web statisticsweb statistics
MEHMET ÖZLER

MEHMET ÖZLER

26 Mart 2026 Perşembe

GÜNE POZİTİF BAŞLAYIN

GÜNE POZİTİF BAŞLAYIN
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Gününüz hayr olsun. Gününüzün pozitif olması için güne sabahın erken saatlerinde uyanık olun, gün ilk saatlerinde uyanık olan zaten güne pozitif başlar.

Güne şükrederek başlayın. Güne planlı başlayın. Güne iyilik odaklı başlayın, başlayalım.

Erdemli insan güne Besmele ile başlar. Erdemli insan güne umutla başlar.

İnsan gününü üretken hale getirmeli, bu şekilde hakaret eden, hem kendi gününü hemde çevresindekilerinin gününü bereketli kılar.

Güne sabah erken başlayanlardan olun. Henüz dünya telaşı başlamadan uyanan insan kazanır. Gün enerjini belirler. Güne başlarken iyiliğe odaklanın.

***

Ramazan ayında iki gün kasten orucunu bozan biri kaç kefaret orucu tutmalıdır?
Bir kefaret orucu tutar ve iki günü de kaza eder. Kefaret orucu iki kameri ay boyunca aralıksız, birbiri peşine tutulur. Kefaret tutuyorken hanımların ay hali başlayınca ara verilir. Bitince tekrar başlanır ve 60 güne tamamlanır.

Orucun bozulduğu iki günü ise kefaretin peşine veya ayrı zamanlarda, peş peşe veya ayrı ayrı günlerde kaza etmek farzdır. Ayrıca kasten orucu bozmaktan dolayı tövbe etmek de gerekir.

Üç ayrı Ramazan-ı Şerif ayında özürsüz olarak, birer gün kasten oruç bozulmuş ise üç kefaret değil bir kefaret  ve üç gün de kaza gerekir. Kefaret orucu bittikten sonra yine Ramazan orucu kasten bozulursa yeniden kefaret gerekir.
Ramazan orucu dışında kaza, vacip, nafile vb. hangi oruç kasten bozulursa bozulsun kefaret gerekmez.
Allah’ın izniyle iyi olacaksın diye müjde verdi ve başımdan geçen bu olayı yazıp halka dağıtmamı istedi. Bende bu isteğini yerine getirdim. Bir tanesini fakir bir kişiye verdim inandı 13 gün sonra zengin oldu. Bir tanesini zengin birisine verdim umursamadı 13 gün sonra servetini yitirdi. Bir tanesini memur birisine verdim oda umursamadı 13 güm sonra hapse girdi.

İnananlar mutlu inanmayanlar perişan oldu. Bu yazı kimin eline geçerse 13 tane çoğaltıp 13 kişiye dağıtsın. Bu yazıyı yazıp dağıtan kişinin muradı 13 gün sonra gerçekleşecek Allah’ ın izniyle. Bu yazıyı okumaz umursamazsanız ilgilenmezseniz çoğaltıp dağıtmazsanız  13 gün sonra kötülük yaşayabilirsiniz. Acele edin 13 gün sonra dileğiniz kabul olur. Mesajı dikkatli oku ve inan, moralini bozma…

Yukarıda yer alan ve benzeri paylaşımlar doğru mudur?
Hayır. Bu tür saçma mesajlar, dini esaslarımıza tamamen ters, aslı astarı olmayan ve kötü niyetli insanlar tarafından  uydurulan şeylerdir. Panik yoluyla Müslümanlara yanlış itikat aşılayarak itikatlarını bozmak istemektedirler.
Bu ve bunun gibi saçmalıkları sırf sosyal medyada paylaşım sayısını artırma adına oluşturup insanları vicdani açıdan baskı altına almak günahtır. Allah’ın (cc) takdirinden başkası olmaz. Bunları kimler uyduruyor bilemiyoruz. Fakat hiçbir dini dayanağı yoktur.
Örneğin; bu paylaşımlarda yer alan tarihlerde beklenen olmazsa, çocuklarımız namaza başlamazsa ne olacak?
Bu durumda asıl yapılması gereken eşref vakitlerde dua etmek olacaktır. Ayetler şifa ve rahmettir. Cuma günleri Kehf Suresini okuyacağız, diğer günler Yasin’i ve diğer Sureleri, Esma-i Hüsna’yı okuyacağız, Rabbımıza içimizi şerh edeceğiz ama dine, dinde olmayan şeyleri sokmayacağız.

 

Devamını Oku

ASM’LER VE DOKTOR UYGULAMALARI

ASM’LER VE DOKTOR UYGULAMALARI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir mahalledeki Aile Sağlığı Merkezi’nde görev yapan iki doktorun farklı uygulaması ve hastalara yaklaşımından söz edeceğim bugün.

Aynı sağlık ocağındaki doktorun birine hastalar hayır duası ediyor. Diğerine beddua etmiyor ama hayır duası da etmiyor!

Bir doktor randevusuz hasta bakmıyor. Diğeri geleni boş çevirmiyor!

Biri mesaisine riayet ediyor. Diğeri mesai saatlerini kendisi ayarlıyor.

Siyah ile beyaz gibi…

Saat 9’da gelip 16.00’da sistemi kapatanlar da var. Son dakikaya kadar hasta bakanda…

Aile Sağlığı Merkezindeki doktorlar zaten büyük bir çoğunlukla ilaç yazıyorlar. Yani reçete tanzim ediyorlar.

Önemli olan yani asıl olan doktorların vatandaşa hizmet etmesidir. Bu hizmeti yaparken de yurttaşı sıkıntıya sokmadan hizmet vermesidir. Esnek olmak lazım. Aniden rahatsızlanıp sağlık ocağına getirilen bir çocuğa müdahale edip yardımcı olmak varken, o minik yavruyu hastaneye götürmelerini isteyip el atmamak doğru olan yöntem değildir.

Doktorların da empati yapmaları gerekiyor. Bu anlamda Adana İl Sağlık Müdürlüğü yetkililerinin Aile Sağlığı Merkezlerini iyi denetlemesi, sağlık ocağından hizmet alan hastalardan o sağlık ocağındaki doktorlardan memnuniyetlerini araştırarak müdahil olmaları gerekmez mi?

Bence gerekir…

Bunu yapmak da Adana İl Sağlık Müdürlüğü yetkililerine düşer.

Yazımızın sonunda bu çağrımızı da müdürlük yetkililerine yapmış olalım.

Devamını Oku

BAYRAMDA GİDİN ORALARA

BAYRAMDA GİDİN ORALARA
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bayramlar birlik, beraberlik, sevgi, saygı ve paylaşımların en üst seviyede yaşandığı günlerdir. Bayramlar toplumsal dayanışmayı güçlendiren özel günlerdir. İşte bu yüzden bizim geleneğimizde büyüklere, komşulara bayramlaşmaya giderken, çocuklar ise ellerinde çanta,  poşetlerle şeker toplamak için kapı kapı dolaşırlar.

Bayram denince hepimiz çocukluğumuza gideriz. Her bayram sabahı her evde bir telaş olur bayram konuşulur.

Ve anılar tazelenir. Zaten bayramların bizim gelenek ve göreneklerimizde çok ayrı ve önemli bir yeri vardır. Zamanında hep böyle olmuştur, işte bu gelenek kısmen de olsa devam etmektedir.

Bayramlar özel günlerdir çünkü. Bu dönemlerde küskünler barışır, dargın olanlar ise dargınlıklarını rafa kaldırır. Küsme,  duyguların ifade edilemediği zamanlarda iletişimi karşındaki ile kesmesidir. İletişimi kesme bir tepki olarak yapılır. Belki bir başka ifade ile bu sessiz bir cezalandırmadır.

Küslük sorunları çözmek yerine ilişkileri dondurmaktır. İşte bayramlar donan ilişkileri eritip eski haline döndürmedir. Bayramlar aileleri bir araya getirir. Bayramlar, Sıla-i rahime sebep olur.

Sıla-i rahim, akrabalık bağlarını koruma gözetmedir. Bu olay ailelerinin bir birine bağını güçlendirir. Bu aynı zamanda, hem ahlaki hem de dini bir sorumluluktur. Sıla-i rahim sayesinde aileler ziyaret edilir.

Vefat eden kişi ve kişiler kabirlerinde ziyaret edilir. Demeyin ki,  ben buradan okurum gönderirim ruhuna, hayır imkânın varsa gidin kabirlere, ziyaret edin, ayak tarafına geçin okuyun Fatiha’yı ben geldim anne, baba, dede ebe vs deyin.

Gidin ki siz ölünce sizi örnek alan evlatlarınızda sizi ziyaret etsin. Kur’an okuyup dua etsin.

Telefonla bayramlaşma ile yüz yüze bayramlaşma arasındaki farkı siz kendi kendinize bir değerlendirin. Ve göreceksiniz ki bu hem diri yani yaşayanlar hem ise ölüler arasında nesiller arası iletişimi güçlendirecektir.

Sıla-i rahim rızkı bereketlendirir. Sıla-i rahim, ömrü bereketlendirir. Hani ne derler, Ramazan ayı göz açıp kapayıncaya kadar bitti. İşte Ramazan ayının son günlerindeyiz.

Tatile gitmek, dinlenmek her yaşayan için bir haktır ama bu hakları bayram günlerine saklamayınız. Aile büyüklerimiz bizim baş taçlarımız, onlar bize çok emek verdi veya veriyorlar.

Onlar bizlerin var olma sebeplerimiz. Lütfen anne, baba vs bayramda sağ iseler yanlarına gidin ellerini öpün hayır dualarını alın, vefat etmiş iseler mezarlarına gidin Fatiha’nızı okuyun.

Hayırlı Bayramlar dileğiyle.

Devamını Oku

SAYGI GÖRME HAKKI

SAYGI GÖRME HAKKI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ramazan ayında oruç tutmayabilirsiniz. Ne bileyim şeker hastası olabilirsiniz. Yani oruç tutmayacağınız bir mazeretiniz olabilir.

Bu mazeret geçici ise sonra, kalıcı ise fidye ile buna müsaade ediyor dinimiz. Ama oruç tutanlarının oruç tutmalarına saygı duyulmalı. Allah biliyor diye  kimsenin karşılarında yemek yememeli, su içilmemeli.

Saygı gösterilmeli herkes kendine oruç tutuyor denilmemeli. Oruç tutanda başkasının yediklerine, içtiklerine bakıp onlara sinirlenip kızmamalı.

Oruçlu orucunu başkaları görsün diye tutmuyor ki? Oruçlu açların halinden anlamalı. Dünya’da bir sürü aç insan var, Belki mahallende yanı başında. Tutamayan lütfen tutamayacaksan evinde tut.

Tutmayan tutana, tutan tutmayana saygı göstermeli o kadar. Her şeyin başı saygı.  Karşı tarafa saygı duymazsanız iki taraf da yıpranır.  Oruç tutmayan dikkat edecek, oruç tutan da her yerde ben oruçluyum diyerek pozitif ayrımcılık istemeyecek.

***

Ramazan’ın bu son günlerinde, “Ben ne istiyorum?” sorusunun yerini “Başkası neye ihtiyaç duyuyor?” sorusu aldıysa, tevazu hırkası üzerimize oturmaya başlamış demektir. Cömertlik sadece cüzdanla değil, aynı zamanda yürekle yapılır.

Bu ay boyunca vaktimizi başkalarına ayırabildik mi? Sabrımızı hoşgörüyle harmanlayabildik mi? Emanet olanı asıl sahipleriyle paylaşabildik mi? Bu soruların cevabı, içsel zenginliğimizin karnesidir.

Ego ve enaniyet, insanı sadece kendi arzularına hapseder. Kendini yenilemek (revize etmek), ancak hataları kabul etmekle başlar. Öfke, gıybet veya bencillik gibi “yazılım hatalarımızı” fark edip bunları erdemle değiştirebildiğimiz ölçüde Ramazan amacına ulaşmış sayılır.

Ramazan, bir varış çizgisi değil; arınmış, tazelenmiş ve kibrinden arınmış bir insan olarak hayata devam etme başlangıcıdır.

Bir cihazın yazılımını güncellemesi gibi, Ramazan da ruhun işletim sistemindeki hataları ayıklama vaktidir.

Hangi alışkanlıklar beni aşağı çekiyor? Hangi erdemleri heybeme koydum? Bu soruların cevapları, bizi bayramdan sonraki “yeni sürümümüze” hazırlar.

***

Bir alıntı ile devam edelim. Hava buz gibi, yerler kar… Babamın kömür deposundayım. Kapıya mahcup bir kadın geldi.

“Kocam işsiz, çocuklar donuyor ama param yok,” dedi titreyerek.

Yüreğim yandı. Babam yokken bir torba kömür, bir çuval da odun verdim.

“Al abla,” dedim, “Komşuyuz, helal olsun.”

Akşam olayı babama anlattım. “Aferin” beklerken, babam kaşlarını çattı:

“Parası?”

“Baba, durumu yoktu, sevabına verdim.”

“Oğlum yanlış yapmışsın! Alıştırma böyle, sonra başını alamazsın…”

Şok oldum. Babam ki “Kömürcü Fahri” diye bilinen mert adamdı.

Nasıl bu kadar katı olabilirdi? Bir torba kömürü mü esirgemişti?

O gece babama içten içe kızdım.

Ertesi gün dayanamadım, o ailenin evine gittim. Durumları içler acısıydı.

Dükkâna dönüp babama isyan ettim:

“Baba, biz sıcak evimizde otururken o çocuklar donuyor. Bu insanlık mı? Sen bir torba kömürün lafını yapıyorsun!”

Babam sustu. Sadece:

“Tamam, ben bir bakayım” dedi ve dükkândan çıktı.

Ertesi gün elime bir kâğıt verdi.

“Git şuraya” dedi.

Gittiğim yer gıda toptancısıydı.

Meğer babam o sessizliği içinde koca bir organizasyon kurmuş…

Ahmet Amca bir yıllık kirayı üstlenmiş, erzaklar hazırlanmış.

Mobilyacı dostları evi baştan aşağı döşemiş.

Bir hafta içinde de babam araya girip kadının kocasına iş bulmuş.

Utandım…

Ben bir torba kömürle günü kurtarırken, babam o ailenin geleceğini kurtarmıştı.

“Alıştırma” derken cimriliğinden değil;

“Onları dilenci gibi hissettirme, köklü çözüm bul, onurlarıyla yaşasınlar” demek istemişti.

O aile kurtuldu. Çocukları okudu, meslek sahibi oldu.

İşte eskilerin “Ahilik” dediği o güzel gelenek buydu.

Şimdi ne öyle babalar kaldı, ne de o güzel komşuluklar…

 

Devamını Oku

ÎTİKÂF

ÎTİKÂF
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İtikaf ; ibadet niyetiyle inzivaya çekilmek, dünya işlerinden uzaklaşarak Allah’a yönelmektir.

Genellikle Ramazan’ın son 10 gününde yapılan, sünnet-i müekkede olan bir ibadettir. Erkekler camide, kadınlar ise evlerinde namaz kıldıkları yerde itikâfa girerler.

Sözlükte “bir yerde kalmak, beklemek, kendini hapsetmek” demektir.

Hükmü: Ramazan’ın son on gününde yapılması sünnet-i müekkede (Hz. Peygamber’in devamlı yaptığı) bir ibadettir.

Yeri: Beş vakit namaz kılınan camilerdir.

Şartları: İbadet niyeti, oruçlu olmak (Şâfiîlere göre şart değildir) ve erkekler için camide bulunmaktır.

İtikafı Bozan Şeyler: Mazeretsiz dışarı çıkmak, cinsel ilişki, bayılmak, şarhoş olmak, hanımına dokunmak gibi durumlardır.

İtikaf yapan kişi, Kur’an okur, dua eder, tefekkür eder ve vaktini ibadetle geçirir.

Tuvalete gitmek, abdest almak ve gerekli olduğunda gusletmek gibi tabiî ihtiyaçları için ise camiden dışarı çıkabilir. Bulunduğu camide cuma namazı kılınmıyorsa…

Şu hâdise, îtikâfın ne kadar ehemmiyetli ve fazîletli olduğunu bildirmekle birlikte, diğer taraftan, ferdî ve ictimâî vecîbeleri de ihmâl etmemek gerektiğini ne güzel ifâde etmektedir: İbn-i Abbâs -radıyallâhu anh- birgün Mescid-i Nebevî’de îtikâfta iken bir kimse yanına gelerek selâm verdi ve oturdu.

İbn-i Abbâs:

“Kardeşim, seni yorgun ve kederli görüyorum!” dedi.

“Evet ey Rasûlullâh’ın amcaoğlu, kederliyim! Falanın benim üzerimde velâ hakkı var (mal mukâbilinde beni âzâd etmişti), fakat şu kabrin sâhibi (Allâh Rasûlü) hakkı için söylüyorum ki, ona olan borcumu ödeyemiyorum.” dedi. İbn-i Abbâs -radıyallâhu anh-:

“Senin hakkında onunla konuşayım mı?” diye sorunca, adamcağız:

“Sen bilirsin!” cevâbını verdi. İbn-i Abbâs -radıyallâhu anh- ayakkabılarını alarak mescidden çıktı. Adam ona:

“Îtikâfta olduğunu unuttun mu?” diye seslendi. İbn-i Abbâs -radıyallâhu anh- ise:

“Hayır! Ben şu kabirde yatan ve aramızdan daha yeni ayrılmış olan zâttan (Peygamber Efendimiz’den) duydum ki: (İbn-i Abbâs bunları söylerken gözlerinden yaşlar akıyordu.)

“Her kim, din kardeşinin bir işini tâkip eder ve o işi görürse bu, kendisi için on yıl îtikâfta kalmış olmaktan daha hayırlıdır. Bir kimse Allâh rızâsı için bir gün îtikâfa girse Cenâb-ı Hak o kimse ile ateş arasında üç hendek yaratır ki, her hendeğin arası doğu ile batı arası kadar uzaktır.”

*

Fidye niçin verilir? Miktarı ne kadardır? Kaç kişiye verilir?

İhtiyarlıktan veya iyileşme ümidi olmayan bir hastalıktan dolayı tutulamayan orucların ilerde kazası yapılamazsa bedel olarak *fidyesi* verilir. Eğer oruç tutacak sağlığa kavuşursa fidye vermiş olsa bile orucu tutması farzdır. Bu durumda verdiği fidye ise sadaka olur. Kişi fidye vermeden vefat ederse bıraktığı mirastan borçlar çıktıktan sonra geriye kalanın üçte biriyle ödenir. Yetmezse varislerin insafına kalmıştır. Fidyeyi verip vermemekde serbesttirler. Bu gibi işleri ölüm sonrasına bırakmamak gerekir. Ölüm her an gelebilir. Bu konuda vasiyet etmek iyi olur.

Bir fidye bir fitre miktarıdır.

Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde bulunan Din İşleri Yüksek Kurulu titiz bir çalışmayla, her yıl fitre miktarını tesbit eder. Fidye bir kişiye de birden fazla kişiyede verilebilir. Fidye, kendilerine zekat verilen fakirlere verilir. (HÇ)

Kur’an-ı Kerim’de 14 surede ayrı ayrı 14 secde ayeti vardır. Her okuyana ve dinleyene bu secdeyi yapmak vaciptir.

Tilavet secdesi yapmak isteyen kimse abdest alır, tesettüre dikkat eder, kıbleye döner ve niyet eder. “Niyet ettim Allah rızası için tilavet secdesi yapmaya“ der ve “Allah-u Ekber“diyerek kıyamda (ayakta) iken ellerini kaldırmadan, direk (rukü yapmadan), bir defa olmak üzere secdeye kapanır. 3 defa “Sübhane Rabbiye’l alâ“der ve teşehhüde oturmadan ve selam vermeden hemen “Allah-u Ekber“diyerek doğru ayağa kalkar. Kalkma esnasında “Semi’nâ ve eda’nâ ğufrâneke Rabbenâ ve ileyk el’masîr “demek müstehabdır.

Tilavet secdesi yapması gerekenin hemen yapması en sevaplı olanıdır. Eğer unutursa daha sonra da yapabilir.

Devamını Oku
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.