Tüik’in verileri şaşırtmayı sürdürüyor… Geçtiğimiz günlerde Tüik, “yaşam memnuniyeti araştırması” verilerini açıkladı. Onsekiz yaş ile üzerindeki bireylerin “mutluluk oranı” bir yıl öncesine göre 3,7 artarak 53,3’e çıkmış! Ayrıca “mutsuz” olduğunu söyleyenlerin oranı da 14,5’den onüçe düşmüş… Toplumun, “genç kuşak” olarak tanımladığı katmanın son bir yılda yaşamı düzelme göstermiş!
Demek ki hayal kurmaya başlamışlar her şeyden önce, gelecek için konuşur olmuşlar, özgürce düşünce ortamları sağlanmış, örneğin öğretim gördükleri okulu bitirdiklerinde iş bulabilmişler, doyabilmişler, güne korkmadan başlamışlar, arkadaşlarıyla daha kolay iletişim kurmuşlar… Benim aklıma bunlar geliyor; çoklarının aklına daha çokları da geldiğine inanıyorum…
***
Öyle ya; mutluluk neydi, değil mi ama? Dört yanı duvarlarla çevrili, sokaklarında şiddetin her türünün yaşandığı, açlık sınırının altında milyonlarca insanın kıvrandığı, emeğin karşılığı olarak aldıkları kazançlarıyla kuyrukta yaşamların törpülendiği bir yerde “mutluluktan” nasıl söz edilebilirse artık… Edilemez değil mi?
Yoksa bu sorunların hiçbiri yaşanmıyordu da, kendimiz mi uydurup/ yaşanıyormuş gibi dillendiriyorduk acaba? Biz mi göremiyorduk iyi/ güzel olanı, kaçırıyor muyduk? “Onsekiz yaş ile üzerindeki bireyler” denilince düşünün bir; nüfusun yüzde yetmiş, sekseni demektir bu! “Onsekiz yaş altı” da, onsekiz yaş üstünün kazancıyla yaşamını sürdürüyordur büyük olasılıkla… Sözümona, nüfusun yarısından çoğu “mutlu” anlamına geliyor bir anlamda; yanlış mıyım?
***
Kişi, ancak çevresindeki insanların temel gereksinimlerinin karşılandığını, emeğinin karşılığını aldığını, haksız bir sömürü düzeninin son bulduğunu gördüğünde “mutlu” olur, esenliğe kavuşur… Hakça bir bölüşümün, ortak gönenç ile toplumsal dayanışmanın olmadığı yerde “mutluluktan” söz edilebilir mi? Bireysel kazanç, bireysel hırs bireyi toplumuna yabancılaştırır! Bunun sonucunda “mutluluk” yoktur, “doymak” vardır yalnızca!
Sonuçta mutluluk, bireysel bir yazgı gibi gösterilmiş/ anlatılmış/ ayrıcalıkmış gibi gösterilmiş olsa da eğitimin, sağlığın, yaşam niteliğinin yükseltildiği ortak yaşam savaşımının onurlu bir parçasıdır. Bunu anlamlandıran da insandır, emektir… Emeğin değersizleştiği, dayanışmanın zayıfladığı bir ortamda Tüik verileri ne derse desin, gerçeğin çıplak yüzü sokakta, çarşıda, markette, ucuz ürün kuyruğunda kendini gösteriyor oysa.
***
Yıllardır tanık oluyoruz, Tüik’e göre her şey kusursuz, ülke ekonomik olarak büyüyor, insanlar “mutlu”, kimsede gelecek kaygısı yok, çocukların okula aç gitmesi anne/ babayı kaygılandırmıyor; öyle mi gerçekten, ya da yaşamın öyle olmasını istemeyen var mı? Sokak yalan söylemez, öyleyse soralım: harçlığı ders kitaplarını almaya yetmeyen, gencin “memnuniyet” değerlendirmesine artı puan yazmak ne denli dürüstlüktür?
Yaşamı yalnızca “soluk alıp vermek” sananlar, insanın sosyal bir varlık olduğunu unutuveriyor nedense… Oysa mutluluk; bir tiyatro oyununa gidebilmek, bir akşam dostlarla tasasızca oturabilmek, ay sonunu düşünmeden bir kitap alabilmek değil de nedir? Eğer bir toplumda “mutluluk”, yalnızca “soluk alıp verme şükrüne” indirgenmişse, orada ciddi kendine/ yaşadığı toplumuna/ geleceğine yabancılaşma sorunu var demektir! Bu da çürümeyi çabuklaştıran en güçlü etmendir…
***
Tüik’in açıkladığı verilerin ne denli gerçeği yansıttığını yurttaşın arasında kısa süre geçirenler biliyor… Birkaç ay önce “iktidar” övücü Nagihan Alçı da sözünü etmişti, gittiği yerde gördüklerinin mutsuz/ yorgun/ kaygılı olduklarını belirtmişti. Aslında gerçekten yaşananı görmek/ bilmek/ öğrenmek isteseler her şeye kolayca dokunabilecekler de, istemiyorlar belli ki… Ne yurttaşın çığlığını, ne emeklinin büyüyen kaygısını, ne girdilere ulaşamayan üreticinin sesini duymak istemiyorlar, acıların büyümesini de o denli sorun saymıyorlar…
Ne demiştik; Onsekiz yaş ile üzerindeki bireylerin “mutluluk oranı” bir yıl öncesine göre 3,7 artarak 53,3’e çıkmış! Ayrıca “mutsuz” olduğunu söyleyenlerin oranı da 14,5’den onüçe düşmüş… Kimseyi koşullandırmak, kimseye “inandığıma inanacaksın/ benim gibi düşüneceksin” demem. Sokağınızda, mahallenizde, gittiğiniz markette gördüklerinizin yüzlerine bakın… Bu olmasa bile “kendi” yaşamınızı irdeleyin; bir dününüzü anımsayın, bir de bu gününüzü düşünün; üzerine bir mi koymuşsunuz, yoksa iki/ üç/ dört eksilmiş mi? Tüik sizin için veri açıklasın dursun; siz yaşadığınızı bilin, yaşamınıza yabancılaşmayın… 220226
ADANA
6 gün önceADANA
6 gün önceADANA
6 gün önceADANA
6 gün önceADANA
6 gün önceADANA
6 gün önceEKONOMİ
11 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.