web statisticsweb statistics
“Yabancılaşmadan” kurtuluş…

“Yabancılaşmadan” kurtuluş…

ABONE OL
27 Şubat 2026 08:08
“Yabancılaşmadan” kurtuluş…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

“Kendine yabancılaşma” olgusunu açarken; kişinin öz varlığından, duygularından, emeğinden koparak kendi yaşamına bir dış göz gibi bakması durumudur, demiştim. Ayrıca, “yabancılaşmakla” birlikte insanların olması gereken davranış/ sorgulayış anlayışlarının toplumu ne denli çürümeye götürdüğünden söz etmiştim… Araştırırken denk geldim, “bireyin kendi içsel dünyasıyla, düşünceleriyle, duygularıyla arasındaki bağın zayıfladığı bir psikolojik durum” olduğunu ileri süren düşüncelerin de var olduğunu öğrendim.

İleri sürülen düşüncelere göre konu hiç öngöremediğim yerlerle bütünleştiriliyor, insanın yaşadığı kaygıları beklemediğim bir alanın ortasına bırakıyor, şöyle diyor: Kendine yabancılaşma, stresli, travmatik deneyimlerin ardından ortaya çıkabilir. Bu noktada birey, fiziksel ya da duygusal bir rahatsızlık sonucu bu durumu daha yoğun bir şekilde deneyimler. İlgili psikolojik durum, “depersonalizasyon” olarak tanımlanır.

***

“Yabancılaşma” ağır bir kopuş aslında, yalnızca bireyin iç dünyasında hapsolup kalıyor; kişinin dış dünya ile kurduğu köprülere de sıçrıyor özellikle. Kendine yabancılaşan kişi, emeğinin ürününe, sokağına, üstelik en yakınındaki insana bile birer “nesne” gözüyle bakmasıya birlikte temel gereksinmelerinin ötesinde davranışlar gösterebiliyor. Yaşamın hızı içerisinde yiten birey, kendi kararlarının sahibi gibi görünmek istese de, düzenin bir dişlisi durumuna geldiğini bilmek istemiyor. Bu durum, yalnızca bir ruhsal sarsıntının ötesine uzanan; günümüz dünyasının tüketim hırsı, teknolojik kuşatılmışlığı içinde kendine yer bulur ancak…

Kişi, kendi gereksinmelerini sorgulamamaya başladığında sistemin sunduğu yapay kimliklere sığınmaya başlıyor, bizde de sıkça tanık olunduğu gibi. Oysa bu sığınma, asıl yalnızlığı derinleştiren bir yanılsamadan başka bir şey değil… Bunalım, tam da bu noktada, kişinin kendi varlığı ile dış dünya arasındaki uçurumu kanıksamasıyla belirginleşir. Kendine yabancılaşma; insanın hem kendi iç sesine sağırlaşması hem de içinde yaşadığı ekinin (kültürün) yabancısı olmasından başka bir şey değildir!

***

Bu noktada, felsefi bir kavram olan yabancılaşma ile bilimsel bir olgu olan depersonalizasyon arasındaki bağı iyi kurmak gerekir. Her ikisi de özünde bir “kopuşu” anlatsa da beslendikleri kaynaklar birbirinden ayrı özellik taşır. Depersonalizasyon, bireyin kendi bedenini, düşüncelerini ya da benliğini dışarıdan bir gözlemci gibi izlemesi, kendine yabancı saymasıdır. Bu durum çoğunlukla ağır sarsıntılar (travmalar) ya da yoğun kaygı anlarında ortaya çıkan bir korunma düzeneğidir. Kişinin, katlanamadığı acıdan kaçmak için kendi varlığına bir yabancı gibi bakmaya başlamasını düşünebiliyor musunuz?

Öte yandan felsefi anlamdaki yabancılaşma, bireyin içsel tepkisinin dışında; toplumsal yapının, çalışma koşullarının, ekinin (kültürün) kişiyi kendi özünden koparmasıdır. Depersonalizasyon bir savunma biçimiyken, yabancılaşma yaşananların bir sonucu olarak yaşamımızda yer bulur. Biri kişinin kendi belleğinde başlar, diğeri ise toplumun çarkları arasında biçimlenir. Ancak günümüzde bu iki kavramın yollarının kesiştiği de yadsınamaz. Modern yaşamın getirdiği hız, bitmek bilmeyen tüketim isteği, teknolojik baskı, değişen üretim araçlarıyla gereksinimler; bireyi yalnızca topluma değil, kendi duyularına da uzaklaştırır. Sonuçta felsefi bir sorun olarak başlayan “yabancılaşma”, zamanla kişinin ruh sağlığını sarsan bir “depersonalizasyon” evresine dönüşebilir, kendini bilmezleşebilir…

***

Gelinen noktada şunu sormak gerekir: İnsan, kendi var ettiği bu dev çarkın içinde nasıl yeniden “kendisi” olabilir? Görülüyor ki; yabancılaşma ile depersonalizasyon arasındaki çizgi, çağdaş yaşamın baskısıyla gitgide yitmekte, birbirine benzemektedir… Toplumun bir parçası olmaya çalışırken özünden kopan birey, sığındığı yapay kimliklerin altında ezilmekte, “yaşıyormuş gibi” yaşamını sürdürmekte…

Emeğine, doğasına, duygularına yeniden sahip çıkan insan; “yabancılaşmanın” ortaya koyduğu o soğuk boşluktan kurtulabilir. Bunu salt bireysel bir iyileşme gibi düşünmeyin; toplumsal bir bilinçlenme sürecidir. Kendi yaşamına bir “dış göz” gibi bakmayı bırakıp, o yaşamın asıl yürütücüsü olduğunu anımsayan birey; hem emeğinin karşılığını alacak hem de toplumsal tutsaklığından kurtulup özgürleşecektir. Unutulmamalı ki; kişi ancak kendi emeğinin gücüne inandığında, onun uğraşını verdiğinde gerçek özgürlüğüne kavuşabilir.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.