Işıklarda uyusunlar, çocukluğumuzda büyükbabam komşuya oruç açımı yemek gönderirdi bizimle. “Yemeği kapısına koyun, kapısını çalın, hemen oradan uzaklaşın; sizi görmesin” derdi. Vereni, alanın görmesini istemezdi! Sonra da, “sakının oraya ekmek/ yemek bıraktığınızı kimseye söylemeyin” derdi. Öyle büyüdük… O zamanlar kameralar yoktu, fotoğrafçılık da bu denli ileri gidilmemişti, kimsenin akıllı telefonları da yoktu ama; olsa da değişmezdi kanımca… Yine “yaptığınız iyiliği kimseye söylemeyin/ göstermeyin, iyilik yaptığınıza belli etmeyin, onurlarını incitirsiniz” denirdi büyük olasılıkla…
Büyükbabam inançlı biriydi. Yalnız ibadet etmekle anılmaz, bir kalabalıkta tanıyanlar “nasıl olacak” sorusunu sık sorardı… O da, konuyu kendi kaygısıymış gibi yorumlar, gidilecek yolu anlatır, çıkacak engellerde neler yapacaklarını söylerdi, gelişmeleri de izlerdi…
***
Orucun başlamasıyla birlikte birçok açıklamalar, ne yaptıklarını anlatan uzun uzun kendilerince anlamlı vurgular, boy boy görseller her yıl olduğu gibi yine önümüze konmaya başlandı… Neymiş; dünyanın birçok ülkesiyle kardeşlik köprüleri kuruyorlarmış, her yere yardım götürüyorlarmış, açları doyuruyor/ kimsesizleri kucaklıyorlarmış… İnanın ben tümceleri alçak gönüllü kullanıyorum. “Yardımdan” tutun, “kardeş” olmaya dek uzanan bir sürü süslü sözler…
Bunların görselleri de var, birini anlatayım; çadırların olduğu bir yer, bizdeki deprem bölgesi olduğunu sanmıyorum; yurtdışında bir yer olmalı… Kurumunun forması üzerinde olan bir adam, siyahlar içinde/ başörtüsü açık renkli kadına zarf uzatıyor… Zarfın bir ucu adamda, diğeri kadında; sanki hemen bırakmamak için de zorluyor, “bunu kalıcılaştırmamız gerek” der gibi sıkı sıkıya tutuyor… Kadın eğik, adam zarfı vermenin gururu içinde… Bu denli emek harcanmışken/ başkalarına servis edilecek bir kare varken fotoğraf makinesinin deklanşörüne basılmadan da olmaz! Ne iyi bir iş başarmışlar değil mi?
***
Başka görseller de var; daha da acıtıyor insanın içini… Bir kamyonetin kasasından uzatılan saydam poşetler, içinde birkaç meyve, bir paket süt… Yardımı yapan kişi, üzerinde kurumun renkli yeleği, göğsünde parlayan armasıyla tam görünür yerde duruyor. Karşısında ise küçücük bir çocuk… Çocuğun yüzü görünmüyor, poşetlere uzanan zayıf elleri kadraja sığıyor. Arkada bekleyenlerin gözleri, o saydam poşetin içindeki “iyiliğe” kilitlenmiş; herkesin göreceği biçimde sergileniyor.
İnsanların yüzlerini göstererek, uzanan ellerini yorarak yapılan iyilik mi? Bir tabelanın, bir logonun altında boy gösteren kanıta dönüşmüş bakışlar ya… Çocuğun solmuş yüzünü göstermek mi iyilik? Kimin umurunda! Fotoğraf karesi tamamlanmış, kurumsal raporun en renkli sayfası istenen duruma getirilmiş ya; asıl önemli olan o sanırım… İnsana dokunmak değil de insana dokunuyormuş gibi yapıp bunu medyada göstermek asıl amaç olmuş sanki. Saydam poşetlerin içindeki meyveler kadar ortada her şey; gizli saklı bir yan bırakılmamış, gizli kalması istenmeyen ayrıntılar yerle bir edilmiş…
***
Son yıllarda buna benzer görsellere öyle çok tanık olduk ki… Uzun kuyruklar, kuyruklarda bulunanların eğik başları, ilgili görevlinin “hepsinin” üzerinde olan bakışları… İnsanları “el açar” duruma kim getirdi ki? Kendi seçimleri miydi onların? Yoksa toplumsal eziklikler üzerinden kendi “seçilmişliklerine” bir yer bulmak mıydı amaçları? Onu da bulmuşlardı belli ki; bunun çabasını gösteriyorlardı…
“İktidarın” söylemlerinde bolca gördük bunları… Halkın yoksulluğu, desteğe gereksinenlerin sayılarının çoğalması, “açız, geçinemiyoruz” çığlığının sürekliliği haz veriyor olmalıydı!
***
Büyükbabam haklıydı; iyilik, gürültüyle değil sessizlikle büyürdü. O, yemeği bırakıp uzaklaşmamızı isterken aslında o ailenin onurunu, çocuğun başını eğmesini, bayram sabahındaki o gizli sevinci koruyordu. Şimdilerdeyse yoksulluk, üzerine logo basılan bir reklam panosuna dönüştürüldü. Yardımı alanın yüzündeki karanlık, verenin elleriyle kapatılmak isteniyor.
Sonunda gelinen nokta şudur: İyilik artık yüreğe değil, objektife yapılıyor. Büyükbabamın o “sizi görmesinler” tembihi, yerini “herkes görsün, herkes bilsin” duyarsızlığına bıraktı. Oysa biliyorum; kapıyı çalıp kaçtığımız o karanlık sokaklarda, o görünmez ellerin bıraktığı erinç, bugünün binlerce piksellik ışıltılı görsellerinden çok daha gerçekti.
ADANA
1 gün önceADANA
1 gün önceADANA
1 gün önceADANA
1 gün önceADANA
1 gün önceADANA
1 gün önceEKONOMİ
6 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.