web statisticsweb statistics
Kendi emekçisine kör, meydanlarda gür

Kendi emekçisine kör, meydanlarda gür

ABONE OL
2 Nisan 2026 12:27
Kendi emekçisine kör, meydanlarda gür
2

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir sendika düşünün…

Meydanlarda en önde olsun.
Mikrofonu eline alınca “hak, hukuk, adalet” desin.
Yoksulluktan, sömürüden, eşitsizlikten dem vursun.
Öğretmenin maaşını savunsun, emekçinin alın terini savunsun, ezilenin yanında olduğunu anlatsın.

Sonra dönüp kendi kapısının önündeki emekçiye gelince…

Patron kesilsin.

İşte bugün tam da böyle bir anlayışla karşı karşıyayız.

Söz konusu olan, yıllardır “emek mücadelesi” üzerinden siyaset üreten Eğitim Sen.

Ama ne hikmetse, emek mücadelesi başkaları için geçerli.
Kendi çalışanına gelince o büyük laflar bir anda buhar olup uçuyor.

Bir süre önce e-posta kutularına düşen haber tam da bunu anlatıyordu.
Ama nedense yerel basının önemli bir bölümü bu haberi görmemeyi tercih etti.
Çünkü bazı haberler, yalnızca karşı mahalleye vurunca haber sayılıyor.
Kendi mahallesindeki çürüme ise çoğu zaman halının altına süpürülüyor.

Oysa ortada küçük bir sendikal pürüz değil, düpedüz bir emek çelişkisi var.

Eğitim Sen, kendi bünyesinde çalışan emekçilerin örgütlü olduğu Sosyal-İş Sendikası ile toplu iş sözleşmesi masasına oturuyor.
Ama masaya, emekçinin yaşamını koruyacak, enflasyon karşısında ezilmeyeceği, günümüz ekonomik şartlarına uygun bir teklif koymuyor.

Yani dışarıda “insanca yaşam” diye slogan atanlar, içeride kendi emekçisine “idare et” diyor.

Ne güzel memleket!

Başkasının işyerinde hak ararken devrimci, kendi işyerinde ücret konuşulunca muhasebeci…

Başkasının patronuna veryansın ederken mücadeleci, kendi çalıştırdığı emekçiye gelince “koşullar zor” edebiyatı…

Kusura bakmasınlar ama bunun adı sendikacılık değil, düpedüz çifte standarttır.

Sosyal-İş de haliyle bu dayatmaya karşı sessiz kalmadı.
Çalışanların hakları için eylem kararı aldı.
Üyelerine gönderdiği bilgilendirme notuyla da yaşananları açık açık anlattı.

Karar gereği emekçiler, 23 Mart Cuma günü saat 13.30’a kadar yarım günlük iş bırakma eylemi yaptı. Sabah işyerlerine gidip, işten kaçınma yöntemiyle tepkilerini ortaya koydu. Yani kimse ortalığı yıkıp dökmedi. Kimse hukuksuzluk yapmadı. Sadece hakkını istedi.

Ve açık söyleyelim:

Sonuna kadar da haklılar.

Çünkü emek, sadece kürsüde savunulacak bir kavram değildir.
Emek, önce masada teslim edilir.
Önce bordroda görünür.
Önce ücrette hissedilir.
Önce kendi çalıştırdığın insanın cebine yansır.

Yok öyle…

Dışarıda “emeğin onuru” diye nutuk atıp, içeride kendi emekçini ekonomik kıskaca mahkûm etmek.

Yok öyle…

Başkalarının kurumlarını sömürüyle suçlayıp, kendi kurumunda emekçiye düşük teklifi reva görmek.

Yok öyle…

Meydanlarda adalet dağıtıp, masada kendi çalışanına adaletsizlik yapmak.

Çünkü o zaman insan sormadan edemiyor:

Sizin savunduğunuz emek, sadece başkalarının emeği mi?

Kendi çalışanınız emekçi değil mi?

Onların kirası yok mu?
Onların mutfak masrafı yok mu?
Onların faturası, çocuğu, yaşam derdi yok mu?

Öğretmenin insanca yaşamaya yetecek maaş istemesi ne kadar haklıysa,
Eğitim Sen’de çalışan emekçinin de aynı şeyi istemesi o kadar haklıdır.

Hatta belki daha da çarpıcı olan şudur:

Eğer bir sendika, kendi çalışanının hakkını koruyamıyorsa, başkası için verdiği mücadeleye dair de çok ciddi bir güven sorunu üretir.

Çünkü samimiyet, pankartta değil; kendi işyerindeki tutumda ölçülür.

İdeoloji anlatmak kolaydır.
Slogan atmak kolaydır.
Kapitalizme sövmek kolaydır.
Zor olan, kendi elindeki gücü adil kullanmaktır.

İşte sorun tam da burada patlıyor.

Yıllardır emek, eşitlik, özgürlük, adalet diyenler; kendi emekçisinin hakkı söz konusu olduğunda sınıfta kalıyorsa, orada büyük bir politik tutarlılık değil, büyük bir ideolojik çöküş vardır.

Ve bu çöküş, en çok da söyledikleri sözleri çürütür.

Çünkü bu ülkede emekçiyi yalnız patronlar ezmiyor. Bazen emekçinin hakkını en çok konuşan yapılar da, iş kendi kapılarına dayanınca aynı düzene benziyor.

Acı ama gerçek bu.

Demek ki sorun sadece ne söylediğin değil, kendi kapının önünde ne yaptığın.

Bugün Eğitim Sen’in önündeki asıl sınav budur.

Ya gerçekten emekten yana olduğunu gösterecek, ya da yıllardır kurduğu bütün cümlelerin altı boşalacak.

Çünkü bu saatten sonra kimseyi sloganla ikna edemezsiniz.

Emek diyorsanız, önce kendi emekçinizin hakkını vereceksiniz.

Gerisi laftır.
Hem de çok tanıdık, çok yıpranmış, çok bayat bir laf…

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.