Zeki Kıvanç Adana’yı Tanımıyor!

Zeki Kıvanç Adana’yı Tanımıyor!

ABONE OL
1 Ocak 2026 14:12
Zeki Kıvanç Adana’yı Tanımıyor!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Adana Sanayi Odası Başkanı Sayın Zeki Kıvanç, yeni yıl mesajında buyurmuş ki:
“Adana’yı Türkiye’nin ikinci büyük üretim üssü yapma hedefimize kararlılıkla yürüyeceğiz.”

Hedef büyük, cümle iddialı…
Ama cümlenin içinde ciddi bir sorun var: Adana’yı tanımamak.

Bu iddia da Ceyhan–Yumurtalık hattındaki yatırımlara ve Ana Konteyner Limanı projelerine bağlanmış. Bu projelerle Adana’nın, Marmara’dan sonra Türkiye’nin ikinci büyük üretim ve lojistik merkezi olacağı söylenmiş.

İşte tam da burada durup sormak gerekiyor:
Adana şimdiye kadar neydi?

Sayın Kıvanç, eğer Adana’yı tanıyor olsaydı, böyle bir cümleyi bu haliyle kurmazdı.
Çünkü Adana, “olmayı hedefleyen” değil; olmuş, kurmuş, taşımış bir şehirdir.

Adana, bu ülkenin sanayi belleğidir.
Adana, Türk sanayisinin ve ekonomisinin yıllarca lokomotifliğini yapmış bir kenttir.
Pamukla, tekstille, gıdayla, tarım sanayisiyle, enerjiyle Türkiye’yi beslemiş bir merkezdir.

Bugün Adana’da birçok mahallenin, devasa fabrikaların çevresinde kurulduğunu bilmeyen var mı?
O mahallelerin, o fabrikalarda çalışan işçilerin emeğiyle, alın teriyle oluştuğunu bilmeyen var mı?
Sanayi yalnızca bacadan çıkan duman değildir; şehirle, insanla, tarih ile kurulan bir bağdır.

Ama belli ki Sayın Kıvanç bu bağı görmüyor.
Ya da görmek istemiyor.

Oysa kendisi, 5 Temmuz 2013’ten bu yana, yani yaklaşık on üç yıldır Adana Sanayi Odası’nın başında.
Bu on üç yılda ASO’nun arşivlerine baksa, eski yayınlarını karıştırsa, üye kayıtlarını incelese, Adana’nın zaten bir dönem Türkiye’nin üretim üssü olduğunu açıkça görürdü.

Tümcede tek eksik kelime şudur:
“Yeniden.”

“Adana’yı Türkiye’nin ikinci büyük üretim üssü yeniden yapma hedefi…”

İşte o zaman hem doğru bir ifade olurdu,
hem de Sayın Kıvanç’ın Adana’yı tanıdığına dair bir işaret sayılabilirdi.

Ama o kelime yok.
Çünkü Adana’nın sanayi geçmişi de yok sayılıyor.

Dahası, bu sözleri söyleyen kişi yalnızca bir oda başkanı değil.
TOBB Yönetim Kurulu Üyesi,
ihracatçı birliklerinde görev almış,
Türkiye’nin 1000 büyük sanayi kuruluşu arasında yer alan bir şirketin yöneticisi.

Yani Adana’yı bilmemesi mümkün değil.
O halde geriye tek olasılık kalıyor:
Bilmek istememek.

Ne diyelim…
Demek ki Sayın Kıvanç, on üç yıldır yönettiği Adana Sanayi Odası’na karşın, Adana’yı tanımayı hiç istememiş.

Ve Adana, bir kez daha, kendi geçmişini unutanlar tarafından
“gelecek vaadi” olarak pazarlanıyor.

Oysa bu şehir, vaatten çok önce, üretmişti.

 

**

İmam-ı Azam’ın kulak arkası edilen fetvaları

İslam dünyasında “İmam-ı Azam” diye anılan Ebu Hanife, yalnızca bir mezhebin kurucusu değil; aklı, vicdanı ve toplumsal hayatı merkeze alan bir din anlayışının da mimarıdır. Bugün Hanefilik, Türklerin İslam’ı kabul eden kesimleri açısından iki ana damardan biridir. Sünni anlayışı benimseyen Türkler Hanefi fıkhını esas almış, Şii geleneğe yönelenler ise Kızılbaş-Alevi çizgisi içinde inançlarını yaşamaya çalışmıştır.

Ancak sorun yalnızca mezhep tercihi değildir. Asıl sorun, İmam-ı Azam’ın ortaya koyduğu akılcı, özgürlükçü ve kolaylaştırıcı din anlayışının, yüzyıllar içinde nasıl daraltıldığı ve büyük ölçüde görmezden gelindiğidir.

Mısırlı ilahiyatçı Prof. Dr. Muhammed Ebu Zehra, İmam-ı Azam’ın fetvalarını titizlikle incelemiş ve özellikle günümüzde “kulak arkası edilen” görüşlerini tek tek ortaya koymuştur. Bu fetvalar okunduğunda insanın aklına şu soru geliyor:
Biz gerçekten İmam-ı Azam’ın mezhebinde miyiz, yoksa onun adını anıp ruhunu mu terk ettik?

İmam-ı Azam’a göre Arap olmayan Müslümanlar, ibadetlerini ana dilleriyle yapabilir. Çünkü kutsal olan Arapça değil, anlamdır. Bugün din adına dili kutsallaştıranların, bu fetvayı nereye koyduğu ise meçhuldür.

Ebu Hanife, bir insanın mümin olup olmadığının ibadetle ölçülemeyeceğini söyler. Yani namaz kılan herkes cennetlik, kılmayan herkes cehennemlik değildir. Kimin cennete, kimin cehenneme gideceğini Allah’tan başka hiç kimse bilemez. Buna rağmen bugün neredeyse herkes birbirinin iman bekçiliğine soyunmuş durumdadır.

İmam-ı Azam’a göre beşeri ilişkilerde dindarlık ölçü değildir. İnsan olmanın, adil olmanın, ahlaklı olmanın ölçüsü yalnızca şekilsel ibadetler değildir. Haram para ile hayır olmayacağını, zulüm yapan idareciye hediye verilemeyeceğini ve onun hediyesinin de alınamayacağını açıkça ifade etmiştir. Bu fetvalar, iktidar kapılarında dolaşan “dindarlık gösterilerinin” aslında ne kadar sorunlu olduğunu da ortaya koyar.

Ebu Hanife’ye göre evlenme ve eş seçme hakkı kadının kendisine aittir. Kadın, iradesi olan bir bireydir; velisinin, cemaatin ya da geleneğin malı değildir. Bugün kadın bedeni ve hayatı üzerinde fetva üstüne fetva üreten anlayışların, İmam-ı Azam’la ciddi bir sorunu olduğu açıktır.

Hadis konusunda de son derece nettir:
Kur’an’a ve akla aykırı rivayetler, kaynağı ne olursa olsun reddedilir.
Bu yaklaşım, İslam’ı akıl dışı hurafelerden koruyan bir sigorta gibidir. Nitekim kendisi açıkça şunu söyler: İslam akıl ve vahiy dinidir. Aklı olmayanın dini de yoktur.

Bir diğer çarpıcı fetvası ise şudur: İslam’da “evliya” diye ayrıcalıklı bir sınıf yoktur. Her mümin Allah’ın dostu olabilir. Yani din, ruhban sınıfı üretmez. Buna rağmen bugün kutsanmış kişiler, dokunulmaz yapılar ve sorgulanamaz cemaatler oluşturulmuşsa, bunun İmam-ı Azam’la ilgisi yoktur.

Özetle; İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin dini, korkutan değil kolaylaştıran; baskılayan değil özgürleştiren; aklı dışlayan değil merkeze alan bir dindir. Bugün onun adını sıkça anıp fetvalarını görmezden gelmek, sadece bir çelişki değil, aynı zamanda tarihsel bir vefasızlıktır.

Belki de artık şu soruyu yüksek sesle sormanın zamanı gelmiştir:
İmam-ı Azam’ı gerçekten mi takip ediyoruz, yoksa sadece adını mı kullanıyoruz?

Kulak arkası edilen o fetvalar:

Arap olmayan Müslümanlar, ana dilleri ile ibadet yapabilirler.

Bir insanın mümin olduğunu ibadeti belirlemez.

Kimin cennete veya cehenneme gideceğini Allah’tan başka hiç kimse bilemez.

Beşeri ilişkilerde dindarlık ölçü değildir.

Namaz kıldırıp para almak helal değildir.

Din için toprak gasbetmek meşru değildir.

Evlenme ve eş seçme hakkı kadının kendisine aittir.

Arapça kutsal dil değildir; kutsal olan anlamıdır.

Allah’ın elçileri, Allah’ın kitabına aykırı konuşmazlar.

Kur’an’a ve akla aykırı rivayetler (hadisler), kaynağı ne olursa olsun reddedilir.

İslam’da evliya diye bir sınıf yoktur; her mümin Allah’ın dostudur.

Haram para ile hayır olmaz.

Zulüm yapan idareciye hediye verilmez, hediyesi de alınmaz.

İslam akıl ve vahiy dinidir. Aklı olmayanın dini de yoktur.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.