web statisticsweb statistics
Milliyetçiliğe tahammül edemeyen demokratlar!

Milliyetçiliğe tahammül edemeyen demokratlar!

ABONE OL
1 Temmuz 2025 16:24
Milliyetçiliğe tahammül edemeyen demokratlar!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ÖMER ALPDOĞAN

Milliyetçiliğe tahammül edemeyen demokratlar!

Avrupa’nın siyasal manzarasında köklü bir değişim yaşanıyor. Uzun yıllar boyunca liberal, sosyal demokrat ve sözde çevreci partilerin etkisinde yönetilen Avrupa ülkeleri, bugün halkın sesiyle bambaşka bir yöne evriliyor: Milliyetçiliğe.

Bu dönüşümün en dikkat çekici adreslerinden biri hiç kuşkusuz Almanya. Uzun süredir ekonomik istikrarsızlık, göç politikalarında yaşanan başarısızlıklar ve toplumsal huzursuzluklarla yoğrulan Almanya’da, halk artık farklı bir ses arıyor. Bu sesin adı: Almanya için Alternatif Partisi (AfD).

AfD, artık Almanya siyasetinin marjinal bir unsuru değil; birçok eyalette birinci ya da ikinci parti konumuna yükselmiş bir halk hareketidir. Her ne kadar Almanya’daki siyasi elitler – sağdan sola, yeşilden kırmızıya – AfD karşısında birleşseler de, halkın tercihini durduramıyorlar. Demokrasiye olan inançlarını her fırsatta dile getiren bu elitler, iş milliyetçi partilerin yükselişine gelince birdenbire demokrasi vurgusunu unutuyor, yasak ve kapatma tehditleriyle sahneye çıkıyorlar.

Asıl mesele burada açığa çıkıyor: Demokrasi, sadece kendi istedikleri sonuçlar çıktığında makbul bir sistem. Halk, yeşil partilere, sosyal demokratlara, sözde liberal yapılara yüz çevirdiğinde ve tercihini AfD gibi milliyetçi partilerden yana kullandığında, bu çevrelerin gerçek yüzü ortaya çıkıyor. Demokrasiye değil, iktidarlarını korumaya hizmet eden bir sistem istiyorlar.

AfD’nin kapatılmasına yönelik girişimler yalnızca bu ikiyüzlülüğü değil, aynı zamanda Avrupa’daki demokrasi krizini de gözler önüne seriyor.Avrupa’nın dört bir yanında – Fransa’dan İtalya’ya, Hollanda’dan İsveç’e – halk, milliyetçi partilere yöneliyor.Çünkü insanlar, kimliklerine, güvenliklerine ve geleceklerine sahip çıkacak yönetimler istiyor.

Bu gerçeği hazmedemeyen eski düzen siyasetçileri, milliyetçiliği “karanlık bir ideoloji” olarak yaftalarken, halkın iradesini küçümsüyor, hatta doğrudan tehdit ediyorlar. Ama unuttukları bir şey var: Demokrasi, sandıktan çıkan sonuca saygı göstermeyi gerektirir. AfD’ye verilen her oy, Almanya halkının bilinçli bir tercihidir.

Sahte demokratlar, maskeleriniz düştü.Siz ne halktan yanasınız, ne de demokrasiden.Bugün “AfD yasaklansın” diyenlerin, yarın hangi düşünceyi susturmaya çalışacaklarını tahmin etmek zor değil.Ama halk uyandı.Ve bu halkın yürüyüşü, artık durdurulamaz.

İt ürür, kervan yürür.Maskeler düşer, milliyetçiler iktidara gelir.

 

**

Davanın çilesinin çeken ülkücü gençler

27 Mayıs, Ülkücü Hareket’in kutlu yolculuğunda canlarını ortaya koymuş şehit ve gazilerimizi anma günüydü.Bu dava uğruna toprağa düşen yiğitlerimizi her zaman dualarla yad ediyoruz. Ancak unutulmaması gereken bir gerçek daha var: Hâlâ aramızda olan ama bedenleriyle bu davanın bedelini ödemiş gazilerimiz… Ve artık aramızda olmayan, gazi olarak yaşayıp yıllar sonra tanrıyaulaşan dava büyüklerimiz…

Kimisi bir kurşunla gençliğini yatağa mahkûm etti, kimisi kırk yıl başındaki mermiyle yaşadı.Kimisi gözünü, kimisi yürüyüşünü, kimisi de iç organlarını kaybetti ama hiçbir zaman davasından vazgeçmedi.Onlar ki, “Bir sevda uğruna bedenim feda olsun” diyenlerdendi.Ve o sevda, sadece bir siyasi inanç değil; vatan, millet, bayrak ve inanç davasıydı.

1978’de vurulan ve 38 yıl boyunca yatalak yaşayan Ahmet Kaleli… Beyazıt’ta başından vurulan ve mermiyle yaşamını sürdüren rahmetli Yılmaz Özcan… Omuruna saplanan kurşunla hâlâ acılarla yaşayan Salih Akyıldız… Bir gözünü kaybeden, sonra ikinci kez vurulan Recep Öztürk… Kalp zarında mermi taşıyan Hayrullah Savaş… Ve daha nice isim… Bu isimler yalnızca birer birey değil, birer direniş sembolüdür.

12 Eylül’ün karanlık zindanlarından sağ çıkan ama ömür boyu o acıların izlerini bedenlerinde taşıyan gazilerimiz… Ayakta durmanın bile mucize sayıldığı işkencelerden geçen, yaşadıklarını yıllar sonra ancak belgeleyebilen, hatıraları hâlâ yürek burkan kahramanlarımız…

Bu dava öyle kolay yazılmadı tarihe.Her satırı kanla, her harfi acıyla yazıldı. Unutulmamalı ki, her dava; mensuplarının çektikleri çile kadar büyür. Eğer bugün hâlâ “Ülkücülük” bir sevdaysa, bu sevdanın mürekkebi o kanlar, o gözyaşları, o sakat bedenlerdir.

Genç Ülküdaşlarımıza düşen en önemli görev, bu kıymetli hatıraları iyi tahlil etmek, unutulmasına asla izin vermemektir.Çünkü bir davayı yaşatan, sadece liderler ya da sözler değil; çile çekenlerin gösterdiği ahde vefadır.Ahde vefa olmayan bir hareket, zamanla sadece bir hatıra olur.

Bugün bir kez daha diyoruz ki; şehitlerimizi unutmadık, gazilerimizi de asla unutmayacağız.

Vefat eden tüm ülkücü gazilerimize Tanrıdanerinç, yaşayan gazilerimize sağlıklı ve huzurlu ömürler diliyoruz. Şehitlerin aziz hatırasına ve gazilerin alın terine sahip çıkmak; bu davanın asli sorumluluğudur.

Unutma ülküdaşım: Dava insanı kişi için değil, dava için yaşar.

Tinleri şad olsun…

 

(FOTOĞRAFLAR: MEHMET NUSRET ESİ’DEN ALINMIŞTIR)

 

**

Mevlüt Abi’nin Not Defteri:

Ülkücülük zor zanaat, hem de sigortasız

Eskiden ülkücülük bir ideoloji değil, adeta yüksek gerilim hattıydı. Dokunan yanardı. Şimdi ise yanmamışlar, “Abi siz de hep geçmişi anlatıyorsunuz” der olmuş. Eh, haklılar! Biz de anlatmasak zaten kimse anlatmıyor.Tarih kitaplarında “12 Eylül” geçiyor ama içinde yediğimiz tekmeler, işkencehanelerde geçen geceler, kafamızdaki mermiler, sırtımızdaki dayaklar yazmıyor. Kısaca: Biz yaşadık, tarih not almadı.

Şimdi bakıyorum da… Zamanında Mamak’ta günde üç öğün dayak menüsüne tabii olan, C5’te “bugün hangi işkence var acaba?” diye heyecanla uyanan biz eski ülkücüler, bugünün siyaset sofralarına davet bile edilmiyoruz. Hele bazıları “bir türlü bu eski ülkücüler bitmedi gitti” diyor ya… Biz de hâlâ şaşırıyoruz, demek ki resmi kurumlardan değil, kalplerden emekli ediyorlar.

Biz bir zamanlar “Devlet ebed müddet” dedik, millet uğruna her şeyi göze aldık. Ne var ki şimdi “devlet” bizi, ebed müddet unutmuş gibi… Olsun, biz yine de vefayı ekmek gibi kutsal sayarız, her sofrada ararız.Ama bazen sofraya sadece ‘çay’ niyetine çağırıldığımız olur, onun da demi kaçmış olur.

Bakın çocuklar… Ülkücülük öyle çay ocağında tweet atmakla, “şöyle bozkurt yapayım da story atayım” demekle olmuyor.Biz bu davayı ‘status’ değil ‘statü’ bile beklemeden omuzladık. Gecemizi gündüzümüze kattık, hem de voltalı zindanlarda!

Ha bu arada… “Liberal” diyorlar bir de, laylaylom ideoloji! Bize uymadı tabii. O sistemde kendini kurtaran kaptan. Biz de gemiyi terk etmeyen dertli tayfa misali, yıllardır aynı rotadayız ama kaptan köşküne bir türlü çıkamadık.Onun yerine, ambar kısmında hayatı öğrendik. Hatta bazılarımız hala ambarın altında yaşıyor… Ahmet abi mesela, 1978’den beri yatakta, mermiyle yaşıyor. Yılmaz Başkan, kırk yıl boyunca kafasında mermi taşıdı. Biz bu adamlarla aynı sokaklarda, aynı idealde yürüdük.Şimdi biri çıkıp “eski ülkücüler nostalji takılıyor” diyor.Nostalji mi dediniz? Bizimki tam olarak yaşanmış acıların tekrar yayına girmesi, bir nevi TRT Arşiv faciası…

Peki biz küs müyüz? Yok… Davaya küslük olur mu hiç?Biz sadece bazı insanlara kırgınız. Ama kırgınlık da adamına göre… Davamız hâlâ kalbimizde, ama bazıları kalbimizi yok sayıyor.Olsun, Tanrı büyüktür. Bizi tanımasa da Meclis, tanır Mahşer!

Neyse, Mevlüt Abi fazla dertlenirse tansiyon yükseliyor. Şimdi bir nane limon kaynatayım da sakinleşeyim. Siz gençler… Vefayı sadece kahveyle karıştırmayın.Ahde vefa, bir davanın namusudur. Unutmayın: Biz bu yola baş koyarken “bir gün takdir ederler” diye değil, “bir gün unutulursak bile alnımız açık olsun” diye çıktık.

Hadi selametle evlatlar…
Bir dua edin de mermi kafada kaymasın.

 

**

Ozan Arif’ten İşkence Şiiri

Hakim bey…Hakim bey..bütün dünyamı,
Yıkarak yaptılar benim sorgumu.
C-5 denen yere gözleri bağlı,
Tıkarak yaptılar benim sorgumu.

Savcının ağzından şu okunanlar
Benim suçum değil hep yalan bunlar!..
Dövdüler hakim bey,ağzımdan kanlar,
Akarak yaptılar benim sorgumu.

Düştüm ki bir sürü moskof piçine
Biri de demedi bunun suçu ne?
Tabancayı ta ağzımın içine
Sokarak yaptılar benim sorgumu.

Döve döve işettiler altıma
Bayıldıkça sarıldılar hortuma
Islatıp ıslatıp tekrar sırtıma
Çıkarak yaptılar benim sorgumu

Kimi vurdu,kimi baktı seyrime
Cop izleri oluk oldu böğrüme,
Sigaranın ateşiyle bağrıma
Çökerek yaptılar benim sorgumu.

Kimi şarap içti,kimisi rakı,
Karma karış oldu her türlü koku.
Döverek pisletip ağzıma boku
Dökerek yaptılar benim sorgumu.

Jileti vurdular ileri geri
Dilim dilim oldu yarıldı deri
Yarılan yere tuzu biberi
Ekerek yaptılar benim sorgumu.

Tırnağım söküldü kelpeten ile
C-5 ler konuşsa gelse de dile
Su diye yalvardım,hep güle güle
Bakarak yaptılar benim sorgumu.

Şişe ile zorladılar gıçımı
Tuzlu su verdiler yaktı içimi
Derisinden kopanaca saçımı,
Çekerek yaptılar benim sorgumu.

Allahsız-kitapsız sekiz on ayı,
Suçsuzum dedikçe vurdu sopayı,
Burnuma soktular tornavidayı
Bükerek yaptılar benim sorgumu.

Biri bu Soyer’di domuzun dölü!..
Sesinden tanıdım değilim deli.
Tenasül uzvuma ceryanlı teli
Takarak yaptılar benim sorgumu.

Hakim bey,erkeklik kalmadı daha
Ölem diye çok yalvardım Allah’a.
Avuç içlerimden tutup çarmıha
Çakarak yaptılar benim sorgumu.

Babamı almaya eve gittiler
Anama avradıma neler ettiler
Çocuğum boğazından tuttular
Sıkarak yaptılar benim sorgumu.

Yavrumu görünce çıldırdım dedim(!)
Ne derseniz kabul saldırdım dedim.
Atatürk’ü bile öldürdüm dedim
Yakarak yaptılar benim sorgumu.

Ozan Arif anlatamaz kaygımı
Yitirdim kanuna olan saygımı
Velhasıl ‘devlete güven’ duygumu
Sökerek yaptılar benim sorgumu.

Ozan Arif

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.