Konakkuran’a ulaşmak olası, iletişim kurmak olanaksız…/ 2

Konakkuran’a ulaşmak olası, iletişim kurmak olanaksız…/ 2

ABONE OL
12 Kasım 2025 08:38
Konakkuran’a ulaşmak olası, iletişim kurmak olanaksız…/ 2
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Sofradan kalkmaya izin yok! “Gelmişsiniz, yiyeceksiniz” dedi, içlerinden biri… Bir yandan da doğramış mantarlardan iki avuç kadar yıkayıp, iyice suyunu sıkıp bir tabağa koyarken, bir başkası içeride yoğurdukları hamurdan bezeleri getirdi bir kap içinde. Ortaya koydukları ekmek tahtasının üzerinde hamur bezesi açıldı, tabaktaki mantara yeterince yağ/ tuz/ doğranmış soğan eklenerek karışım içine serildi, börek yapıldı, ocaktaki ateşin üzerinde ısınan sacın üzerine atıldı. Doğrusunu söylemek gerekirse, onbeş yıl kadar öncegelişimde içli köfte yemiştim, böreğini de hiç düşünmemiştim. Bir kentli görse “Konakkuran pizzası” diyeceğini de biliyorum!

Konakkuran dağlarının doruğunda yetişen katran ağaçlarının pürü altından çıkarılan mantarların közde pişirilerek yenmesini sözle anlatmak olası değil, kent zincir marketlerinin sattığı, insan emeği ile yetiştirilen kültür mantarlarına da kimse benzetmesin… Mayıs ile kasım ayları arasında yetiştiği belirtilse de,Konakkuran’da yaz sıcakları bitecek, sonyaz yağmurları yağacak ki yumurta mantarı, kaz ayağı ya da tavuk mantarı denilen, kendine özgü kokusu olan her şeyiyle doğal mantar oluşacak! Sözümona, mantarın oluşabilmesi için soğuklar yetmiyor, mutlaka yağmur yağacak… Saat yirmidördeyaklaşmasına karşın ocak sönmedi, köz azaldıkça odun eklendi. Mantar üzerine konuşuldu, yarının planı yapıldı…

***

Sabah altı dolayında dışarıdan sesler gelmeye başladı. Yedi de kalktığımızda kahvaltı için yer sofrası serilmişti bile… Akşam birlikte olduğumuz Erdal’ın dayıları, teyzeleri de geldiler. Onbeş yılı aşkın süre önce de böyle olmuştu; sabah herkes toplanmış, dört yanı çevren hangi dağın doruğuna çıkacağını anlatmıştı, yine öyle oldu, yine aynı biçimde ikişerli, üçerli gruplar oluşturularak dağın doruklarındaki katran ağaçlarının dibinde mantar araması yapılacak…

Kahvaltıda anlattılar… Geçtiğimiz yıl köyün muhtarıyla birlikte Adana Anakent Belediye Başkanı’nın yanına gitmişler. Çataloluk’tan sonraki yolu toprak olduğunuasfalt yol olmasını istediklerini söylemişler. Bir de Konakkuran köyünün mantarını anlatmışlar. Karalar “duydum, biliyorum, ne yapabiliriz” diye sorduğunda da, “bizim köye bugüne dek bir belediye başkanı gelmedi Adana’dan. Köyümüzü bir görün, mantarımız için bir şenlik düzenlemeyi isteyeceksiniz, çok güzel de olur” dediklerinde, “neden olmasın, seve seve” diyerek onaylamış. Gün belirlemişler, Feke Belediye başkanına bilgi verilmiş, afişler yapılmış, kentlerin belli yerlerine asılmış. Ne yazık ki bir/ iki gün kaldığında “iptal” edildiği açıklanmış. Köylüler “Zeydan Karalar’ı istemeyenler yaptı bunu” diyor. Sonra da sözlerine “Karalar olsaydı bu yıl yolumuz da yapılırdı, şenliğimizde; suçsuz yere hapiste tutuluyor bir de” diye eklediler.  Yapılan gerekçelerin de ipe/ sapa gelmez olduğunu ileri sürüyor; acı ama…

***

Sekize yaklaşıyordu saat evden çıktığımızda… Erdal’la birlikte çıkacağız, yıllar önce de söyledikleri İbişin Çimliği’ni de göreceğim; neresiyse artık… İçinde su, telefon bulunan bir sırt çantası, elimizde pürü karıştırmak için bir metre dolayında/ beş santimi tek yanlı yontulmuş çubukla yoldan çıkıp dağa tırmandık… Katran ağaçlarının bulunduğu yerlerden, dibindeki pürleri karıştırarak ilerliyoruz. Aylardır süren kuraklığın ardından geçtiğimiz günlerde kısa sürelik yağan yağmurun veriminden köylü pek hoşnut değil. Üstelik, geçtiğimiz yıl yağış olmayışı nedeniyle “hiç” olmadığını da söylediler…

Biz pürleri karıştırarak ilerliyoruz Erdal’la… Kimi zaman gözden de uzaklaşıyoruz… Dağın yolunu ben bilmediğim için arada bir sesleniyorum “neredesin” diyerek; ses geldiğinde rahatlıyorum… Dağda dört kilometre ne demek biliyor musunuz, yönünüzün değiştiği, bulunduğunuz yerin düşündüğünüz yer olmamasıdır… Bir metrelik çubuğu, gömü arayanların kullandığı dedektör gibi kullanarak katran ağaçlarının yer aldığı alanda ilerliyoruz… Erdal’a seslendim; ses gelmedi, bir daha; yine ses yok, sonra yeniden… Aşağıda “çizgi” gibi görülen yoldan dörtyüz beşyüz metre yüksekteyim kanımca… Yeniden seslendim; bağırdım, ses yoktu! Telefon çekmiyordu, karşı dağın tepesinde baz istasyonu bulunmasına karşın!  Yola inecek gidiş bulmalıydım; öyle de yaptım… Kimi zaman çam pürleri üzerinde kayarak, kimi zamantaşlara/ dallara tutunarak aşağı kayıyordum. Yaklaşık bir saatimi aldığını sanıyorum, yola indiğimde saat oniki olmuştu… Dağa tırmanıp inerken altı kilometre yol almıştım; düşünün…

Sürecek…

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP