08 Ocak 2026 Perşembe
Türkiye Futbol Federasyonu uzun süredir bir yönetim zaafı yaşıyor. Ancak son yaşananlar artık “zaaf” olarak geçiştirilemez. Ortada açık bir etik ihlal ve daha da önemlisi hukuki sorumluluk bulunmaktadır.
TFF, 5894 sayılı Türkiye Futbol Federasyonu Kanunu uyarınca, özerk ve tarafsız bir kurumdur. Aynı kanun ve TFF Statüsü, federasyon yöneticilerine kulüpler arasında eşit mesafede durma, güvenilirlik ve adalet yükümlülüğü yükler. Bu yükümlülük bir temenni değil, bağlayıcı bir hukuki zorunluluktur.
Buna rağmen, TFF Yönetim Kurulu Üyesi ve 2. ile 3. Lig kulüplerinden sorumlu Murat Şahin’in, 11 Ocak Pazar günü karşı karşıya gelecek iki 2. Lig takımından yalnızca birini ziyaret ederek maç öncesi “başarılar” dilemesi; hukuken de, etik olarak da kabul edilemez bir davranıştır.
Bu ülkede TFF Yönetim Kurulu Üyesi olmak; kravat takıp kulüp kulüp gezmek, dilediğine moral vermek, dilediğini görmezden gelmek değildir.
Bu görev, tarafsız olma zorunluluğu taşır.
Murat Şahin birey olarak istediği takımı tutabilir.
Ama TFF Yönetim Kurulu Üyesi olarak, sorumlu olduğu ligde, iki takımın karşı karşıya geleceği bir maç öncesinde sadece bir tarafa gidip başarı dileyemez.
Bu davranış, futbolcuya bahis oynadı diye ceza vermekten çok daha ağır bir etik ihlalidir. Çünkü burada bir bireyin değil, bir maçın ve bir ligin adaleti tartışmaya açılmaktadır.
Bu noktada sorun artık “niyet” değildir.
Hukuk, niyetle değil algı ve etkiyle ilgilenir.
Uluslararası spor hukuku literatüründe açık bir ilke vardır:
“Adaletin sağlanması kadar, adaletin sağlandığına dair güvenin korunması da esastır.”
Bir federasyon yöneticisinin, sorumlu olduğu ligde oynanacak bir maç öncesinde yalnızca bir takımı ziyaret etmesi, diğer takım açısından haklı bir güvensizlik yaratır. Bu durum, maçın tarafsızlığını ve hakem kararlarının meşruiyetini tartışmalı hale getirir.
Burada açıkça sorulması gereken soru şudur:
Aynı maçın diğer takımı da ziyaret edilmiş midir?
Aynı dilekler onlara da iletilmiş midir?
Cevap hayırsa — ki şu ana kadar kamuoyuna yansıyan bir bilgi yoktur — ortada eşitlik ilkesinin ihlali vardır.
Bu davranış, TFF’nin futbolcu ve teknik direktörlere yönelik disiplin uygulamalarıyla kıyaslandığında çok daha ağır bir ihlaldir. Zira burada bahis oynayan bir birey değil; federasyonun tarafsızlığı sorgulanmaktadır.
TFF Disiplin Talimatları ve Etik Kurul düzenlemeleri; çıkar çatışması, taraflı davranış ve güven zedeleyici eylemleri açıkça yasaklamaktadır. Murat Şahin’in eylemi, “çıkar çatışması” kavramının tanımına doğrudan girmese bile, çıkar çatışması algısı yaratmaktadır ki, bu dahi etik ihlal için yeterlidir.
Spor etiği açısından yapılması gereken açıktır ve tartışmaya kapalıdır:
Murat Şahin, bu maç oynanmadan önce, 2. ve 3. Lig kulüplerinden sorumlu TFF Yönetim Kurulu Üyeliği görevinden istifa etmelidir.
Bu bir ceza değil, kurumu koruma refleksi olmalıdır.
Aksi halde TFF, bu davranışı zımnen onaylamış sayılır ve ileride doğabilecek hukuki itirazların da önünü açar.
Unutulmamalıdır ki; bir maçta alınacak tek bir tartışmalı karar, “federasyon yöneticisi maçtan önce bu kulübü ziyaret etmişti” cümlesiyle birlikte anılacaktır. Bu da Türk futbolunun zaten kırılgan olan güven duygusuna ağır bir darbe daha vuracaktır.
Ben maçı izlemeyeceğim.
Ancak sahadaki hakem yönetimi, kritik kararlar ve maçın genel seyri bağımsız gözler tarafından takip edilecektir. Gerekirse bu notlar, spor kamuoyu ve hukuk mercileriyle paylaşılacaktır.
Çünkü burada sorun futbol değil; hukuk, etik ve kurumsal sorumluluk sorunudur.
Ve Türkiye Futbol Federasyonu, bu sorumluluktan kaçamaz.
AK Parti Adana İl Başkanı Sayın Tamer Dağlı, Adana’ya 2025 yılında 8,3 milyar liralık yatırım yapıldığını açıklamış. Rakam büyük ve alkışa hazır…
Ama rakamların içine girince tablo pek de parlak durmuyor.
Açıklamaya göre bu paranın 5,3 milyar lirası demiryolu, 2,9 milyar lirası karayolu, 6 milyon lirası ise havayolu yatırımları için ayrılmış.
Yanlış okumadınız:
6 milyon lira.
Milyarların havada uçuştuğu bir tabloda, havayoluna ayrılan pay “çerez parası” bile değil. Bir belediye parkına yapılan süsleme bundan pahalı.
Şimdi soralım:
Adana’da bu 6 milyon liralık havayolu yatırımı nereye yapıldı?
Adana Havalimanı’nın tarifeli uçuşlara kapatıldığı, kentin hava trafiğinin fiilen Mersin’e taşındığı bir dönemde, bu para hangi piste, hangi terminale, hangi projeye harcandı?
Bir başka merak konusu da şu:
Demiryoluna ayrıldığı söylenen 5,3 milyar liralık yatırımın ne kadarı gerçekten Adana’ya ait?
Adana’dan Mersin’e, özellikle Yenice Lojistik Merkezi ekseninde taşınan birimler, yatırımlar, departmanlar bu rakamın içinde mi?
Yani Adana’ya yazılan yatırımın önemli bir kısmı, fiilen Adana dışına mı çalışıyor?
Sayın Dağlı, bu yatırımlar için Ulaştırma ve Altyapı Bakanı Sayın Abdulkadir Uraloğlu’na teşekkür ediyor.
Saygı duyarım.
Ama bir Adanalı olarak ben edemiyorum.
Ben teşekkür etmeyi, Adana Havalimanı yeniden açıldığında, Sayın Bakan gelip terminalin önünde fotoğraf çektirdiğinde, Adana yeniden gökyüzüne bağlandığında ederim.
O zamana kadar kusura bakılmasın;
Milyarların gölgesinde kalan 6 milyonluk havayolu yatırımı, teşekkür değil, sadece soru işareti doğurur.
Adana soruyor:
Bu yatırımlar nerede?
Ve daha önemlisi:
Adana gerçekten bu tablonun neresinde?
Yıllardır “Adana Lobisi” diye bir şeyden söz edilir.
Ben açıkçası buna hiç inanmadım.
İnanmadım ama şunu da inkâr edemem:
Birçok siyasetçimiz, Adana’ya gelen en küçük hizmeti bile “lobi sayesinde oldu” diyerek anlatmayı sever. Sanki görünmez, gizemli bir yapı varmış da kentin kaderini o belirliyormuş gibi…
Oysa lobi dediğin şey öyle efsanelerle anlatılmaz.
Lobi dediğin; bir kentin hakkını söke söke alır.
Gürültü çıkarır, kamuoyu oluşturur, Ankara’yı zorlar.
Tıpkı Malatya Lobisi gibi.
Malatya, bir süre önce birçok müdürlüğünü çevre illere kaptırmıştı. Son darbe de PTT Bölge Müdürlüğü’nün Elazığ’a taşınmasıyla geldi. İşte tam o noktada Malatya Lobisi devreye girdi.
Siyasetçiler, meslek odaları, sivil toplum örgütleri aynı anda harekete geçti.
Malatya’da ve Ankara’da yoğun bir çalışma yürütüldü.
Televizyon ekranlarından aralıksız açıklamalar yapıldı.
“Bu şehir bunu hak etmiyor” denildi.
Konu gündemde tutuldu, toplumsal baskı oluşturuldu.
Ve sonuç alındı.
PTT 19. Bölge Müdürlüğü yeniden Malatya’ya verildi.
Açık söyleyeyim; bu süreci izlerken kıskanmadım desem yalan olur.
Çünkü biz Adanalılar neyi izledik?
87 yıllık Adana Havalimanı’nın, Mersin Lobisi’nin kararlı ve sistemli çalışmasıyla kapısına kilit vurularak “Çukurova” adıyla Mersin’e taşınmasını izledik.
Mersin Lobisi, havalimanını kendi kentine almak için yoğun bir mücadele verirken; biz Adana’da elimizden geldiğince “Havalimanı Adana’da kalsın” diye yazdık, çizdik.
Ama ne oldu?
Özellikle siyasal iktidar milletvekilleri ve hasbelkader Büyükşehir Belediye Başkan Vekilliği koltuğuna oturan bazı isimler, Mersin’e yapılan Çukurova Havalimanı’nı “Adana’ya hizmet” diye pazarlamaya kalktı.
Biz yazdık.
Biz anlattık.
Ama Adanalı siyasetçiler, havalimanının Mersin’e taşınmasından yana tavır alınca; yazdıklarımız havada kaldı.
Sonuç mu?
Artık ne uluslararası hava trafiğinde ne de ulusal hava ulaşım sisteminde Adana’nın adı var.
Adana silindi.
Kayıtlarda artık “Mersin” yazıyor.
Havalimanıyla bitmedi elbette…
Şimdi de demiryolları parça parça Mersin sınırlarına taşınıyor.
Ve yine sessizlik…
Ne güçlü bir itiraz var, ne örgütlü bir tepki, ne de “Bu şehir sahipsiz değil” diyen bir lobi.
Belki Adana Lobisi yoktur.
Belki de vardır ama Adana adıyla Mersin Lobisi gibi çalışıyordur.
Kim bilir…
Ne diyelim;
Tanrı bir gün Adana’ya da Malatya Lobisi gibi bir lobi ihsan etsin.
Adana sevdasıyla dolu insanlar, Mersin’e kaçırılan havalimanına güzelleme yapmak yerine, Adana’nın hakkı olan 89 yıllık havalimanını yeniden bu kente kazandırmak için mücadele ederler..
Çünkü bu şehir, masal anlatan lobileri ve siyasetçileri değil; hakkını alan lobileri ve siyasetçileri hak ediyor.
Siyasal iktidarın “hayvanları koruma” iddiasıyla çıkardığı yasa, uygulamada kimi yetkililerin elinde adeta bir hayvan katliamı aracına dönüşmüş durumda. Türkiye’nin dört bir yanından gelen görüntüler, tanıklıklar ve iddialar toplumda büyük bir infiale yol açıyor.
Bu süreçte muhalefet belediyelerinin önemli bir bölümü, özellikle de CHP’li belediyeler, hayvan katliamlarına karşı halkın tepkisine destek veriyor, barınakların birer ölüm kampına dönüştürülmesine itiraz ediyor.
Ya da kamuoyu bugüne kadar öyle sanıyordu.
Çünkü ortaya atılan son iddialar, eğer doğruysa, tabloyu son derece vahim bir noktaya taşıyor.
İddiaların adresi bu kez bir CHP’li belediye: Ankara Büyükşehir Belediyesi.
DEM Parti Mersin Milletvekili Perihan Koca, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı Karataş Hayvan Bakımevi ve Rehabilitasyon Merkezi’nde toplu hayvan katliamı yapıldığı yönündeki iddiaları Meclis gündemine taşıdı. Adli girişimlerle birlikte verilen soru önergesi, insanın kanını donduran ayrıntılar içeriyor.
Önergede yer alan iddiaya göre, barınakta görevli bir veteriner hekim ile yardımcısı, her gün düzenli olarak 50-60 köpeği öldürüyor.
Dahası, barınak yetkililerinin “Bu kadar köpekle uğraşamayız, Ankara’nın yükü üzerimizde. Kim ötenazi yapabilir?” diyerek arayışa girdiği, adı geçen kişilerin de “Biz yaparız” dediği öne sürülüyor.
Eğer bu iddialar doğruysa, ortada münferit bir olay değil, sistematik ve organize bir suç vardır.
Perihan Koca, önergesinde haklı olarak şu noktaya dikkat çekiyor:
Ankara’nın dört bir yanında polis zoruyla toplanan, barınaklara kapatılan ve son derece kötü koşullarda tutulan hayvanların toplu biçimde infaz edilmesi, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nda yapılan değişiklikleri bir kez daha tartışmaya açmaktadır.
Günde 50-60 köpek…
Ayda yüzlerce, yılda binlerce can…
Ve tüm bunların CHP’li Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde yaşandığı iddiası.
İşte asıl sarsıcı olan da budur.
CHP’li belediyeler böyle bir katliamın içindeyse, bu yasayı çıkaran siyasi iktidara mensup belediyelerin yaptıklarını “çok görmek” mümkün olur mu?
Bu noktada CHP Genel Merkezi ve Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş susamaz.
Tarım ve Orman Bakanı’nın vereceği yanıtı ya da yargı sürecinin sonucunu beklemeden, kamuoyuna derhal açık, net ve ikna edici bir açıklama yapmak zorundadırlar.
Eğer bu iddialar doğruysa, Perihan Koca’nın kodlayarak isim verdiği sorumluların görevlerine son verilmeli ve adalete teslim edilmeleri sağlanmalıdır.
Yetmez…
Kamuoyundan açık bir özür de dilenmelidir.
Çünkü hayvan hakları, siyasi kimliklere göre savunulacak bir alan değildir.
Yaşam hakkı, belediye logosuna göre değişmez.
Ankara Büyükşehir Belediyesi’nde hayvan düşmanlığı ve katliamı barınakla sınırlı değil. Gazetelerde okumuş, sosyal medyada görmüşsünüzdür.
Asnkara Büyükşehir Belediyesi’ne ait Demetevler Metrosu’na ısınmak için giren semt sakinlerinin kiminin “Matmazel”, kiminin “Kirli” diye seslendiği sokak köpeğine soğuktan biraz olsun korunmayı belediye görevlileri çok görmüşler. İddiaya göre, belediye görevlileri Matmazel’i sopalarla dövmüşler. Hayvan dayaktan kaçarken yürüyen merdivene sıkışmış. Hayvanseverler tarafından veterinere götürülen Matmazel yediği dayaktan kaynaklı olarak geirdiği iç kanama nedeniyle yaşamını yitirmiş.
Ne yazık ki, Ankara’nın dondurucu soğuktan korunmak isterken katledilen Matmazel’i hunharcas döverek öldüren güvenlik ve temizlik görevlileri ile onlara emri veren yöneticiler hakkında bir işlem yapıldığını duymadık. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin Mastmazel’in katli karşısındaki sessizliği nedeniyle masum bir köpeği katleden belediye görevlileri ile onlara emir verenlerin cezaalndırılması için change.org’da imza kampanyası açıldı.
Herkesi bu imza kampanyasımna destek vermeye çağırırken, özellikle CHP’li ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’tan somut adım atmanın, bir köpeğin canını alan güvenlik ve temizlik çalışanları ile onların amirlerin kuşlaklarından tutup adalete teslim etmesini özellikle bekediğimizi ifade edeyim.
Sözün özü şudur:
CHP’li belediye bu katliamları yaparsa, diğerleri ne yapmaz…
Ceyhan Belediyesi’nin son dönemde servis ettiği basın bültenleri ve görselleri incelerken küçük gibi görünen ama aslında büyük bir anlam taşıyan bir ayrıntı dikkatimi çekti.
Başkan Vekili Sevil Aydar Yıldız’ın makam odasında çekilen fotoğraflarda, arka duvarda Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kamal Atatürk ile halen cezaevinde bulunan Ceyhan Belediye Başkanı Kadir Aydar’ın fotoğrafları yan yana asılı duruyor.
Şimdi diyeceksiniz ki, “Ne var bunda?”
Aslında çok şey var.
Çünkü bu iki fotoğraf aynı boyutta, aynı hizadalar ve aynı görsel ağırlıkla sunuluyor. Yani ister istemez şöyle bir algı ortaya çıkıyor:
Atatürk ile Kadir Aydar, devletin en üst makamlarından biri olan belediye başkanlığı makamında eşit bir konumda temsil ediliyor.
Bu, sadece estetik bir tercih değildir.
Bu, sadece bir duvar düzenlemesi sorunu hiç değildir.
Bu, sembollerle konuşan siyaset sorunudur.
Atatürk, bu ülkenin kurucusudur.
Bir siyasi figür değildir sadece; devletin, cumhuriyetin, bağımsızlığın ve çağdaşlaşmanın simgesidir.
Hiç kimseyle, hiçbir makamla, hiçbir yerel yöneticiyle aynı terazide gösterilemez.
Burada özellikle altını çizmek gerekiyor:
Bu hassasiyet, herhangi bir partinin değil; Atatürk’ü kurucu lideri olarak kabul eden CHP’nin en temel hassasiyetlerinden biri olmak zorundadır.
O nedenle şu soruyu sormak kaçınılmazdır:
CHP Ceyhan İlçe Başkanı Zaner Aydar’ın,
CHP Adana İl Başkanı Anıl Tanburoğlu’nun,
Genel Başkan Yardımcısı ve Adana Milletvekili Burhanettin Bulut’un,
Adana milletvekillerinin,
hatta Atatürk’ün koltuğunda oturan CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in bu görüntüyü fark etmemiş olması mümkün mü?
Elbette mümkün değil.
Ama fark etmek yetmez.
Uyarı gerekir.
Düzeltme gerekir.
Hassasiyet gerekir.
Kim yapar bilmem…
Sayın Özgür Özel mi yapar,
Burhanettin Bulut mu,
İl Başkanı Anıl Tanburoğlu mu,
Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Güngör Geçer mi,
yoksa CHP’nin sade ama bilinçli bir üyesi mi…
Ama birilerinin Ceyhan Belediyesi’ni ve Sayın Sevil Aydar Yıldız’ı bu konuda uyarması şarttır.
Çözüm de son derece basittir:
Ya Atatürk’ün fotoğrafı, makamın arkasında hak ettiği büyüklükte ve ağırlıkta yer almalıdır, ya da Atatürk’ün posteri aynı kalacaksa, Kadir Aydar’ın fotoğrafı başka bir duvara alınmalıdır.
Çünkü Atatürk, yanına kim konulursa konulsun, hep bir adım öndedir.
Ve bu, bir siyasi tercih değil; Cumhuriyet terbiyesidir.
Biraz dikkat…
Biraz özen…
Hepsi bu.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.