Geçtiğimiz günlerde, bir dönem müzik yayınlarıyla bilinen Mavi Karadeniz televizyonunu izliyordum. Kanal, artık haber kanalı formatına geçmiş. Rastladığım programda ise tanıdık bir isim vardı: ATA Parti Genel Başkanı Namık Kemal Zeybek.
Siyasette uzun yıllar bulunmuş, tecrübesiyle kamuoyunun ilgisini çeken Zeybek’in sözlerini her zaman dikkatle dinlerim. Özellikle din ve inanç temelli konulardaki görüşlerinin birçoğu bana yakın gelir. Bu nedenle katıldığı programları kaçırmamaya gayret ederim. Ancak itiraf etmeliyim ki, kurduğu ATA Parti bana pek cazip gelmiyor.
O programda da değerli tartışmalar yürütülüyordu. Fakat söz, bir noktada CHP’ye geldi. Zeybek, CHP’nin, logosunda bulunan “altı ok”un başka bir parti tarafından kullanılmasını engellemek için yargıya başvurmasını “demokrasiden uzak bir tavır” olarak eleştirdi. İşte burada kendisine katılmam mümkün değil. Bu değerlendirme, hukuki gerçeklikten ve siyaset etiğinden uzak bir yorumdur.
Dün de bu köşede ifade ettiğim gibi, ister faal olsun ister olmasın, bir partinin sembolünü kullanmak siyasi istismardan başka bir şey değildir. O simgeye gönül vermiş seçmeni yanıltma girişimidir. Parti logosu yalnızca bir görsel değildir; ideolojik, tarihi ve duygusal bir birikimi taşır.
Dolayısıyla, CHP yönetiminin, eski İstanbul İl Başkanı tarafından kurulan yeni bir partinin logosunda “altı ok”un kullanılmasını engelleme girişimi, hem siyasal hem de etik açıdan son derece yerinde bir hamledir. Demokrasi, başkalarının emeğini ve simgesini kötüye kullanma hakkını vermez.
Namık Kemal Zeybek, yılların siyasetçisi olmasına rağmen bu noktada yanılıyor. Çünkü bir partinin sembolünü korumak, demokrasinin değil; siyasetin asgari ahlakının bir gereğidir.
Bir siyasi partinin amblemi ve ismi, yalnızca sembolik bir tercih değildir. Siyasi Partiler Kanunu’nun 96. maddesi, bir partinin amblem, rumuz ve adının bir başka parti tarafından aynen veya ayırt edilemeyecek kadar benzer şekilde kullanılmasını yasaklamaktadır. Bu düzenleme tesadüfi değildir. Çünkü logo, partinin kimliğini temsil eder; seçmenle kurduğu bağı, tarihsel hafızayı ve ideolojik yönelimi simgeler. Başka bir partinin aynı sembolü kullanması, doğrudan doğruya seçmeni yanıltmaya, siyasi alanda haksız rekabet yaratmaya yol açar.
Kısacası, bir partinin kendi logosunu koruma çabası, demokrasiden uzaklaşmak değil, bizzat demokrasinin sağlıklı işlemesi için atılmış bir adımdır. Demokrasi, özgürlüklerin olduğu kadar kuralların da rejimidir. Bu kurallar, seçmenin aldatılmasını engellemek için vardır.
Örneğin, bir ticari markanın taklit edilmesi nasıl “marka hakkına tecavüz” olarak değerlendiriliyorsa, bir siyasi partinin sembolünün izinsiz kullanımı da aynı şekilde siyasal marka hakkına saldırıdır. Hukuki açıdan, CHP’nin altı ok amblemini korumaya çalışması, haklı bir savunma refleksidir.
Dolayısıyla Namık Kemal Zeybek’in “CHP’nin müdahalesi demokrasiye aykırıdır” sözü, ilk bakışta özgürlükçü bir yaklaşım gibi görünse de, gerçekte seçmenin özgür iradesini gölgeleyecek bir tabloyu meşrulaştırmaktadır. Demokrasi, kimsenin başkasının emeğini, tarihini ve sembolünü kötüye kullanma hakkını içermez.
Sonuç olarak, CHP’nin açtığı dava siyaseten de, hukuken de doğru bir girişimdir. Yanlış olan, demokrasi adına si
Mevlüt Abi’nin Not Defteri
Toplu Taşıma Âlimi Oldum!
Benim hayat felsefem basit: Eve giderken de işe gelirken de toplu taşıma araçlarına binerim. Çünkü insan orada hem şehri görür, hem halkı tanır, hem de bedava dedikodu arşivi edinir. Hele belediye otobüsleri yok mu, benim akademim orası…
Niye belediye otobüsü derseniz, efendim özel halk otobüsüne binersen, adam sanki kahvehaneden kalkmış gibi ağır ağır gidiyor. Bizim dedemin antika kağnısını yola koysan, onlardan hızlı varır. Aynı hat, aynı durak ama varış süresi arasında neredeyse bir nesil farkı var.
Bir de yol boyu öyle sohbetler dönüyor ki, bazen yan koltukta konuşan iki kişinin hayat hikâyesini öğreniyorsun. Hani soy kütüğü araştırmasına falan hiç gerek kalmıyor; kulak kabart yeter.
Geçen gün mesela, Küçüksaat’ten Buruk Mezarlığına kadar Mehmet’le Mustafa adlı iki kardeşin “aile destanı”nı dinledim. Vallahi TRT belgesel çekse bu kadar ayrıntı vermez! Mehmet emekliymiş, Mustafa ise işten işe koştuğu için emeklilik hayalinde bile göremiyormuş. Mehmet’in evi güllük gülistanlıkmış, ama öte yandan kızı öyle bir evlilik yapmış ki, Bedir Savaşı yanında dostluk turnuvası kalır. Dayaklar, kavgalar, bir aylık bebekle baba ocağına dönüşler… Dinlerken, “ulan ben kendi ailemi bu kadar bilmiyorum” dedim.
Bak kardeşim, bu bilgileri para verip de öğrenemezsin. Özel hayatın gizliliği falan hak getire! Sağ olsunlar, otobüste yanındakine bağırarak konuşanlar, telefonda “Mehmet abi bak sana diyorum” diye anlatanlar sayesinde ben yakında dedikodu profesörlüğüne başvuracağım.
Boşa da harcamam bu ilmi! Planım büyük: “Uçan Kuş Üniversitesi”ni kurup millete dedikodu dersi vereceğim. Birinci sınıfta “Gelin Kaynana Çatışmaları”, ikinci sınıfta “Komşu Kavgaları ve Balkon Diplomasisi”, üçüncü sınıfta “Enişte Analizleri”, final yılında da “Toplu Taşıma Dedikoduları”nı okutacağım. Mezuniyet tezi de belli: “Yan koltuktaki teyzenin konuşmasından en az üç aile dramı çıkarabilmek.”
Velhasıl, belediye otobüsü sadece yol gitmez; insanı hayata, memlekete ve dedikoduya götürür. Ben de diyorum ki: Ey millet, ben artık toplu taşımanın “alimiyim”, bana boşuna Mevlüt Hoca demeyin, Dedikodu Bilimleri Profesörü deyin!
GÜNDEM
10 saat önceADANA
14 saat önceADANA
2 gün önceADANA
4 gün önceADANA
5 gün önceADANA
5 gün önceGÜNDEM
6 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.