“Her koyun kendi bacağından asılır” yaklaşımını oldum olası doğru bulmam; iç/ dış işbirlikçilerin insanlara kurduğu bir tuzak olarak düşünürüm. Parmağınıza diken batsa yalnız acıyı oranızda mı yaşarsınız, ya da dişiniz zonklasa, ne bileyim ayağınız burkulsa… Öyle olsaydı sanırım, canlılar “eksik organlarıyla” da yaşamlarını sürdürebilir, bir “organın” olmaması nedeniyle günlerce hastane kapılarında günlerini çürütmezlerdi!
Koca dünyada, yaşanan açlıkların/ savaşların/ salgın hastalıkların salt yaşayanları değil herkesi nasıl ilgilendirdiğini nasıl biliyorsak, “komşunun” doğum sancılarından da nasıl etkilenebileceğimizi bilmek gerek! “Komşun açken” rahatça başını yastığa koymak, “bana değmeyen yılan bin yaşasın” demek, insanların yaşadığı açlığa/ kaygıya sırt dönmek, çocukların gülememesini/ gençliğin hayal kuramamasını umursamamak ne demekmiş herkes görecek! Başka türlü ne bu hırs ne de bu doyumsuzluk koca dünyayı cehenneme çevirecek…
***
Nasıl oluyor demeyin? Kapı komşumuz olsun, mahalle komşumuz olsun, ülke sınır komşumuz olsun; hep aynı… Bakın önce Irak’ta, ardından Suriye’de okyanus ötesindeki doymazın işbirlikçilerle kurdukları oyunlarla bize neler ödettiğini bilmeyen var mı? Onmilyonu aşkın sığınmacıyı doyururken bu yurdun emeklisini/ emekçisini açlıkla burun buruna gelecek duruma düşürdükleri yetmiyor gibi, bir de “şükredin” uyarısında bulundular! Dünyanın en yoğun sığınmacı ülkesi olduk! Yurttaşın alım gücü düştü, çocuklarını sevindiremez duruma geldi, gençler birbirine küs gibi büyüdü; kim için?
Bir zamanlar bu “doymazlığa” özendiren işbirlikçiler “bir koyup beş alacağız” bile dediler, anımsayın kimin dediğini… Koydukları “biri” bile almadan geldiler… Komşuda yanan alev, gökyüzüne savrulan mermi kokusu… Sığınmacılar yerlerinde / yurtlarında yaşam bulamadıkları gibi, korku sağanağından kaçarak aramıza karıştıkları gibi, ülkenin yaşam niteliğini de yok ettiler! “Her koyun kendi bacağından asılır” tezini çürüttüler, görmediniz mi?
***
Şimdi İran’da bombalar patlıyor… Komşuda patlayan her bomba, bizim de erincimize pranga vuruyor. Parmağa batan dikenin acısını tüm beden nasıl duyuyorsa, İran topraklarındaki bu yıkımı da bizler yüreğimizde yaşıyoruz… Ortadoğu’nun bu karmaşık yapısında, bir ülkenin başına gelen yıkımı “başkasının sorunu” olarak görmek, tarihsel bir körlükten başka bir anlama gelmiyor demek ki…
İnsan olma erdeminin hiçe sayıldığı, koca dünyanın bir cehenneme dönüştürülmek istendiği bu günlerde, sessiz kalmak ya da sırt dönmek olası değil! Savaşın oluşturduğu göç dalgaları, ekonomik çöküşler ile belirsizlik iklimi, “bana dokunmaz” diyenleri bile uykusundan uyandıracak denli yanı başımızda işte… Şimdi, bu ortak acıyı dindirmek ile bölgedeki ateşi söndürmek için her zamankinden daha çok el birliğine, daha çok ortak akla gereksinim olduğu açık… Komşu açken ya da korku içindeyken yastığa rahatça baş koymanın bedeli, er ya da geç hepimiz için çok ağır olacak…
***
“Her koyun kendi bacağından asılır” yalanıyla bizi birbirimizden koparmaya çalışanların, bu koca dünyayı nasıl bir cehenneme çevirdiklerini artık çıplak gözle gördük değil mi? Okyanus ötesi güçlerin bitmek bilmeyen hırsı, işbirlikçilerin tutarsız adımlarıyla birleşince, faturayı her zamanki gibi bu yurdun yurttaşları, çocukları, gençleri ödüyor. İran’da patlayan bombaların sarsıntısı, bizim evlerimizin içine dek girmişken; artık sırtımızı dönme lüksümüz var mı söyleyin! Üstelik bu ateş çemberinin ortasındayken, iç didişmelerden, anlamsız çekişmelerle birbirimizi yormak ne anlama geliyor; titreyin…
Dışarıdaki yangın kapımızı çalması öyle uzak değil… İçerideki anti-demokratik uygulamalarla toplumu kutuplaştırmak, ortak aklı dışlamak yıkımı getirenlerin işine yarayacağı belli değil mi? Şimdi kişisel ya da siyasi hesaplaşmaları bir yana bırakıp; özgürlükleri, hukuku, adaleti savunarak kenetlenme zamanı. Doyumsuzluğun oluşturduğu bu karanlık tabloda, çocukların gülebilmesi, gençlerin yarınlar için özgürce hayal kurabilmesi barışa olan inancımızla olasıdır. Kimsenin “şükret” diyerek halkın yoksulluğunu örtbas etmesine, sığınmacı akınlarıyla ülkenin geleceğinin karartılmasına izin verilmemeli. Kendi yurdumuzda, kendi değerlerimizle, erinç içinde yaşayacağımız aydınlık günler; el birliğiyle, dürüstlükle, gerçek bir yurtseverlikle olacaktır; başka seçenek yok!
ADANA
3 gün önceADANA
3 gün önceADANA
3 gün önceADANA
3 gün önceADANA
4 gün önceADANA
4 gün önceADANA
4 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.