Televizyon ekranlarında dış politika tartışmalarını izlerken aynı tümceyi defalarca duyuyorum:
“İran binlerce yıllık devlet geleneğine sahip köklü bir imparatorluk mirasının temsilcisidir…”
Bunu söyleyenler Asya ittifakını anlatıyor, Türkiye–Rusya–İran–Çin eksenini savunuyor; sıra İran’a gelince de mistik bir saygı tonu takınıp “kadim Pers aklı”ndan, “sarsılmaz İran devlet geleneği”nden söz ediyorlar.
Oysa ortada böyle bir gelenek yok. İran diye pazarlanan geleneğin omurgası, en az bin yıl boyunca bu topraklara damgasını vuran Türk devlet geleneğidir.
Önce tarihin en başına gidelim.
Bugünkü İran coğrafyasına adını veren Farsların kökeni Perslere dayanır. Pers İmparatorluğu’nun kudreti ise yine bir Türk hükümdarın eliyle tarihe gömülmüştür:
İskit/Saka hakanı Tomris Hatun, Pers Kralı Kiros’u savaş meydanında yenip imparatorluğu darmadağın etti. Kiros’un başını kan dolu tuluma atarken söylediği “Hayatında kana doymadın, şimdi seni kanla doyuruyorum” sözü hâlâ belleklerdedir.
Yani daha M.Ö. 6. yüzyılda Pers kudretine son veren irade Türk iradesiydi.
Bu coğrafyada Türk varlığı sadece bir fetih hatırası değildir. M.S. 4. yüzyıldan itibaren Kıpçaklar, İskitler, Peçenekler, Kumanlar, Hunlar, Bulgarlar, Hazarlar gibi pek çok Türk boyu İran coğrafyasından geçmiş, yerleşmiş ya da egemenlik kurmuştur.
10. yüzyılın başlarından itibaren Oğuz Türklerinin gelişiyle birlikte ise İran’da kalıcı Türk egemenliği başlamış ve yaklaşık bin yıl sürmüştür.
Bir anımsayalım:
Bu liste, İran diye bildiğimiz coğrafyanın asırlarca Türk hanedanları tarafından yönetildiğinin özetidir.
Bugün “İran’ın kalbi” denilen Tahran’ı başkent yapan da Kaçar Türklerinin lideri Ağa Muhammed Handır. Yıl 1799’dur; şehir Türk aklının siyasi merkezi olarak yükselmiştir.
Türk devlet geleneği 1925’e kadar kesintisiz devam etti. Kaçar Hanedanlığı’nın yıkılmasıyla birlikte iktidar ilk kez Fars kökenli Pehlevi Hanedanına geçti.
Yani “İran devlet geleneği” diye anlatılan şey, en fazla:
olmak üzere toplam 101 yıllık bir tecrübedir.
Buna karşılık aynı topraklarda bin yıllık Türk devlet aklı vardır.
Bugün bile İran siyasetinin tepesinde Türk kökenli isimler eksik değildir: Ahmedinejad’dan Mesud Pezeşkiyan’a, dini lider Ali Hamaney’e kadar pek çok figür Türk kimliğinin izlerini taşır. Bu tesadüf değildir; coğrafyanın mayasıdır.
O halde soralım:
Bin yıl boyunca Türk hanedanlarının yönettiği, ordusunu Türklerin kurduğu, başkentini Türklerin tayin ettiği bir coğrafyaya nasıl olur da “kadim İran devlet geleneği” denir?
Ekranlarda ahkâm kesenlerin övdüğü gelenek, gerçekte Türk’ün kurduğu nizamın Farsçaya tercüme edilmiş halidir.
Gerisi ideolojik makyajdır.
Tarihi ters yüz ederek siyaset üretmek kolaydır.
Ama hakikat inatçıdır: İran coğrafyasının gerçek devlet geleneği, bin yıl boyunca Türk mührü taşımıştır.
Bunu yok saymak, tarihi değil masalı anlatmaktır.
GÜNDEM
14 saat önceADANA
19 saat önceADANA
20 saat önceADANA
20 saat önceGÜNDEM
20 saat önceADANA
20 saat önceADANA
20 saat önce