Dün ajanslardan haber merkezilerine düşen bir haber, trafikte yaşanan ilginç ama bir o kadar da düşündürücü bir olayı gündeme getirdi.
Habere göre olay, Adana’da Yeşilyurt Mahallesi’ndeki Alparslan Türkeş Bulvarı’nda meydana geliyor. Seyir halindeki bir hafif ticari araç, bir taksiye çarpıyor. Çarpmanın ardından ise durup ne olduğunu kontrol etmek yerine yoluna devam ediyor.
Çarpılan taksinin sürücüsü de haliyle peşine düşüyor. Araçları takip ediyor ve kırmızı ışıkta yakalıyor. Bu kez de eline aldığı tahta sopayla aracın kapısını açmaya çalışıyor. Başaramayınca araç hareket ediyor, hafif ticari araç sürücüsü gazı basıp yoluna devam ediyor.
Hikâyenin bundan sonraki kısmı ise asıl tartışma konusu.
Hafif ticari aracın sürücüsü şikâyetçi oluyor. Şikâyet üzerine polis ekipleri taksi sürücüsünü gözaltına alıyor. Taksi sürücüsüne çeşitli trafik ihlallerinden toplam 201 bin lira para cezası kesiliyor, taksisi 60 gün trafikten men ediliyor ve çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderiliyor.
Buraya kadar anlatılanlara bakarsanız, “hukuk işlememiş” diyemeyiz.
Bir sürücünün eline sopa alıp başka bir aracın peşine düşmesi elbette doğru değil. Trafikte öfke kontrolünü kaybeden davranışların caydırılması gerekir. Bu nedenle yapılan işlemler hukuken doğru işlemler.
Ama ortada yanıt bekleyen başka bir soru daha var.
Çarpıp kaçan sürücüye ne oldu?
Bir araca çarpmak bir ihlal.
Kazadan sonra durmadan olay yerinden ayrılmak ise ayrı bir ihlal.
Trafik hukukunda bu durum açıkça düzenlenmiştir. Kazaya karışan sürücünün durması, bilgi vermesi ve gerekli işlemleri yapması gerekir. Hiçbir şey olmamış gibi devam etmek, sadece ahlaki değil hukuki olarak da problemli bir davranıştır.
Bu noktada akla şu soru geliyor:
Taksi sürücüsü hakkında bu kadar hızlı ve ağır bir işlem yapılırken, çarpıp yoluna devam eden hafif ticari araç sürücüsü hakkında hangi işlemler yapıldı?
Eğer işlem yapılmışsa ve haberi yazan muhabirler bunu aktarmamışsa, bu da gazetecilik açısından bir eksikliktir. Haber eksik kalmıştır.
Ama gerçekten herhangi bir işlem yapılmadıysa, o zaman ortada daha büyük bir sorun vardır: adalet duygusu zedelenir.
Çünkü caydırıcılık tek taraflı olmaz.
Nasıl ki taksi sürücüsünün bir daha eline sopa alıp başka bir aracın peşine düşmesini engellemek için yaptırımlar uygulanıyorsa, çarpıp kaçan sürücünün de bir daha böyle bir davranışa cesaret edemeyeceği yaptırımlarla karşılaşması gerekir.
Aksi halde trafikte şöyle bir mesaj oluşur:
“Çarpıp kaçmak serbest, ama sinirlenirsen yandın.”
Oysa hukuk sistemi öfkeyi değil, sorumluluğu esas almalıdır.
Trafikte en büyük sorunlardan biri zaten kazadan kaçma alışkanlığıdır.
Birçok sürücü, küçük bir kazada bile durup sorumluluk almak yerine gazı basıp uzaklaşmayı tercih ediyor.
Bu alışkanlığın kırılması için de kuralların herkese eşit uygulanması gerekir.
Çünkü adalet sadece cezalandırmak değildir.
Adalet, eksiksiz uygulanmaktır.
**
Türk kadınının öncüsü Şefika Gaspıralı
1906’da KIRIM’da Bahçesaray’da 20 yaşında genç bir devrimci TÜRK kadını ŞEFİKA GASPIRALI, “Alem-i Nisvan” (KADINLAR DÜNYASI) adında bir dergi çıkarıyordu ! Babası İSMAİL GASPIRALI’nın matbaasında bastığı derginin dizgisini kendisi yapıyor, kağıt balyalarını kendisi omuzluyor, matbaa makinesini kendisi çalıştırıyor, basılan sayfaları tek tek kurutup kendisi harmanlıyor, derginin abonelerinin adreslerini tek tek kendisi yazıp yine kendisi postalıyordu ! Üstelik tüm bu işleri 3 yıl önce kaybettiği annesinin yerine öğretmenlik ve yöneticilik yaptığı okulların işlerini hiç aksatmadan yapıyordu…
Derginin abonelerinden biri SULTAN GALİYEV’di. 1917’de Çarlık Rusyasını köklerinden söküp alaşağı eden Bolşevik devriminin mimarlarından olan SULTAN GALİYEV’in emekçi kadınların özgürleştirilmesi için atılmasını sağladığı tüm adımların esin kaynağı ŞEFİKA idi.
Derginin bir diğer önemli abonesi ise BÜYÜK ATATÜRK’tü. BÜYÜK ATATÜRK, KADINLAR DÜNYASI’nın her sayısını, Şam’dan İstanbul’a giden arkadaşı Müfit (Özdeş) Bey’e derginin postalandığı adresi verip birikmiş sayıları mutlaka yanında getirmesini tembih edecek kadar dikkatle okuyordu… Ve Şefika’yı 1920’de Bakü’yü işgal eden Kızıl Ordu’nun cinayetlerinden birine kurban gitmemesi için o günkü TBMM BAKÜ temsilcisi Memduh Şevket Esendal’a “Şefika Hanım’ın çocuklarıyla birlikte Ankara’ya sağ salim ulaşması için ne gerekiyorsa yapınız” diyerek buyruk verecek kadar da yakından izliyordu.
Eşi, AZERBAYCAN Demokratik Cumhuriyeti’nin ilk başbakanı Nesip Yusufbeyli’nin Kızıl Ordu tarafından kurşuna dizilmesinin ardından gizlenmek zorunda kaldığı Bakü’den Türkiye’ye çocuklarıyla birlikte mühürlü bir vagonda saklanarak getirildi.
Ankara’da BÜYÜK ATATÜRK tarafından karşılandı ve kendisine TBMM hükümeti tarafından maaş bağlanması ve Ankara’da rahat edeceği bir ev verilmesi teklif edildi. Şefika, bu teklifi “Milletimiz burada varlık yokluk mücadelesi verirken benim maaşa bağlanmam söz konusu bile olamaz, İstanbul’a kardeşlerimin yanına gideceğim” diyerek reddetti.
İstanbul’da kardeşlerinin yanına yerleşti, İstanbul’un kurtuluşundan sonra çocuklarıyla birlikte geçinebilmek için hasta bakıcılık yaptı, terzilik yaptı. İstanbul’daki Kırım TÜRKLERİNE önderlik yapmayı sürdürdü, Azerbaycan TÜRKLERİNİN istanbul’daki temsilcileriyle görüşmeye devam etti. BÜYÜK ATATÜRK dahil hiç kimsenin yardım önerisini kabul etmedi.
31 Ağustos 1975’te 88 yaşında İstanbul’da uçmağa vardı…
Şimdi 8 Mart ya, Rosa Luxemburglar, Clara Zetkinler uçuşacak yine sayfalarda… Hiç kimse dünya sosyalist kadın hareketinin gerçek kurucusu ve 20. yüzyılda kadınların özgürleşebilmek adına elde ettikleri tüm haklarının gerçek mimarı olan bu asil TÜRK kadınını anımsamayacak…
ASİL RUHUNUZ ŞAD OLSUN ŞEFİKA ABA
Bayramınız kutlu olsun Asil Türk Hanımları
İsmail Gaspıralı – Kırım Eğitim ve Kültür Derneği
ADANA
3 saat önceADANA
3 saat önceADANA
18 saat önceADANA
2 gün önceADANA
2 gün önceADANA
2 gün önceADANA
2 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.