Yerel yönetimler bir kente sadece asfalt dökmez, çöp toplamaz. Aynı zamanda kamusal alanı korur, hukuku uygular, kent düzenini savunur. Ama ne yazık ki bazı belediyelerde bu görevler “görmedim–duymadım–bilmiyorum” üçgenine sıkışmış durumda.
Son yıllarda kent genelinde sessiz sedasız yayılan bir işgal düzeni var. Adı belli: çekme payı ve kaldırım işgali. Bina yapılırken imar mevzuatı gereği bırakılan çekme payları, bugün fırsatçılığın yeni vitrin alanı haline gelmiş durumda. Belediye bakmıyorsa, denetim yoksa, ceza kesilmiyorsa; o alan önce kapatılıyor, sonra dükkâna katılıyor.
Bir cadde üzerinde bir kişi yapınca, zincirleme reaksiyon başlıyor.
“O yapıyorsa ben neden yapmayayım?”
Sonuç: Cadde aynı, binalar aynı ama çekme payları buhar olmuş.
Yetmiyor. Bazı esnaflar bununla da durmuyor. Dükkânın önündeki kaldırım artık yaya için değil; torna tezgâhı, kaynak makinesi, masa, raf, sandık için kullanılıyor. Kaldırım atölyeye, yaya trafiği ise kaderine terk ediliyor.
Peki belediye nerede?
Ekipler geçiyor. Ama ya gökyüzüne bakıyorlar ya yere. Olacak o kadar…
Görmeyince müdahale de olmuyor, görev de yerine getirilmiyor.
Bu işgaller sadece görüntü kirliliği değil.
Bu, hukukun askıya alınmasıdır.
Bu, kamusal alanın gaspıdır.
Bu, kurala uyanın cezalandırıldığı, uymayanın ödüllendirildiği bir düzendir.
Çekme payı bir gün kapatılır, ertesi gün ruhsatsız bir yapı olur. Bugün kaldırım işgal edilir, yarın yol daralır. Sonra “kent neden yaşanmaz oldu?” diye sorarız.
Soruyu tersinden sormak gerek:
Belediyeler, kent genelinde yayılan bu çekme payı ve kaldırım işgallerine daha ne kadar seyirci kalacak?
Bakıp, izleyip göreceğiz…
Ama görünen o ki, seyir uzadıkça işgal kalıcılaşıyor.
ADANA
23 saat önceADANA
23 saat önceADANA
2 gün önceADANA
2 gün önceADANA
3 gün önceADANA
3 gün önceADANA
3 gün önce