web statisticsweb statistics
Mansur Yavaş ve milliyetçi partiler

Mansur Yavaş ve milliyetçi partiler

ABONE OL
27 Mart 2026 22:52
Mansur Yavaş ve milliyetçi partiler
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’de siyaset bazen ilke üzerinden değil, “kimden ne koparırız” hesabı üzerinden yapılıyor.
Bugün yeniden ısıtılmaya çalışılan “Mansur Yavaş cumhurbaşkanı adayı olsun” tartışmasının arkasında da ne yazık ki büyük ölçüde böyle bir hesap yatıyor.

Aslında bu senaryo yeni değil.

Geçtiğimiz cumhurbaşkanlığı seçimi öncesinde de benzer bir tablo sahneye konmuştu. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın adaylığı için kulisler kurulmuş, başta İyi Parti çevresi olmak üzere kendisini “milliyetçi” veya “ülkücü” olarak tanımlayan bazı siyasi aktörler Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin kapısını adeta aşındırmıştı.

Ama o gün Mansur Yavaş bu gazla hareket etmedi.
Önüne konulan siyasi tuzağa balıklama atlamadı.
Kendisini bir grubun, bir klik siyaseti arayışının aparatı haline getirmedi.

Bana göre de en doğrusunu yaptı.

Şimdi aynı oyunun ikinci perdesi sahnelenmek isteniyor.

Seçimlere katılma yeterliliği bile tartışmalı, toplumda karşılığı son derece sınırlı, tabeladan öteye geçememiş bazı sözde “ülkücü” partilerin genel başkanları yeniden Mansur Yavaş etrafında kümelenmek istiyorlar.
Sanki Türkiye’de milliyetçiliğin tek sorunu “kimin arkasına dizileceğiz” sorusuymuş gibi…

Hepsi aynı havayı pompalıyor:

“Mansur Yavaş aday olsun, biz de destekleyelim.”
Yani açık konuşalım:
“Bizim oyumuz yok ama senin üzerinden siyaseten var olalım.”

Tam da problem burada başlıyor.

Çünkü bu partilerin önemli bir bölümü, bir yandan Mansur Yavaş’ı parlatmaya çalışırken, öte yandan onun mensubu olduğu CHP’yi her fırsatta hedef tahtasına koyuyor.
Hem Meclis’te kurulan bir komisyona katıldı diye, hem parti yönetiminden bazı isimler üzerinden CHP’ye “bölücülük” yaftası yapıştırıyorlar.
Ama iş Mansur Yavaş’a gelince bir anda “ortak değer”, “milli duruş”, “devlet adamlığı” gibi süslü cümleler kurmaya başlıyorlar.

Bu nasıl bir siyasal tutarlılık?

Bir partiyi hem yerden yere vurup hem de o partinin belediye başkanını “bizim adayımız olsun” diye dolaşmak, siyasetten çok pozisyon arayışıdır.

Mansur Yavaş’ın bugüne kadar dikkat çekici tarafı şudur:
CHP’ye katıldığı günden bu yana, parti içinde savrulmadan, bağırmadan, polemik üretmeden istikrarlı bir çizgi izledi.
Hem milliyetçi-muhafazakâr seçmenle hem CHP tabanıyla hem de daha geniş toplum kesimleriyle makul bir ilişki kurmayı başardı.

Bu da onu sadece bir belediye başkanı değil, aynı zamanda dikkatle izlenen bir siyasi figür haline getirdi.

Fakat tam da bu nedenle, onun etrafında dolaşan bazı küçük siyasi hesapların çok dikkatli okunması gerekiyor.

Çünkü bugün Mansur Yavaş’ın adaylığı için en fazla heyecan yapanların önemli bir kısmı, aslında Mansur Yavaş’ı düşünmüyor.
Kendi siyasi geleceklerini düşünüyorlar.

Soruyu basit soralım:

Madem bu kadar iddialılar, madem bu kadar “ülkücü hareketi temsil ettiklerini” düşünüyorlar,
O halde neden kendi içlerinden bir cumhurbaşkanı adayı çıkaramıyorlar?

Neden içlerinden biri çıkıp da açık açık,
“Ben adayım, ben 100 bin imzayı toplarım” diyemiyor?

Çünkü gerçeği biliyorlar.

Kamuoyunda karşılıklarının ne kadar sınırlı olduğunu, halkta nasıl bir heyecan oluşturamadıklarını, teşkilatlarının ne kadar cılız olduğunu en iyi kendileri biliyor.
Bugün ayrı ayrı konuşan ama sandık günü geldiğinde tabela ağırlığını bile taşıyamayan bu yapıların ortak problemi de tam olarak bu.

Oyları yok, toplumsal karşılıkları yok, aday çıkaracak güçleri yok.
Ama pazarlık masasında mutlaka yer almak istiyorlar.

Onun için de formül hazır:

CHP bir ittifak kursun, Mansur Yavaş ortak aday olsun, biz de bu denklemde kendimize yer açalım.

Yani dert memleket değil;
dert, seçim sonrası kurulacak masada sandalye kapmak.

Kimisi milletvekilliği hesabı yapıyor,
kimisi bakanlık,
kimisi bakan yardımcılığı,
kimisi de üst düzey bürokraside bir koltuk.

Hatta içlerinde, daha ortada fol yok yumurta yokken,
cumhurbaşkanı yardımcılığı hayali kuranların bile olduğuna eminim.

Türkiye’de siyaset ne yazık ki, bir süredir tam da bu hastalıkla boğuşuyor:
Toplumda karşılığı olmayan küçük yapıların, büyük isimlerin sırtına binerek kendilerine politik ömür devşirme çabası…

Mansur Yavaş’ın önündeki en büyük sınavlardan biri de işte bu olacaktır.
Eğer bir gün cumhurbaşkanlığı denkleminde adı daha güçlü biçimde öne çıkarsa, etrafına ilk üşüşecek olanlar yine bu küçük ama iştahlı siyasi yapılar olacaktır.

O yüzden Mansur Yavaş açısından en doğru yol, bugüne kadar yaptığı gibi, bu çevrelerin gazına gelmemek, onların kendisine biçtiği rolü kabul etmemek ve kendi siyasi ağırlığını başkalarının pazarlık malzemesi haline dönüştürmemektir.

Çünkü bugün “arkandayız” diyenlerin önemli bir bölümü, yarın ilk kriz anında ortadan kaybolur.
Ama o süreçte oluşacak siyasi maliyet, Mansur Yavaş’ın hanesine yazılır.

Son söz şu:

Mansur Yavaş’ın adaylığı tartışılabilir.
Desteklenebilir de, eleştirilebilir de.
Ama bu tartışma samimi bir siyasal gereksinim üzerinden mi yürüyor, yoksa küçük partilerin büyük hesapları üzerinden mi ilerliyor; asıl bakılması gereken yer orasıdır.

Benim gördüğüm tablo net:

Bazıları Mansur Yavaş’ı cumhurbaşkanı yapmak için değil,
Mansur Yavaş üzerinden kendilerini yeniden politik oyuna sokmak için uğraşıyor.

Ve bu hesabı en iyi Mansur Yavaş’ın kendisinin görmesi gerekiyor.

**

CUMARTESİ ÖYKÜLERİ

BİR TESADÜF YENİ BİR BAŞLANGIÇ

Yüzleşmenin üzerinden birkaç gün geçmişti.

Evdeki o konuşmadan sonra ne Bahar aradı, ne Ceylan.
İkisi de Tekin’e düşünmesi için alan bırakmıştı. Ama bu alan, Tekin için bir rahatlama değil, tam tersine ağır bir baskı olmuştu.

Dükkânda oturuyor, hesap defterine bakıyor, ama tek bir satır bile okuyamıyordu.

Birinin güçlü beklentisi…
Diğerinin sessiz derinliği…

İkisi de güzeldi.
İkisi de gerçekti.
Ama ikisi de artık Tekin’i yoruyordu.

Bir sabah erkenden dükkânın karşısındaki küçük kafeye geçti. Uzun zamandır ilk kez sadece oturmak için oturuyordu. Çay söyledi. Telefonunu masaya koydu. Aramadı. Kimseyi düşünmemeye çalıştı.

O sırada yan masada biri sandalyesini çekmeye çalışırken zorlandı. Tekin refleksle kalkıp yardım etti.

“Sağ olun,” dedi kadın. Gülümsemesi sade, yormayan bir gülümsemeydi.

Adı Derya’ydı.

Ne Bahar gibi iddialıydı, ne Ceylan gibi mesafeli.
Konuşurken kelimeleri tartmıyor, etki bırakmaya çalışmıyordu. Olduğu gibiydi. Bir muhasebe bürosunda çalıştığını, sabahları hep burada kahve içtiğini anlattı. Tekin de kendinden bahsetti — uzun zaman sonra hayat hikâyesini savunmadan, süslemeden anlattığını fark etti.

Derya dikkatle dinledi.
Ama ne öğüt verdi, ne yargıladı.

“Zor dönem olur,” dedi sadece.
“İnsan bazen yeniden başlamak için önce gürültüden uzaklaşmalı.”

Bu cümle Tekin’e beklediğinden fazla dokundu.

Çünkü hayatındaki son aylar hep gürültüydü.
Duyguların, beklentilerin, seçim baskısının gürültüsü…

Derya’da ise bir sakinlik vardı.
Bir yarış yoktu.
Bir şey ispat etmeye çalışan kimse yoktu.

Sonraki günlerde aynı kafede birkaç kez daha karşılaştılar. Konuşmaları uzadı, ama hiçbir zaman ağırlaşmadı. Tekin ilk kez birinin yanında “karar vermek zorunda” hissetmiyordu.

Bir akşam dükkânı kapattığında telefonu eline aldı.
Önce Bahar’ı aradı.

“Sana haksızlık etmek istemiyorum,” dedi.
“Seninle kurulan hayat gerçekti. Ama ben o hayatın içinde kendimi zorlayarak yürüyordum. Bu senin eksikliğin değil. Benim başka bir şeye ihtiyacım varmış.”

Bahar uzun süre sustu.
Sonra sadece şunu söyledi:

“Geç de olsa dürüst oldun. Kendine iyi bak Tekin.”

Telefon kapandı.

Ardından Ceylan’ı aradı.

“Ben yine kaçmayı seçmedim bu kez,” dedi Tekin.
“Ama seni de yarım bir hikâyenin içinde tutmak istemiyorum.”

Ceylan’ın sesi sakindi:
“Zaten herkes kendi yolunu bulur. Sen de bulmuşsun.”

O konuşma da bitti.

Tekin o akşam ilk kez içinin hafiflediğini hissetti.

Ertesi sabah yine kafeye gitti.
Derya her zamanki masasında oturuyordu.

Tekin çayını alıp yanına geçti.

“Bugün dükkânı biraz geç açacağım,” dedi.
“Hayatı aceleye getirmemeye karar verdim.”

Derya gülümsedi.
“İyi karar. Acele edilince genelde yanlış hesap çıkıyor.”

Tekin de gülümsedi.

Bu kez ne büyük bir tutku vardı,
ne karmaşık bir hesaplaşma.

Sadece yeniden başlama ihtimali vardı.

Ve Tekin, hayatında ilk kez,
birini seçmekten çok
kendine uygun olan yolu seçtiğini hissediyordu.

 

 

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.