İnsanın düşünce dünyasını, anlaşmasını sağlamakla kalmayıp geçmişle gelecek arasında bağını biçimlendiren bir olgudur dil… Uzun/ kısa sözcükler aracılığıyla duygu, düşünce, bilgi aktarılır; toplumun değerleri/ ortak bilinci dilin içinde taşınır. Dil yalnızca iletişim kurmayı mı sağlar; hayır! Aynı zamanda kimliğin oluşmasına, toplumsal bağların güçlenmesine, bireyi içinde bulunduğu topluma karşı sorumlu kılar… Bir ulusun dili, onun tarihini, coğrafyasını, yaşam biçimini, geçmişteki arayışları ile gelecek için beklentilerini de yansıtır.
Bu nedenle dilin korunması, geliştirilmesi, anlaşılır biçime getirilmesi yalnızca yazınsal bir beklenti değil, aynı zamanda “ulusal bilincin” de bir sorumluluğudur. Yabancı sözcüklerin yerine yerel karşılıkların kullanılması, toplumsal duyarlılığı artırıcı araştırmalar yapılması, bireylerin kendi kökleriyle bağını güçlendireceği gibi benimsenmesinde de etmen olur. Dil, düşüncenin sınırlarını belirler; sözcük dağarcığı genişledikçe düşünce bakış açısı da genişler. Bu yüzden dil, hem bireysel özgürlüğün hem de toplumsal dayanışmanın temelidir.
***
Biraz tarihsel bilgi… Gazi Mustafa Kemal Atatürk, bağımsızlığın yalnız toprakla değil, dille de kazanılacağına inanıyordu. Bu inançla başlatılan Dil Devrimi, Türkçeyi yabancı dillerin boyunduruğundan kurtarma, öz benliğine kavuşturma savaşımıydı. Atatürk, “Türk dili, Türk ulusunun yüreğidir, belleğidir” diyerek bu konunun yaşamsal değerini vurgulamıştı. Kurulan Türk Dil Kurumu, bu yürüyüşün en bilinen utkusuydu… Kurumun temel amacı; Türkçeyi arı/ duru bir yapıya kavuşturmak, halkın konuştuğu dil ile yönetenlerin kullandığı dil arasındaki kopukluğu gidermekti…
Atatürk’ün öncülüğünde yürütülen bu çalışmalar, Türkçenin bilim, sanat, felsefe dili olarak yeniden ayağa kalkmasına neden olacaktı. Özleştirme eylemiyle, kökeni ulusla ilişkilendirilemeyen sözcüklerin yerine Öztürkçe karşılıklar üretilecekti; böylece halkın kendi diliyle düşünmesi, üretmesi sağlanacaktı. Bugün kullandığımız her Öztürkçe sözcük, o gün atılan adımların bir meyvesidir.
***
Günümüzde gerek “iktidar” gerek “muhalefet” sözcülerinin açıklamaları, dilin gelişimine gölge düşürecek ölçüde… Yaşam alanları yabancı kökenli, ağdalı, halkın anlamakta zorlandığı sözcükleri kullanmayı ayrıcalık sayanlarla dolup taşıyor. Birçok kişinin “inkılap” ile “ınkilap” ayrımında bile bocalaması, yazım kurallarında düştüğü yanılgılar, dildeki yabancılaşmanın en belirgin kanıtı… Doğrudan “devrim” demek neden ürkütücü?
Bu dil karmaşası içinde “h” harfinin gereksiz direnişi de unutulmamalı… Türk Dil Kurumu bugün her ne kadar “hemşehrim” yazımını doğru bulsa da; halk o içten gelen sesiyle “hemşerim” demeyi yeğliyor. Tıpkı zamanla dilde yalınlaşan “hastahane” yerine “hastane”, “postahane” yerine “postane” örneklerinde olduğu gibi; halkın söyleyiş kolaylığına karşı direnmenin bir anlamı da çözemeyenlerdenim. Bu ya da benzeri karmaşık anlatımlar, düşünce dünyamızı nelerden yoksunlaştırmıyor ki? Kendi öz değerlerine, arı dile sahip çıkmayanların toplumsal birliği sağlaması olası mı sizce? Dil kurallarına uyulmadan, halkın değerlerinden uzaklaştırılan, halkı yabancılaşmasına umursamaz kalınan bir ortamda; gençlerin doğru Türkçe öğrenmesini beklemek ne denli gerçekçi olur ki?
***
Neden bunu yapmak yeğlenir, neden “dilin” bozulmasına/ yabancılaşmasına öncülük edilir anlamıyorum! Türkçenin eşsiz söz varlığına sırt çevirmek, anlam karmaşasına neden olan ses kalıplarına tutuklu kalmak… “Söylemek, belirtmek, vurgulamak, altını çizmek” gibi onlarca sözcük için herhangi birinin sözü olacağını sanmıyorum… Peki gerek siyasilerin gerekse medyanın aynı anlamı taşımasına karşın “ifade etmek” deyimine sığınması, dilimizin varsıllığını görmezden gelmesi kaygı verici değil mi sizce? Bunun gibi onlarca sözcük yazabilirim… Bu yapay ısrar, anlatımı donuklaştırdığı gibi halkla kurulan duygusal bağı da koparmıyor mu?
Kendi dilinin olanaklarını kullanamayan, yabancı kökenli tamlamaların ya da sığ kalıpların ardına saklanan bir anlayışın, toplumu geleceğe taşıması hiç de kolay olmayacağı gibi zorlaştıracaktır da… Gelecek kuşağa bırakılacak en büyük değer, doğru/ arı bir Türkçedir. Dil devriminin özü de buydu; halkın kendi diliyle düşünmesini, üretmesini sağlamaktır… Bugün “dili yalınlaştırma” çabasını sürdürmek geleceğe sorumluluktur. Çünkü dil, ulusun belleği olduğu kadar, yarının da açarıdır…
ADANA
15 saat önceGÜNDEM
15 saat önceADANA
20 saat önceADANA
20 saat önceADANA
21 saat önceADANA
23 saat önceADANA
23 saat önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.