2023 seçimleri, Türkiye siyasetinde birçok ezberi bozdu.İttifaklar, adaylıklar, yüz bin imza süreçleri derken; seçmenin önüne gelen tablo, klasik bir sağ-sol denkleminden fazlasını barındırıyordu. O süreçte benim için dikkat çeken oluşumlardan biri de Türkiye İttifakı Partisi oldu.
Çok kişi sonradan adını duymuş olabilir ama aslında bu parti, 2020 yılında kurulmuştu.Geniş kitlelere adını ilk kez, Sinan Oğan’ın Cumhurbaşkanlığı adaylığı süreciyle duyurdu.Türkiye İttifakı Partisi, o adaylık sürecinde yalnızca destekleyen bir unsur değil, tabiri caizse ilk kıvılcımı çakanlardan biriydi.
Daha sonra Ata İttifakı kuruldu. Türkiye İttifakı Partisi’nin yanı sıra Zafer Partisi, Adalet Partisi ve Ülkem Partisi bu oluşumun bileşenleri arasında yer aldı. Sinan Oğan ise “Türk milliyetçilerinin adayı” olarak yüz bin imza ile sahneye çıktı ve seçimlerin ikinci tura kalmasını sağlayacak kadar anlamlı bir oy aldı. Bu durum, Türkiye siyasetinde yeni bir denge unsuru doğduğunun habercisiydi.
Anımsayanlar olacaktır; Ata İttifakı 11 Mart 2023’te kuruldu. Türkiye İttifakı Partisi de ilk örgütlenmesini Adana’da, Türk milliyetçiliği çevrelerinde tanınan bir kişi olan Kutfedi Kılıç ile gerçekleştirmişti. Bu detay, partinin ilk adımlarının hem bölgesel hem de siyasi bağlamda nasıl atıldığını gösteren önemli bir nottur.
Gelelim bugüne…
Geçtiğimiz günlerde, Türkiye İttifakı Partisi’nin teşkilat başkanlığı görevini sürdüren bir ismin geçmişte Zafer Partisi ilçe başkanlığı yaptığı haberi basına yansıdı. Açıkçası bu bilgi beni şaşırttı.
Haberde–doğruysa-, önce Zafer Partisi’nde görev alıp, Sinan Oğan’ın parti kurma süreciyle ardından Türkiye İttifakı’na geçtiği belirtiliyor.Burada bir sıkıntı olduğunu düşünüyorum.Sinan Oğan’ı destekleyen Türkiye İttifakı Partisi 24 Aralık 202’de, siyasetçinin ilçe başkanlığını yaptığı Zafer Partisi 26 Ağustos 2021’de kurulmuştu. Eğer, söylediği gibi Sinan Oğan’ın parti kurma girişimiyle Türkiye İttifakı Partis’ne geçtiyse, zaten Zafer Partisi’nde görev alma şansı yok. Zira Türkiye İttifakı Partsi Zafer Partisi’nden 8 ay önce yola çıkmıştı.
Bu tür bilgiler önemlidir. Çünkü bir partinin veya bir siyasetçinin pozisyonunu, ilkeleriyle ne kadar örtüştüğünü ancak bu tip geçişlerin zamanlamasını net bilerek anlayabiliriz. Haberde ne yazık ki teşkilat başkanının Zafer Partisi’ndeki görev süresi ya da Türkiye İttifakı Partisi’ne ne zaman katıldığı gibi önemli tarihsel bilgiler yoktu.Oysa bu bilgiler olsaydı, değerlendirmeler çok daha isabetli olurdu.
Kimi zaman bir siyasi figürün parti geçmişi, kamuoyundaki güvenin temelidir.Özellikle “ilkesel duruş” söylemleriyle öne çıkan yapıların, kadrolarının siyasi geçmişi daha dikkatli izlenir. Bu noktada haberciliğin de büyük sorumluluğu vardır: Sadece isim ve unvan değil, zaman çizelgesiyle birlikte verilmelidir bilgiler.
Kişsel olarak, Türkiye İttifakı Partisi’ne olan ilgim bir parti bağlılığından değil, Sinan Oğan’ın Cumhurbaşkanlığı süreciyle ilgiliydi.
Ne o dönemde, ne bugün herhangi bir partiye üye değilim.Oy hakkımı; kişilere, gelişmelere, duruşlara göre değerlendiririm.Sandığa giderken duygu değil, sağduyu taşıyan bir seçmenim.
Ancak şunu da belirtmem gerek:
Siyasi tutarlılığın, ilkelerin önünde gittiği bu zorlu siyaset atmosferinde, seçmenin en çok ihtiyaç duyduğu şey, şeffaflık ve samimiyettir.
Kim ne zaman nerede durmuş, hangi sözü ne zaman vermiş – bunlar artık detay değil, kararın özüdür.
Tek bir oyum var. Onu kime vereceğime karar verirken bilmek isterim:
Bu kişi gerçekten burada mıydı, yoksa sadece yol üzerinde diye mi uğradı?
**
Mevlüt Abinin Not Defteri
Osman Abi Partilerden Parti Beğeniyor
Şimdi Allah aşkına soruyorum:
Bir insan bu kadar mı renkli olur?
Parti geçişleri sanki CV güncellemesi. Osman Abi’nin biyografisini yazsan, başlığı şu olur:
“Siyasi Göçebelikte 40 Yıl: Çadırı Kuranın Yanında Yer Alırım”
Bakın size Osman Abi’nin partiler arası kariyer yolculuğunu anlatayım:
Ama bitmedi…
Geçen gün mahalle bakkalında karşılaştık. Dedim ki:
— Osman Abi hangi partideydin en son?
Döndü bana dedi ki:
— “Ben şu an bağımsızım. Ama konuşuyoruz.”
Ne demek konuşuyoruz?
— “Bir şeyler olabilir, havayı kokluyorum.”
Sanırsın siyaset değil, mangal! Adam partiyi etin üstüne serpiştirecek sanki.
Artık şöyle düşünüyorum:
Bu siyasetçilerin partiler arasında zıplama sayısı belirli bir seviyeye ulaştığında, ehliyet gibi sertifika verilsin.
Mesela:
“Parti Atlayıcısı 1. Seviye” — En az 3 parti geçmiş.
“Damalog Uzmanı” — Farklı ideolojilerde 5 atlama yapmış.
“Siyasi Parkur Ustası” — Aynı yıl içinde 2 farklı ittifakta poz vermiş.
Ve tabii Osman Abi için özel ödül:
“Yüzsüzlükte Yüzde Yüz Başarı Madalyası”
Şaka bir yana, bu siyaset akrobasisi yüzünden biz sade vatandaşın kimseye inanası kalmadı. Sandığa gitmeden önce Google’da parti geçiş grafiği arıyoruz. Kime oy verirsek verelim içimizden şöyle geçiriyoruz:
“İnşallah bu da seçimden sonra başka yere kaçmaz.”
Yahu Osman Abi, lütfen bir yerde dur artık.
Biz seni takip etmekten yorulduk, Google Maps bile pes etti.
**
“Küçük askerimi gördünüz mü?”
Ali bunu üçüncü kez sorduğunda, annesi mutfağın kapısından başını uzattı, gözlüğünü düzeltti:
— O eski kırık oyuncak mı? Belki çöpe gitmiştir oğlum, arama artık.
Ali cevap vermedi.Yorganın ucunu kaldırdı, yatağın altına baktı. Oyuncağı yoktu. Kırık kolu bantlı, boyası solmuş, başında mavi mi yeşil mi olduğu belli olmayan bir kask vardı onun.Küçük plastik bir askerden fazlasıydı.Ali’ye göre bir asker değil, bir kurtarıcıydı.
Oyuncak yoktu. Ama hayal hâlâ yerindeydi.
Ali’nin babası, üç yıl önce “çok önemli bir yanlış anlaşılma” yüzünden cezaevine girmişti.Öyle demişti annesi.Mahkeme salonuna ilk gittiğinde, babasının elleri kelepçeliydi ama gülümsemesi yerindeydi.
O gün babası oyuncak askeri Ali’nin eline sıkıştırmıştı:
— Bunu iyi sakla. O artık seni koruyacak.
Ali, oyuncakla birlikte babasının kokusunu da sakladı. Her gece yastığının altına koyuyor, rüyasında onu cezaevinden kurtaran kahraman bir komutan gibi görüyordu:
Küçük asker elindeki minyatür telsizle, “Baba, biz geldik!” diyordu.
Kapılar açılıyor, babası kahkahalar atarak dışarı çıkıyor, Ali’ye doğru koşuyordu.
Ama şimdi asker yoktu.Ve asker yoksa, o kapılar da açılmıyordu.
Ali, apartmanın arka bahçesinde oyuncak askeri aramaya çıktı.Ellerinde toprak izleri, cebinde bir kuruşsuzluk, gözlerinde bir çocuk kararlılığı.
Orada bulduğu şey oyuncak değildi belki ama… başka bir çocuktu.
İnci adında, yeni taşınmış bir kız.
— Ne arıyorsun? diye sordu.
— Askerimi, dedi Ali.
— Gerçek mi?
— Gerçek değil ama… babamı bekliyor.
İnci sustu. Sonra bir defter parçası çıkarıp, renkli kalemle bir asker çizdi.
Biraz yamuk, biraz komikti ama sıcacık bir şeydi o resim.
Adı da hemen kondu: Kaptan Cesur.
Ali o gece eski oyuncak yerine o resmi yastığının altına koydu.
Yine bir rüya gördü: Bu kez Kaptan Cesur, yanında İnci’yle birlikte tankın üstüne çıkmıştı.
Babasına telsizden şöyle diyordu:
— Merak etme komutanım. Ali burada, biz yanındayız.
Ertesi hafta cumartesi günü, Ali yine annesiyle cezaevine gitti.
Babası camın arkasında bekliyordu.Elinde sigara yoktu, gözlerinde ise koca bir özlem.
Ali cebinden buruşturulmuş resmi çıkardı, cama bastırdı.
— Bu Kaptan Cesur, dedi. Artık o da seni bekliyor.
Babası sessizce gülümsedi.
— Komutanım, emredersin, dedi.
Ali o an anladı:
Bazı oyuncaklar kaybolabilir.
Ama bazı hayaller, asla kaybolmaz.
Not:
Belki Ali’nin oyuncağı bulunur bir gün. Ama en azından artık yalnız değil.Her kayıp, yeni bir hikâyenin kapısıdır. Hele ki bir çocuğun kalbinde…
ADANA
2 gün önceADANA
2 gün önceADANA
3 gün önceADANA
4 gün önceADANA
4 gün önceADANA
4 gün önceADANA
4 gün önce