İtikaf ; ibadet niyetiyle inzivaya çekilmek, dünya işlerinden uzaklaşarak Allah’a yönelmektir.
Genellikle Ramazan’ın son 10 gününde yapılan, sünnet-i müekkede olan bir ibadettir. Erkekler camide, kadınlar ise evlerinde namaz kıldıkları yerde itikâfa girerler.
Sözlükte “bir yerde kalmak, beklemek, kendini hapsetmek” demektir.
Hükmü: Ramazan’ın son on gününde yapılması sünnet-i müekkede (Hz. Peygamber’in devamlı yaptığı) bir ibadettir.
Yeri: Beş vakit namaz kılınan camilerdir.
Şartları: İbadet niyeti, oruçlu olmak (Şâfiîlere göre şart değildir) ve erkekler için camide bulunmaktır.
İtikafı Bozan Şeyler: Mazeretsiz dışarı çıkmak, cinsel ilişki, bayılmak, şarhoş olmak, hanımına dokunmak gibi durumlardır.
İtikaf yapan kişi, Kur’an okur, dua eder, tefekkür eder ve vaktini ibadetle geçirir.
Tuvalete gitmek, abdest almak ve gerekli olduğunda gusletmek gibi tabiî ihtiyaçları için ise camiden dışarı çıkabilir. Bulunduğu camide cuma namazı kılınmıyorsa…
Şu hâdise, îtikâfın ne kadar ehemmiyetli ve fazîletli olduğunu bildirmekle birlikte, diğer taraftan, ferdî ve ictimâî vecîbeleri de ihmâl etmemek gerektiğini ne güzel ifâde etmektedir: İbn-i Abbâs -radıyallâhu anh- birgün Mescid-i Nebevî’de îtikâfta iken bir kimse yanına gelerek selâm verdi ve oturdu.
İbn-i Abbâs:
“Kardeşim, seni yorgun ve kederli görüyorum!” dedi.
“Evet ey Rasûlullâh’ın amcaoğlu, kederliyim! Falanın benim üzerimde velâ hakkı var (mal mukâbilinde beni âzâd etmişti), fakat şu kabrin sâhibi (Allâh Rasûlü) hakkı için söylüyorum ki, ona olan borcumu ödeyemiyorum.” dedi. İbn-i Abbâs -radıyallâhu anh-:
“Senin hakkında onunla konuşayım mı?” diye sorunca, adamcağız:
“Sen bilirsin!” cevâbını verdi. İbn-i Abbâs -radıyallâhu anh- ayakkabılarını alarak mescidden çıktı. Adam ona:
“Îtikâfta olduğunu unuttun mu?” diye seslendi. İbn-i Abbâs -radıyallâhu anh- ise:
“Hayır! Ben şu kabirde yatan ve aramızdan daha yeni ayrılmış olan zâttan (Peygamber Efendimiz’den) duydum ki: (İbn-i Abbâs bunları söylerken gözlerinden yaşlar akıyordu.)
“Her kim, din kardeşinin bir işini tâkip eder ve o işi görürse bu, kendisi için on yıl îtikâfta kalmış olmaktan daha hayırlıdır. Bir kimse Allâh rızâsı için bir gün îtikâfa girse Cenâb-ı Hak o kimse ile ateş arasında üç hendek yaratır ki, her hendeğin arası doğu ile batı arası kadar uzaktır.”
*
Fidye niçin verilir? Miktarı ne kadardır? Kaç kişiye verilir?
İhtiyarlıktan veya iyileşme ümidi olmayan bir hastalıktan dolayı tutulamayan orucların ilerde kazası yapılamazsa bedel olarak *fidyesi* verilir. Eğer oruç tutacak sağlığa kavuşursa fidye vermiş olsa bile orucu tutması farzdır. Bu durumda verdiği fidye ise sadaka olur. Kişi fidye vermeden vefat ederse bıraktığı mirastan borçlar çıktıktan sonra geriye kalanın üçte biriyle ödenir. Yetmezse varislerin insafına kalmıştır. Fidyeyi verip vermemekde serbesttirler. Bu gibi işleri ölüm sonrasına bırakmamak gerekir. Ölüm her an gelebilir. Bu konuda vasiyet etmek iyi olur.
Bir fidye bir fitre miktarıdır.
Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde bulunan Din İşleri Yüksek Kurulu titiz bir çalışmayla, her yıl fitre miktarını tesbit eder. Fidye bir kişiye de birden fazla kişiyede verilebilir. Fidye, kendilerine zekat verilen fakirlere verilir. (HÇ)
Kur’an-ı Kerim’de 14 surede ayrı ayrı 14 secde ayeti vardır. Her okuyana ve dinleyene bu secdeyi yapmak vaciptir.
Tilavet secdesi yapmak isteyen kimse abdest alır, tesettüre dikkat eder, kıbleye döner ve niyet eder. “Niyet ettim Allah rızası için tilavet secdesi yapmaya“ der ve “Allah-u Ekber“diyerek kıyamda (ayakta) iken ellerini kaldırmadan, direk (rukü yapmadan), bir defa olmak üzere secdeye kapanır. 3 defa “Sübhane Rabbiye’l alâ“der ve teşehhüde oturmadan ve selam vermeden hemen “Allah-u Ekber“diyerek doğru ayağa kalkar. Kalkma esnasında “Semi’nâ ve eda’nâ ğufrâneke Rabbenâ ve ileyk el’masîr “demek müstehabdır.
Tilavet secdesi yapması gerekenin hemen yapması en sevaplı olanıdır. Eğer unutursa daha sonra da yapabilir.
ADANA
1 saat önceADANA
4 saat önceADANA
5 saat önceADANA
1 gün önceADANA
1 gün önceGÜNDEM
1 gün önceADANA
2 gün önce