web statisticsweb statistics
“Neler oluyor” diye sormak…

“Neler oluyor” diye sormak…

ABONE OL
1 Nisan 2026 13:53
“Neler oluyor” diye sormak…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Neler oluyor” sorusu, bugünlerde sokaktaki her yurttaşın birbirinde aradığı ama yanıtını vermekte zorlandığı bir düğüm durumuna dönüştü. “İktidar” kanadına bakarsanız makro veriler toparlanıyor, dezenflasyon süreci işliyor, Türkiye dünyanın en büyük ekonomileri arasındaki yerini sağlamlaştırıyor. Öyle mi gerçekten? Rakamlarla mutfakta yaşananlar neden birbirine benzemiyor öyleyse?

Yılbaşından bu yana temel gıda ürünlerine, ulaşıma gelen zam dalgası; emeklinin, dargelirlinin alım gücünü yedi bitirdi. Manav tezgahındaki bir kilo sebzenin fiyatı, asgari ücretlinin günlük kazancıyla yarışır duruma gelmişse orada ekonomik başarıdan söz etmek ne denli inandırıcı olur siz söyleyin. Türkiye bugün gıda enflasyonunda %36,44 ile dünya üçüncülüğüne demir atmışken, tenceresi boş kalan yurttaşa sabırdan söz etmek, sokağın gerçeğinden kopmak değil de nedir? Kimsenin gözü rakamların büyüsünde değil, alım gücünün yeterliliğinde. Gerçekten neler oluyor?

***

Aslında olan biten şu: “İktidarın” sözünü ettiği büyüyen ekonomi, nasıl düzenleme yeğlenirse yeğlensin çalışanın emeğinin karşılığına, emeklinin küçülen ekmeğine bir türlü uğramıyor; haksız mıyım? Ocak ayında büyük müjdelerle açıklanan maaş artışlarını anımsayın, nisan ayına geldiğimiz şu günlerde çoktan buharlaştı bile. 2026 yılı için belirlenen asgari ücret, daha yılın ilk çeyreğinde açlık sınırının gerisinde kaldı. Mart ayında açlık sınırı 32.793 liraya yükselirken, asgari ücret bunun yaklaşık 5.000 lira altında kaldı. Şirketlerin büyük çoğunluğunun bu yıl için tek zam kararı alması, milyonlarca emekçiyi yılın geri kalanında durdurulamaz enflasyon karşısında korumasız bıraktı bugünden.

Öte yandan, en düşük emekli maaşının yirmibin liraya çıkarılması bir başarı gibi sunulmuştu anımsayın; kira artışlarının, elektrik/ doğalgaz faturalarının bu rakamı nasıl erittiğini görmezden geliniyor. Sosyal adalet uçurumu hiç bu denli derinleşmemiş, hiç bu denli makas aralığı açılmamıştı. Bir yanda şahlanan makro veriler, diğer yanda kuyruklarda, pazar sonlarında gereksinimlerini arayanlar… Güçlü ekonominin yurttaşa yansıması bu mu?

***

Asıl çekince burada dallanıp budaklanıyor: Ekonomik daralma neler oluyor dedirtirken, toplumun umudunu, değerleri, gereksinimleri, paylaşımı da içinden çürütüyor. Bugün orta katman dediğimiz, toplumu ayakta tutan bölüm hızla aşağı çekilirken; eğitim almış gençler, emekçiler ay sonunu getirme kaygısıyla düşlerini yitirmiş durumda. Borçlanarak var olmayı bir ayakta kalma yolu kılan milyonlar, banka kartlarının sınırlarıyla gününü kurtarmaya çalışıyor. Peki, nereye dek?

Sosyal yardımlara gereksinim duyan kalabalığın genişlemesi, üretim düzeninin çıkmaza girdiğinin kanıtıdır aslında. “İktidar” korunaklı olanlara bakılırsa her şey yolunda; emekliler de, çalışan emekçiler de, işsiz gençler de, destek bekleyen milyonlar da “şükretmeliler” bu günlerine. Açlık sınırı altında olsa da aylıklarını alabiliyorlar, et, süt, besin almakta zorlansalar da yaşamlarını sürdürüyorlar. Öyle ya komşumuz İran’da yaşanan gerginlik var; geçmişte Irak’ta, Suriye’de olduğundan daha büyük taşları yerinden oynatacak güçte… Yine emeklilerin, yine dargelirli emekçilerin ekmekleri küçülmeli, günü kazanca dönüştürenlerin önündeki engeller kaldırılmalı… Neler oluyor dememek olası mı?

***

Sonuç olarak; iktidar sözcülerinin yaşananlarla örtüşmeyen tozpembe sözleri yangını söndürmeye yetmiyor, acı/ doyumsuzluk her geçen gün büyüyor. Bir yanda büyüme masalları anlatılırken, öte yanda milyonlarca yurttaş gelecek için düşünmeyi bırakmış, yarınları belirsiz, umutları ise yorgun.

Komşumuz İran’da tırmanan çatışmaları kalkan yaparak dar gelirliden sürekli özveri beklemek, adaleti çoktan rafa kaldırmaktır. Daha önce salgın sürecinde, yüzyılın yıkımında aynısı yaşandı. Üretenin, alın teri dökenin emeği üzerine tutu konuldu. Ekonomik başarı; toplumun en alt katmanının karnı doyduğunda, çocukların düşleri kararmadığında, insanca yaşama hakkı korunduğunda anlamlıdır ancak. Bu çarpık düzenin faturasını hep aynı ellere uzatmak, toplumsal barışı da derinden yaralıyor. Neler oluyor sorusunun yanıtı aslında çok açık: Kaynaklar hakça bölüşülmedikçe, emek yüceltilmedikçe, kazanan hep bir avuç mutlu azınlık, yitiren ise koskoca bir halk oluyor. İşin düşündürücü yanı, bize “neler oluyor” diye sormak kalıyor…

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.