Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde geçtiğimiz gün kabul edilen İklim Yasası, yalnızca bir yasal düzenleme değildir. Bu yasa, küresel sistemin dayattığı ekonomik, siyasi ve toplumsal dönüşüm planlarının açık bir tezahürüdür. Oylamada “evet” diyen kadar, sessiz kalarak destek verenlerin sorumluluğu da tarihe geçmiştir.
İklim Yasası, 140 ret oyuna karşılık 242 evet oyuyla kabul edildi. Ancak asıl dikkat çekici olan, 210 milletvekilinin oylamaya katılmamasıdır. Rakamlar açık: Eğer bu milletvekilleri ret oyu kullanmış olsaydı, yasa 243 kabul oyuna karşı 350 ret oyu ile reddedilecekti. Bu durum, oylamaya katılmayanların, küresel ajandaya örtülü destek verdiklerinin matematiksel bir kanıtıdır.
Kim bu vekiller?
Yani, iktidar cephesinden 80, muhalefet bloğundan ise 130 milletvekili, bu yaşamsal önemdeki oylamada sessizliği seçti. Bu sessizlik, milletin değil, küresel aktörlerin çıkarlarına hizmet eden bir duruştur.
Peki, Türk milletinin yanında duranlar kimlerdi?
Toplamda sadece 140 milletvekili, bu yasaya hayır diyerek tarihe direniş notu düştü.
Bu yasa ile birlikte Türkiye, karbon piyasaları, enerji dönüşüm hedefleri ve dış kaynaklı yeşil fonlara daha bağımlı hale getirilecek. Ulusal egemenliğimiz, iklim bahanesiyle uluslararası denetimlere açılacak. Yerli üreticiye ek yükler bindirilirken, küresel sermayeye yeni kapılar açılacak.
Bu bir “iklim” meselesi değil; bu, egemenliğin ve millet iradesinin küreselciliğe teslimi meselesidir.
Ve unutulmasın: Tarih, bu teslimiyete ortak olanları yazacak. Türk ulusu, kendisini yarı yolda bırakanları affetmeyecek.
**
CHP’nin İklim Yasası ikilemi: Dili başka, oyu başka olan parti
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kabul edilen İklim Yasası, yalnızca bir yasa değil; siyaset sahnesinde maskelerin düştüğü bir turnusol kağıdıydı. Bu yasa, küresel sermayenin Türkiye’ye biçtiği “yeşil gömlek”ti. Ne acıdır ki bu gömleği giydiren eller arasında, kendisini “antiemperyalist mirasın sahibi” olarak konumlandıran CHP de vardı.
İklim Yasası’nın görüşmeleri sırasında CHP sıralarından yükselen bazı sesler, ilk anda umut verdi. Başta Adana Milletvekili Müzeyyen Şevkin, Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ve Mersin Milletvekili Gülcan Kış olmak üzere bazı CHP’liler, kürsüde “küresel dayatmaya hayır” dediler. Konuşmaları alkışlandı, kamuoyunda umut dalgası oluşturdu. “Cumhuriyetin kurucusu CHP, kuruluş felsefesine mı dönüyor?” diye düşünenler oldu.
Ama meğer her şey bir siyasi mizansenden ibaretmiş.
Oylama günü geldiğinde gerçek yüz ortaya çıktı. CHP’den tam 55 milletvekili, İklim Yasası oylamasına katılmadı. Yani “küreselcilerin dayattığı bu yasaya karşıyız” diyen CHP, oylamada örtülü destek vererek, yasanın geçmesini fiilen sağladı.
Bu nasıl bir çelişkidir?
2021 yılında Özgür Özel, iklim değişikliğini “asıl beka sorunu” ilan ederek küresel dilin yanında pozisyon almıştı. Bugün de partisinin 55 milletvekili oylamaya girmeyip yasanın geçmesine yol açarken, CHP Genel Başkanı sıfatıyla kalkıp Anayasa Mahkemesi’ne gidiyor: “Bu yasa iptal edilsin!”
Sayın Özel’e sormak gerekmez mi? Madem bu yasa Türkiye’nin egemenlik haklarını tehdit eden emperyalist bir metindir, o halde neden 55 milletvekiliniz Meclis’te yoktu?
İşin hukuki tarafı bir yana, siyasi etik açısından tablo çok net. Kürsüde “hayır” demek yetmez. Sandalyeye oturup o “hayır” oyunu vermek gerekir. Aksi halde bu tutumun adı yalnızca ikiyüzlülüktür.
Bugün Anayasa Mahkemesi’ne dilekçe taşıyan CHP heyetine, eğer ben mahkeme başkanı olsaydım, önce şu soruyu sorardım:
“Bu 55 milletvekili nerede?”
Eğer Sayın Özel samimiyse, iptal başvurusu yapmadan önce, partisinin oylamaya katılmayarak yasaya örtülü destek veren bu milletvekillerini CHP Genel Merkezi’nden kulaklarından tutup çıkarmalıdır. Aksi takdirde ne bu yasa iptal olur, ne de kamuoyu CHP’nin bu pozisyonunu ciddiye alır.
Siyaset, tutarlılıkla yapılır. CHP, ya gerçekten antiemperyalisttir ya da kürsüde öyle görünmeyi seçen bir figürandır.
Tarih bu ikilemi yazacak. Halk ise bu tavrı unutmayacaktır.
**
Mevlüt Abi’nin Not Defteri
Kombi Cumhuriyeti
Bizim apartmanda son haftalarda öyle olaylar döndü ki, anlatmasam içimde kalır. Gerçekten, biri gelip bana “Mevlüt Abi, apartmanınızda neler oluyor?” dese, “Dizi senaryosu gibi!” derim. Gerçi bizimki biraz daha düşük bütçeli; kamera yok ama dram, entrika, gerilim bol.
Olay şu: Apartman yönetimi, “Küresel ısınma ciddi mesele kardeşim!” diyerek yeni bir karar paketi hazırlamış. Paket dediğim de öyle gıda paketi gibi değil… İçinden kombi saat sınırlaması, haftada duş sayısı, balkon kurutma kotaları gibi kararlar çıkıyor. Yani resmen kombi cumhuriyeti ilan ediliyor!
Tabii önce anlamadık. Dedik herhalde “çevre bilinci” falan diye masum bir şey. Ama sonra bir baktık, öneriler arasında “Kombiler sadece 19:00 – 22:00 arası çalıştırılacak”, “Haftada en fazla üç kez duş alınacak”, “Sıcak su sabahları sadece 07:00-08:30 arasında verilecek” gibi maddeler var. Şaka gibi! Sanki biz apartmanda değil de uzay istasyonunda yaşıyoruz.
Ama en ilginci ne biliyor musunuz? Yönetim bu önerilerle çıkageldi ama zerre oy isteme, halkı bilgilendirme, bir kapı çalma, “Mevlüt Abi siz ne dersiniz?” deme zahmetine bile girmedi. Öyle eminler ki geçeceğine, sanırsın apartman anayasa referandumu.
Ama o kadar da kolay değil. Çünkü bu apartmanda bir Hürriyet Abi var. 1. katta oturur, isminin hakkını verir. O gün toplantı ilanını panoda görünce suratındaki damarlar belirginleşti. “Bunlar saçmalık! Bu kadar kural olmaz. Biz burada Sovyetler Birliği mi kuruyoruz?” diye başladı konuşmaya.
Ardından destekler geldi: 2. kattaki Müzeyyen Abla elinde cam sil ile, “Ben her gün balkon yıkıyorum. Onu da mı yasaklayacaklar?”, 5. kattaki Ömer Fethi Abi elinde çay bardağıyla, “Ben kombiyi yakmazsam bronşitim azıyor, bana doktor raporu var!” diye isyan etti. 8. kattaki Gülcan Hanım ise WhatsApp grubuna uzun uzun yazılar döşedi: “Bu yönetim apartmanı otel zannediyor. Duş sayısı belirlemek neymiş?”
Ben de kendi çapımda notlar alıyorum tabii. Hem gözlemciyim hem mağdur. Dedim ki, “Bu iş erken seçime gider. Yönetim devrilir. Hatta bir koalisyon bile kurulabilir. Hürriyet-Müzeyyen ittifakı çok güçlü geliyor.”
Oylama günü geldi. Gözüm saat 19:00’da toplantı salonunda. Dedim şimdi yönetimle muhalefet çatışacak, sandalyeler dönecek, biri uzaktan kumandayı atacak falan… Ama ne görelim? O gürleyen, “Bu kararlara direniriz!” diyenlerin hiçbiri toplantıya gelmemiş!
Evet, hiçbiri!
Müzeyyen Abla torun bakıyormuş. Ömer Fethi Abi o gün düğündeymiş. Gülcan Hanım grip olmuş. Hürriyet Abi ise “Ben ruhen oradayım, kalben katıldım” demiş. Sandalyeye oturmak yok ama ruhani destek tam gaz!
Yönetim de bunu fırsat bilip tüm kararları tek tek oyladı ve… hepsi geçti!
Şimdi hepimiz yeni düzenle baş başayız. Kombi üç saat çalışacak, duş haftada üç kez, çamaşırlar ise sadece pazartesi-perşembe arası asılabilecek. Balkon sulamak için özel izin gerekiyor, o da sabah 08:00’den önce bitecek.
Komşular şimdi birbirine bakıyor:
– “Sen bugün duş aldın mı, yoksa sıran yarın mı?” – “Kombiyi biraz erken açsam ceza yazarlar mı?” – “Gömleği kurutmaya mı asayım, yoksa buhar ütüsüyle mi idare etsem?”
Ben mi? Ben kendime içlik takımı aldım. Bir de termos. Kombiyi açamıyorsam kendimi sıcak tutacak teknolojilere yöneldim. Haftalık duş takvimi de buzdolabına asılı. Herkes görsün ki ben kurallara uyan bir vatandaşım. Ama hâlâ aklımdan çıkmıyor: Bir toplantıya gelmediler diye bütün apartman rejimi değişti!
Ve şimdi, o meşhur soruyu herkes soruyor:
“Ben bu apartmanda kendi duş saatimi bile belirleyemeyecek miyim?”
Cevap: Hayır, artık yönetim belirliyor. Demokrasi mi? O, duş başlığı gibi: Kimin elindeyse, su da onun tarafına akıyor…
ADANA
5 saat önceADANA
6 saat önceADANA
21 saat önceADANA
2 gün önceADANA
2 gün önceADANA
2 gün önceADANA
2 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.