Türkiye’de siyaset sahnesi yine bir yeni partiyle tanıştı. Memleket Partisi İstanbul İl Başkanı Reşat Şahin Öztürk, partisinin kapanmasına karşı çıkan bir isimdi. Ancak kapanışı engelleyemeyince, “madem öyle, benim de bir partim olsun” demiş olacak ki, 9 Eylül’de İçişleri Bakanlığı’na başvurarak Cumhuriyetçi Milletin Partisi (CMP)’ni kurdu.
Memlekette 185 kayıtlı parti varken, 186’ncısının da kurulmasının şaşırtıcı olmadığını söyleyebiliriz. Ancak CMP’nin logosu siyaseten ciddi bir tartışmayı da beraberinde getirdi. Çünkü logoda hilalin içinde Türkiye haritası var; onun altında ise Altı Ok.
Bilindiği gibi, Altı Ok sadece bir grafik unsur değil, Kemalizmin temel ilkelerinin simgesidir. Türkçülüğün fikir babası Ziya Gökalp’in “Dokuz Umde”sinden süzülerek ortaya çıkan “Altı Umde”yi, Mustafa Kemal Atatürk CHP’nin simgesine taşımıştı. Bugün hâlâ her bir okun adı vardır: Cumhuriyetçilik, Halkçılık, Milliyetçilik, Laiklik, Devletçilik ve İnkılapçılık.
Altı Ok, doğrudan Atatürk’ün düşünce dünyasını temsil eder. CHP’nin Atatürk’ün ilkelerine ne kadar bağlı kaldığı elbette tartışılabilir; fakat Altı Ok’un CHP’nin ayrılmaz simgesi olduğu tartışılamaz.
Cumhuriyetçi Milletin Partisi’nin logosuna Altı Ok’u yerleştirmesi, bana göre, CHP’nin tarihsel simgesinden oy devşirme kurnazlığıdır. Hilal ve Türkiye haritası gibi genel geçer simgeler anlaşılabilir; ama Altı Ok’u kullanmak, ideolojik ve tarihsel bir alanı istismar etmektir.
Unutulmamalıdır ki, Altı Ok’u logosuna koymak, bir partiyi Kemalist yapmaz. İnsanlar da logosunda Altı Ok var diye oy vermez. Tersine, bu tür kopyalamalar siyasal samimiyeti sorgulatır.
Burada görev Yargıtay’a ve İçişleri Bakanlığı’na düşüyor. Bir başka partinin logosunu çağrıştıran amblemle parti kuruluş dilekçeleri baştan reddedilmelidir. Çünkü siyasette özgünlük kadar, temsil edilen ilkelerin saygınlığı da korunmalıdır.
186’ncı partiyi kurmak serbesttir. Ama başkasının tarihsel simgesini kendi hanesine yazdırmak, siyasetin en hafif tabirle kurnazlık kokan işlerinden biridir.
**
Mevlüt Abinin Not Defteri
Protokolsüz Siyaset Olur mu?
Geçen gün biri bana sordu:
“Mevlüt Abi, siyasete gireceğim ama protokol işlerinden hiç anlamam. Bu iş olur mu?”
Dedim ki:
“Evladım, bu memlekette protokol olmadan siyaset olur mu?
Koltuksuz düğün olur mu, yaldızsız davetiye basılır mı, simitsiz açılış görülmüş mü?”
Bakın açık konuşayım:
Siyaset bizde biraz gösteri sanatıdır.
Bazen Hamlet gibi, bazen meddah gibi… ama mutlaka sahnede oynanır.
Ve o sahnenin başrolü her zaman protokoldür!
Protokol sırası yok.
Kimin nereye oturacağı belli değil.
Halkla siyasetçi karışmış, milletvekili sandalyeye geç kalmış, belediye başkanı ayakta kalmış…
Ne olacak bu rezaletin sonu?
Anons yok.
“Şimdi sözü, kıymetli kıymetli kıymetli belediye başkanımıza veriyoruz…”
Bu üç “kıymetli” söylenmeden mikrofona çıkan siyasetçinin sesi çıkar mı?
Susar, geri gider. Protokolün sihri burada zaten.
Kurdele kesimi yok.
Bir düğme diksen bile, üzerine kurdele takıp 5 kişiyle kesmedikçe proje sayılmıyor artık.
Ben geçen gün apartman kapısına zili değiştirttim.
Tamam, mütevazı bir hizmet.
Ama elimde makas, başımda şerit olmayınca kimse “Helal olsun Mevlüt Abi!” demedi.
Ama şimdi düşündüm de…
Belki de biz bu işi fazla abartıyoruz.
Hadi diyelim ki, ben siyasete girdim.
Protokol falan da yapmıyorum.
Nasıl olurdu dersiniz?
Açılış töreni yok.
Zaten milletin işi gücü var, orada 1 saat bekleyip şerit kesmeye ne gerek?
Ben hizmeti yapar geçerim. “Bak orası düzeldi, benden olsun” derim.
Konuşma yok, tokalaşma var.
Milletin gözünün içine bakarım, elini sıkarım, derdini dinlerim.
Yani insan gibi davranırım.
Anons yok, kahkaha var.
Mikrofona çıkıp 20 dakika nutuk atacağıma, bir çay ocağında oturup 3 fıkra anlatırım.
Hem gülümsetirim, hem oyumu alırım.
Ama gel gör ki…
Bu sistemde bir eksik var: Protokolsüz siyasetçiyi kimse ciddiye almıyor!
Yani açılışta en önde durmadın mı, o koltuğa omuz atmadın mı, selam verirken iki yanağını birden uzatmadın mı…
“Bu da pek sönük siyasetçiymiş” diyorlar.
Ne yapalım kardeşim?
Ben sahne adamı değilim, halk adamıyım.
Makamda değilim, mahşerdeyim.
(Abarttım biraz ama protokol olmayınca etkili cümle de lazım…)
Kısacası dostlar,
Protokolsüz siyaset olur — ama televizyonda yerin olmaz.
Kurdelasız açılış yapılır — ama kimse tweet atmaz.
Anonsuz konuşursun — ama alkış gelmez.
Ama olsun.
Benim için en güzel protokol, halkın sofrasına buyur edilmek.
En kıymetli kurdele, çocukların “Mevlüt Amca gene geldi!” demesi.
Gerisi şekil şemal.
ADANA
6 saat önceADANA
6 saat önceADANA
22 saat önceADANA
2 gün önceADANA
2 gün önceADANA
2 gün önceADANA
2 gün önce