Çoktan beri yapmadığım bir yolculuk olacak… En son benzerini yapalı tam onbeş yılı geçmiş! Kozan’dan yola çıkacağız, Kozan barajının suyunun ortalara çekildiğini de göreceğim, Dağılcak, öncesi gibi değildir biliyorum; yüzleri, dinlence biçimleri, birbirine koşuşları, çınar ağacının kalın kökünden su içmeleri bile değişmiştir biliyorum! Beni son gördüklerindeki yüz çizgileriyle, bugünkü de aynı olmayacak biliyorum…
Cumartesi, saat onsekizdi Kozan’dan Erdal’la ayrıldığımızda… Öncesinde de böyle olmuştu anımsıyorum… Yine günler öncesinden konuşmuştuk, birlikte yola çıkacağımız konunda sözleşmiştik, ama yine yola Erdal’la çıkmıştık! “Olsun” dedik, yola koyulurken… Sırelif’i çıktığımızda serinlik vurdu yüzüme, Kozan Barajı düşündüğümden daha da kuru/ salpa yağışların olmaması nedeniyle, Dağılcak, Horzum, Çulluuşağı, Akkaya, Feke’yi geçerken iyiden karanlık bastırdı. Hava Adana’ya, Kozan’a göre de kendini gösterdi, üşümeyi yaşadım…
***
Anne/ baba yurdu Belenköy’ün hemen berisinden Çataloluk yoluna tırmanıyoruz. Bu yollara çıkmayalı onbeş yılı aşmış! Yolları, ulaşımı iyileşmiş olsa bile, özellikle son yıllarda yaşanan kuraklık, bir yandan insanların kente inmekte zorlanması, alım gücünün yaşayabilir olmakta açtığı yara, sistem doymazlarına tanınan “kazanma” özgürlüğü, tertemiz havaları da zehirledi!
Karanlığı far ışığıyla yararak çam ağaçlarının yerini katran ağaçlarının aldığı doruğa çıktıkça soluduğumuz hava da değişiyor… Hafif bir üşümeyle birlikte, üstüme bir şeyler giyinmeyi de gereksindiriyor! Ben montu giyerken, Erdal’da “seni görünce ben de üşüdüm” diyerek montunu giydi! Çataloluk’a varana asfalt yolda gittik, çıkarken toprak yola düştük, “bundan sonrası böyle, Zeydan Karalar yapmayı söz vermişti ama zamanı olmadı, iyi adam Karalar” dedi, Erdal.
***
Konakkuran köyü… Gecenin karanlığı da olsa, onbeş yıl öncesinden anımsadım… Saat yirmiotuz oldu… İlk Erdal’ın dedesinin evinde olacağız, gündüzden haber vermiş, sonra kendi evlerine gideceğiz; öyle de oldu! Toprak bir yol üzerinde, yoldan on/ onbeş metre aşağıya, yarı kaya kırıntılı/ basınca kayan belli/ belirsiz yerden eve ulaştık! Ev kalabalık… Ortada açılmış bir sofranın çevresinde kadınlı/ erkekli mantar temizleniyor, hemen sağ yanında ocakta yanmaktan közle kaplanmış ateşin ısısı açık alan olsa da yüze vuruyor, hepsinin ayrı ayrı “hoş geldiniz/ nasılsınız” yakınlıkları gecede yerini alıyor…
Yanan ocağın bir köşesine bir sofra sererken, temizlenmiş, tuzlanmış mantarı şişleyip ateşe sürdüler… Köz ateşinde pişen bu mantar kokusunu bir başka yer alda zor! Mantarın pişerken hafifçe sulanmasını, dışı kızarırken yavaş yavaş içine dek geçmesini bir başka yerde görmek zor! Şişin ucundan, pişen birini çekerek, avucunun içinde çevirerek bana uzattı Erdal, “dikkat et, sıcak olur, üfleyerek ye” uyarısını da yaptı! Bu arada geldiğimizi Adana’ya haber vermek için telefonu elime aldığımda çekmiyordu, sorduğumda iki ayı aşkın süredir hiçbir telefonun çekmediğini, tüm başvurulara karşın düzeltmeyi yapmadıklarını, boş yere ödeme yaptıklarını dile getirdiler ellerindeki telefona uzun uzun bakarak…
***
Saat yirmibir olmuştu… Ateş yanan ocağın bir köşesindeki sofraya yaklaşmamızı isterken pişen mantarlarla birlikte soğan koydular, ekmekleri dizdiler, “haydi oturun, sizin için pişti bunlar” diye de uyardı Erdal’ın annesi… Her şey güzel hoş da, uzun süredir gerek duyup da bağdaş kurup sofranın kıyısına oturmak zor geldi dersem inanın! Vücudumun oylum yerlerinin kullanmaması nedeniyle bağdaş kurup oturdum oturmasına da, uzanırken kolumu uzatamadım, uzatırken zorlandım dersem inanın! Kullanılmayan metalin paslanması gibi bir şey bu; olsun, düşünmüyorum bile, ocaktaki köz başında mantara devam…
Ekmeklerimizin arasına mantar, biraz soğan koyarak yemeyi sürdürürken, ocağa pirzola et de eklediler, bir yandan da mantar şişleri eksilmiyordu, biraz ilerimizde mantar temizleyenlerin yanına, bazılarını kuşbaşı et büyüklüğünün yarısından da küçük olacak biçimde doğrayanlar oturdu. Telefon iletişime yarar sağlamıyor, hiç olmazsa birkaç görsel olayım diyerek hem mantar temizleyenleri/ doğrayanları, hem de ocaktaki mantarları çekip oğlum Emre’ye gönderdim de; gitmedi, kızdım…
Sürecek…
ADANA
Az önceADANA
9 saat önceADANA
9 saat önceADANA
9 saat önceADANA
9 saat önceADANA
9 saat önceADANA
9 saat önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.