Doğa, kendine yapılanı unutmuyor; korumuşsan ödül olarak dönüyor, yok eğer hoyratça kullanmışsan da bedeli acılandırarak ödetiyor! Siz hiç, ataların “bakarsan bağ, bakmazsan dağ” özlü sözünün tersini söyleyene tanık oldunuz mu? Olamazsınız! Dünyayı “bağ” da, “dağ” da yapmak insanların elinde… Ormanı korur, bir ağaca gelecek zararı canına gelmiş sayarsan seni yaşatır, yemişlerin en güzelini, proteinin en gereklisini avuçlarına verir. Yok, eğer ormana, ormandaki zeytinlilere üç/ beş doymazı sevindirmek için kıyılmasına göz yumarsan susuz da kalırsın, oksijensiz de, üstelik yaşam alanına saldırı olmasını önleyemezsin!
Bakın, iyi bakın yurdumuzun dağlarına… Kimler/ neden köstebek yuvalarına dönüştürdü, “elbette sanayi bizim için zeytinliklerden daha iyidir” diyenler neresinde bu doymazların, bu yurdun verimli topraklarında yetişecek ürünler neden dışalımla sağlanıyor, doğa neleri unutmuyor iyi düşünün…
***
Üç yıl önceydi… Yükleniciler yolundan çıkmış yüklü araç gibi kentlerin doğal yapısına kıyıyordu! Tarıma elverişli topraklar imara açılıyor, dere yatakları beton yapılar için moloz yığınlarıyla dolduruluyor, yağmur suyunu emecek toprak bırakmayıp emiciliğini yok ediyordu! Doymuyorlardı ya; on katlık alanlara onbeş kat, onbeş katlık alanlara yirmibeş kat beton yapıları yığıp insanlara “yaşam alanı” diye sunuyorlardı! Bu da yetmiyor, kaçak/ imarsız yapılara “af” çıkararak ödeme yapmaları karşılığında bağışlıyorlardı…
Doğa kendileriymiş gibi, doğanın dilinden anlıyormuş gibi… Yüzyılın yıkımını unutan olmadı kanımca; onbinlerce insanımız yaşamını yitirdi molozların altında, günlerce çığlıklar yükseldi koca koca kentlerden, “kimse yok mu” sorusu birçok yerde yanıtsız kaldı! Günler sonra bulundu kimi, kime de moloz yığınlarının arasına karıştı! O zaman yirmi yıllık “iktidardı” hükümet, kaçak yapılara “imar affı” çıkaranlar bile suçu kendilerinde bulmadı, yerelde suçlu arandı!
***
Aylardır yaşanan kuraklık nedeniyle “muhalif” belediyelere demediklerini bırakmadı “iktidar” sözcüleri… Yazışmalarına yanıt verilmediğini, savsaklandığını, kredilerinin bağlandığını, “belediyeleri biraz silkeleyin” dendiğini unutmuş olmalı birçoğu… “İktidarın” işi, alamadığı yerel yönetimleri cezalandırma hakkı olduğu üzerine kurgulanıyor! Eğer belediye “iktidar” partisindense, “merkez yönetimle” daha iyi işler yapacak! Yok, eğer “muhalifse”, o kentte yaşayan kendine oy veren/ vermeyen kim olursa/ olsun gözünün yaşına bakılmayacak!
Kuraklığın sonunun “susuzluk”, nedeninin de doğayı iyi kullanmamak olduğunu unutup, Ankara için, İzmir İçin, İstanbul için neler söylendiğini sıralasam buradaki alan yetmez! Peki, “iktidar” bu konuda ne yapıyor? Kentin dağlarını/ ormanlarını/ doğal yapısını korumak adına yerel yönetimlere neler salık veriyor; çevresine bakıp soruyor mu, sorguluyor mu?
***
Adana’da günlerdir süren yağışın ardından oluşan sel, sonrasında, özellikle “iktidara” yakın il başkanları, sözcüleri belediyeyi beceriksizlikten tutun, görevini yerine getirmediği yönünde sözleriyle demediklerini bırakmadılar! Kentin sokaklarına biriken su, evlere dolan çamur, işyerlerini basan sel görev başındaki belediyeye yüklenirken, yıllardır süren yanlışlar unutulmuştu nedense! Gerçekten dere yataklarının betonla kapanmasına kapı aralayan, tarım alanlarını gözden çıkaran, ormanı rant sayan kimdi?
Onbeş yıldır Adana’dayım; bu geçen sürede üç/ dört kez buna benzer yağmurlara tanık oldum! Bu kadar da değil, daha güçsüz yağışlarda/ daha zorlusunu yaşadı Adanalı! Ayrıca, son yıllarda anakent belediyesinin altyapı çalışmalarını da biliyorum! Elbette daha iyisi olabilir, daha az zararla üstesinden gelinebilirdi. Ancak burası Adana; bir yandan silkelenip, bir yandan da “tüm” sorunları çözmek olanaksız… Asıl sorgulanması gereken; yirmiüç yıllık “iktidar” döneminde nerelere gelindiğini, Adana’nın içine nasıl kapatıldığını, değerlerinin sökülüp götürüldüğünü, doğal akışının bozulduğunu sokağa çıktığınızda görün…
***
Doğa kendine yapılanı unutmuyor işte! Ne denli “iktidar” sorumluluktan kaçsa da, ne denli “iktidar” kendinden olmayan belediyelere hoyratça baksa da, “iktidar” ne denli kendi tutarsızlığını gizlemeye çalışsa da; doğanın yasası işlerliğini koruyor!
Doğal yıkımlardan kaçılmaz, ancak daha sorumluluk taşıyan kentler kurulabilir, insan yaşamına zarar verici eylemlerden/ bozgunlardan uzak durulabilir, depremin yıkamayacağı yapılar/ selin sürüklemeyeceği yaşam alanları yapılabilir, insanın insanca yaşaması sağlanabilir… Sözün özü; doğanın doğal akışını bozmadan da yaşam kurulabilir, doğa korunabilir, ama böyle hiç değil!
ADANA
Az önceGÜNDEM
19 dakika önceADANA
22 dakika önceADANA
30 dakika önceGÜNDEM
2 saat önceADANA
2 gün önceADANA
3 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.