Özlem Çerçioğlu’nun Cumhuriyet Halk Partisi’nden istifa ederek Adalet ve Kalkınma Partisi’ne katılması, Türkiye siyasetinde yankı uyandırdı.Ancak bu geçişin ardından sosyal medyada ve çeşitli platformlarda yaşanan linç kültürü, bir siyasi kararın ötesine geçerek, insan onuruna ve özel yaşama yönelik ölçüsüz saldırılara dönüştü.
Düne kadar Özlem Çerçioğlu’nu örnek bir belediyeci olarak öven, onun Aydın’daki hizmetlerini yere göğe sığdıramayan bazı kesimler, bugün aynı kişiye hakaretler yağdırmakta beis görmüyor. Eleştirinin siyasi zeminini aşarak özel yaşama uzanan bu tavırlar, aslında bireyin değil, toplumun değer yargılarındaki çürümeyi gözler önüne seriyor.
Kimileri, Çerçioğlu’nun okul yıllarından, ilk iş deneyimlerinden, sekreterlik yaptığı dönemden ve özel ilişkilerinden bahis açarak, siyasete dair olmayan konuları gündeme taşıyor.Oysa ki bir siyasetçinin tercihini beğenmemek başka, onu kişisel geçmişiyle yargılamak bambaşka bir meseledir.Bu tutum, sadece siyasetin değil, sosyal medyada şekillenen kamu vicdanının da nasıl kolay yönlendirilebildiğini, nasıl çirkefleşebildiğini gösteriyor.
Özlem Çerçioğlu’nun siyasi rotası elbette tartışılabilir, eleştirilebilir.Bu, demokrasinin bir gereğidir.Ancak tartışmalar etik sınırlar içinde kalmadığında, kişisel hayatı ifşa aracı haline getirdiğinde, bu artık siyaset değil, bir linç kampanyasına dönüşür.
Bu noktada asıl sorulması gereken soru şudur: Bir siyasetçinin partisinden ayrılması, kişiliğini değersizleştirecek kadar büyük bir günah mıdır? Düne kadar onu örnek gösterenlerin, bugün mahremiyetine dair en çirkin dedikoduları dillendirmesi nasıl bir samimiyetsizliktir?
Bu yaşananlar bize bir kez daha gösteriyor ki Türkiye’de siyaset, sadece politik görüşlerin değil, karakterlerin de test edildiği bir alandır.Fakat daha acı olanı, testten geçenin sadece siyasetçiler değil, onları eleştiren toplum kesimleri olmasıdır.
Sonuç olarak, Özlem Çerçioğlu’nun siyasi tercihine katılmayabilirsiniz.Ancak onu özel hayatı üzerinden karalamak, sadece siyasetin değil, insanlığın da yitirilmesidir. Bugün sosyal medyada ekran başında izlediklerimiz, aslında hepimize ayna tutuyor: Siyaset mi çirkinleşti, yoksa biz mi çirkinleştik?
**
Mevlüt Abi’nin Not Defteri
Başkasının Yaptığı Kadrolaşma, Bizimki “Liyakat” Oluyor!
Şu Türkiye yok mu… Vallahi başlı başına bir stand-up sahnesi gibi.Hep bir gariplik, hep bir acayiplik.Herkes “Devlet adamı olacağız!” diye yola çıkıyor, sonra bir bakıyorsun devletin kadroları “akraba mıdır, yandaştır, bizim köyden midir?” diye elden geçiyor.
Atatürk’ten sonra ne olduysa oldu, kadrolaşmanın modası başlamış. İnönü, koltuğa oturur oturmaz Adana’da da önemli mimari yapıtlara imza atmış mimar Semih Rüstem Temel’i Bakanlıkdaki görevinden alıp Ankara Belediyesine “sürmüş.” Suç? Muhtemelen İnönü’ye yeterince gülümsememiştir! Yerine ne yapmış?Elbette daha “uygun” birini getirmiş. Malum, liyakat önemli…
Sonra Menderes gelmiş, “bu sefer de dindarlar düşünsün” demiş.Eee, herkesin bir devri var, kadrolar da dönerli sistemle paylaştırılıyor.AP gelmiş sağa, CHP gelmiş sola yer açmış.Kadro savaşları, bildiğin ideolojik Survivor.
En trajikomik olanı ise 1990’lı yıllarda CHP’li bir Adalet Bakanı’nın itirafı: “Soldaki adamı almayacak da MHP’li faşistleri mi alacaktım?” Hayda! Liyakatın yerini ideoloji, diplomanın yerini rozet almış. Vay bu ülkenin hâline…
Şimdi gelelim en acıklı komedi kısmına: Kadrolaşmayı yaparken kimse ses etmiyor. Hatta “bizim çocuklar görev başında” diye kutlama yapılıyor.Ama bir bakıyorsun iktidar değişmiş, bu sefer dünün kadrolaşmacısı yeni iktidara “liyakatsiz atamalar yapılıyor!” diye veryansın ediyor. Ulan hani sen geçen hafta dayının oğlunu il müdürü yaparken bu kadar üzülmüyordun?
Yani kimin elinde güç varsa, “bizimkiler iş başında, yaşasın ehliyet ve liyakat!” diyor. Güç elden gidince de “devletin içi boşaltılıyor” diye feryat figan…
O yüzden naçizane önerim: Türkiye’de kadrolaşma konuşulacaksa önce herkes aynaya baksın. Liyakat mi istiyorsunuz?Buyurun, torpilsiz KPSS listesi orada duruyor.Ama yok, hâlâ “bizim partili amcaoğlunun damadı” öne geçiyorsa, konuşmayalım arkadaşlar.Hepimiz günün sonunda aynı skeçteyiz.Kimse de bu tiyatronun “başrolü benim” diye kasılmasın.
Velhasıl kelam; bizde kadrolaşma karşıtlığı bile kadrolu yapılıyor.
ADANA
3 saat önceADANA
13 saat önceADANA
14 saat önceADANA
14 saat önceADANA
14 saat önceADANA
14 saat önceADANA
14 saat önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.