Yanlış adreste tarih aramak

Yanlış adreste tarih aramak

ABONE OL
1 Temmuz 2025 16:23
Yanlış adreste tarih aramak
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ÖMER ALPDOĞAN

Yanlış adreste tarih aramak

Geçtiğimiz günlerde İyi Partili bir heyetin Kozan’da gerçekleştirdiği ziyaret, tarihî hafızamıza dair ciddi bir sorgulamayı da beraberinde getirdi. Ziyaretin adresi, halk arasında “Türklerin yakıldığı fırın” olarak bilinen, ancak gerçekliği tarihsel belgelerle teyit edilmemiş bir yapıydı. Bu binanın geçmişiyle ilgili ortaya atılan iddialar, maalesef gerçekle değil, kulaktan dolma bilgilerle beslenen bir efsane üzerine inşa edilmiş durumda.

Tarihi bilenler bilir: Milli Mücadele yıllarında Ermeni çetelerinin gerçekleştirdiği katliamların adresi bellidir. Kozan’daki gerçek trajedinin yaşandığı yer, Irmak Caddesi ile Jandarma Sokağı’nın kesişiminde bulunan ve halkın Kurtuluş Savaşından sonra öfke ve hüzünle yıktığı eski fırın olduğu söyleniyor. Bu fırın, acının mekânı olarak hafızalarda yer edinmiş, zamanla izleri silinse de tanıklıkları bölge halkının dilinde yaşamaya devam etmiştir.

Ne var ki bugün Kozan Belediyesi, katliamla ilgisi olmayan, bir başka yapı fırın olarak restore ederek “Burada Türkler yakıldı” tabelasıyla bir tür anı mekanına çevirmiş. Tarihin sorumluluğu, duygusal reflekslerle değil, belgelerle, tanıklıklarla ve tarih bilinciyle taşınmalıdır. Yanlış bir fırını müzeye dönüştürmek, acıyı yüceltmek değil, onu araçsallaştırmak olur. Gerçeği anlatmak istiyorsanız, olayın yaşandığı yere yönelirsiniz; yoksa yaptığınız, sadece kolaycılıktır.

Daha da acısı, bazı asker ve siyasetçilerin, tarihî hakikati çarpıtan bu yaklaşımı sahiplenmesi. Kılavuzu sahte tarihçiler olanların, yanlış adreste gerçek aramaları elbette sürüp gider. Ancak bu yaklaşım, yalnızca tarihe değil, bugünün vicdanına da ihanettir.

Tarih, doğru anlatıldığında ulusun ortak belleği olur. Yanlış bilgilerle şekillendirilmiş yapay anlatılar ise, sadece toplumsal ayrışmaları derinleştirir. Kozan’da yapılması gereken, gerçek fırının bulunduğu arazinin kamulaştırılması, oraya aslına uygun şekilde yeniden inşa edilecek bir anı mekânla, yaşanan dramın dürüstçe anlatılmasıdır.

Tarihsel gerçekler, kolaycı hamasetle değil, sorumlulukla ayağa kaldırılır. Ve bu sorumluluğu yerine getirmek, sadece tarihçilerin değil, belediye başkanlarının, siyasetçilerin ve hepimizin boynunun borcudur.

 

**

 

Modern yaşamın sessiz kaybedenleri

 

Eskiden köyün yolları topraktı, ayakkabılar toz içinde ama gönüller rahattı. Şimdi her yer asfalt, ama kimsenin yürümeye mecali yok. Beton binalar yükseldi, ahşap evler yıkıldı. Kirişler ardıçtan değil artık, demirden çelikten; ama o evlerin içi ne sıcaktır, ne samimi…

Modern hayat geldi; geldi ama ne götürdüğünü kimse sormadı. Götürdüğü sadece dirgen, yaba ya da teneke soba değil. Götürdüğü, o sobanın etrafında anlatılan masallar, dedelerin dizinin dibi, annenin tandır başında yaktığı ocağın dumanıydı.

Artık herkesin altında araba var, ama kimse kimseye uğramaz oldu. Atlar, merkep sırtında giden o eski günlerin hatıraları kaldı sadece. Modernlik adına her şeyimiz var, ama dostluk eksik. Kalabalıklar içinde yalnızız.

Camilere yalnızca birkaç ihtiyar uğruyor. Kur’an rafta tozlanıyor. Sofralar zenginleşti ama bereket eksildi. Ekmeği fırından, yağı marketten alıyoruz; ama o kendi yoğurdunu mayalayan annelerin elinden çıkan tat bambaşkaydı.

Kadın-erkek dengesi bozuldu. Ne kadın kadının farkında, ne erkek erkeğin. Erkek mutfağa, kadın iş yerine geçti; ama aile ortada kaldı. Herkes özgür ama kimse huzurlu değil.

Tarım makinelerle yapılıyor, ama toprakla bağı kalmadı insanın. Sabanı tutan eller şimdi klavyeye uzanıyor. Ürettiğimiz her şey bol ama yapay. Gıda bol ama güven yok. Mevsimlik sebzenin yerini hormonlu seralar aldı. Tadı var mı? Yok. Ama albenisi çok.

Evlatlar evlenmiyor, büyükler yürüyemiyor. Herkes bir şeyin şikayetinde ama kimse dönüp “biz neyi kaybettik?” demiyor. Anneler sabah ocağı yakmaz, çocuklar horoz sesiyle uyanmaz oldu. Gün ışığı yerine telefon ışığıyla başlıyor artık sabahlar.

Modern yaşam, konfor sundu ama değer götürdü. Şehirler cazipti ama samimiyet köydeydi. Şimdi her şeyimiz var gibi ama hiçbir şeyimiz tam değil. Göç ettik; sadece coğrafya değil, gönül de terk etti eski yerini.

Köyleri, gelenekleri, değerleri ve en önemlisi insan olmanın yüklediği sorumluluğu kaybettik. Teknolojiye teslim olduk, kolaycılığa alıştık. Ve işin kötüsü, artık bu halden rahatsız bile değiliz.

Kalmadı emmi… Ne eski dostluk, ne emeğin kıymeti, ne de hakikatin hatırı. O yüzden şimdi daha çok arabamız, daha çok eşyamız, daha çok bağlantımız var ama daha az insanız.

 

**

 

Mevlüt Abi’nin Not Defteri

 

Ağıtçılar Gitti, Göbekçiler Geldi

 

Tarih yok, çünkü bu memlekette tarih tekerrür etmez, tekrar eder.

Eskiden bizim köyde bir cenaze mi oldu, hemen üç dört kadın peydah olurdu evin önünde.
Bunlar öyle rastgele ağlamazdı ha!
Sanırsın merhume, bununla gençliğinde Bağdat Caddesi’nde kol kola volta atmış, aynı yastığa baş koymuş.
Bir feryat figan, bir diz dövüş, bir “bizi bıraktın da nereye gittin Hatice ablaaa!” diye yerleri süpürüş…
Meğer kadınlar “ağıtçı”ymış.
Bedeli mukabili ağlayan sektör.

Kiminin hiç tanımadığı bir ölüye, içten içe sevinerek gözyaşı döktüğü bile söylenirdi.
“İyi ki sen gittin de ben iş buldum” tarzında, içsel bir sevinçle ağlanırdı.

Şimdi ne oldu peki?

Ağıtçılar bitti, yerine “alkışçılar” geldi.
Şehir tipi, belediye onaylı, mütemadiyen oynayan kadınlar topluluğu…

Bunlar da “bedeli mukabili” çalışıyor sanırsam.
Nerede bir temel atma, çeyrek açılış, horonlu kavşak açılışı varsa, bunlar en önde.

Kıyafet desen…
Sanki 01 Burda’da popstar seçimi var.

Kalabalık yapıyorlar, sonra başlıyorlar:
– Başkanım kurban oluuuum!
– İşte halkın sevgilisi burada!
– Şuraya da bi halay olur başkanım!
– Hadi, hadi, bir selfie de şununla…

Tabii organizasyonun olmazsa olmazı:
Darbuka sesi + göbek atma + belediyeye oy garantisi.

E peki fark ne?
Eskinin kadınları ağlayarak para kazanıyordu, şimdikiler oynayarak.
Biri “ay sen bizi bırakıp nasıl gittin” diyordu,
diğeri “aman başkanım bizi bırakmayın da şunu da açın” diyor.

Sahi, merak ettim…
Bunlar yevmiye usulü mü çalışıyor, maaşlı mı?
Günlük kaç Euro alıyorlar?
Euro diyorum çünkü Türk Lirası bir alkışa yetmiyor artık.

Şöyle defterime not düştüm:

“Eskiden cenazeye gider, ölümden geçinirlerdi.
Şimdi açılışa gider, seçimden geçiniyorlar.
Devir değişti, dam oynadı: ‘Ağlayan öldü, oynayan kaldı.’”

Ben de düşündüm hani…
Birkaç kilo verdikten sonra “Erkekler Takımı”ndan göbek/alkış grubuna katılsam mı?
Hiç değilse benim de bi sosyal güvencem olur.

Ama sonra aynaya baktım…
Dedim:

“Mevlüt, sen en iyisi deftere yaz. Oynayan değil, oynatan ol!”

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.