mendilli teyzeler, “ah-vah” korosu, fon müziği olarak da imamın sesi… Ama perde arkasında başka bir oyun dönüyor.
Mesela geçenlerde ahalinin tanıdığı bir adamın cenazesinde biri vardı—adını anmak istemem, zaten kendisi de unutulmayı hak ediyor. Tabutun başında gözyaşı döküyor, elleri titriyor, sanki Oscar alacak. Sonra kafasını hafifçe çevirip “Allah rahmet eylesin de biraz da yamuk adamdı hani, bana bi borcu da vardı…” deyiverdi. Yani helallik almaya gelmiş ama içinde tutamamış.
Bir başka karakter: Elinde mendil, gözünü silerken gömleğinin düğmesi kopuyor. Öyle bir ağlıyor ki sanırsın rahmetliyle birlikte çocukluğunu da gömdü. Ama yanındakine dönüp “Sümüğüne ağırlık olması, rahmetli de geçimsizin tekiydi” diye fısıldıyor. Düğme kopmasa, belki “rahmetli bu gömleği bile sevmezdi” diyecek.
Yetmedi, mezarlıkta defin sırasında kahkaha atanlar var. Şaka yapıyorlar, biri “Tabutun markası neymiş ya, epey kaliteli duruyor” diyor. Biri başka cenazeden anı anlatıyor, “Geçen amcaoğlu gömülürken kürek kaydı, mezara gözcü gibi biri düştü!” Güler misin, toprak mı atarsın, bilemiyorsun.
İşte bu yüzden ben cenazelerde bir köşeye çekilir, sahnenin dışında kalmayı tercih ederim. Gözlem yaparım. Kim samimi, kim yalandan ağlıyor? Kimin mendili yaş, kiminki sadece dekor? Ayıptır söylemesi, neredeyse bir antropolog kadar uzmanlaştım. Cenaze kültürümüz üzerine doktora tezi yazacak seviyeye geldim.
Hatta ciddi ciddi düşünüyorum:
“Adamdan Ölüm, Millette Rol: Bir Cenaze Törenleri Rehberi”
Alt başlık: Antropolojik Gözlemlerle Mezar Başında Mizah
Bu kitabı yazarsam, belki insanlar cenazeye giderken sadece siyah giymeyi değil, samimi olmayı da hatırlar. Ya da en azından dedikoduyu defin sonrası için saklarlar.
ADANA
2 gün önceADANA
2 gün önceADANA
2 gün önceGÜNDEM
3 gün önceADANA
4 gün önceADANA
5 gün önceADANA
7 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.