CHP’li bazı belediye başkanlarının, meclis üyelerinin ve yerel yöneticilerin son günlerde kamuoyuna yansıyan görüntüleri, partinin hanesine ağır bir siyasi maliyet olarak yazılmaktadır.
Daha önce de bazı belediye başkanları hakkında ihaleye fesat karıştırma, rüşvet, kayırmacılık ve benzeri iddialar gündeme gelmiş; kimileri haklı, kimileri ise haksız biçimde görevlerinden uzaklaştırılmıştı. Ancak gerçek şu ki, kamuoyuna düşen her görüntü, ortaya atılan her şaibe, yalnızca CHP’ye değil; bu ülkenin değişim umuduna da zarar vermektedir.
Çünkü CHP’de yaşanan her kirlenme, yalnızca bir partinin iç meselesi değildir. Türkiye’de AK Parti iktidarından bunalmış, değişim arayan milyonlarca yurttaş için de bu tablo bir hayal kırıklığıdır.
Bana göre yaşanan bu çürümenin en temel nedeni bellidir:
Adayların halk tarafından değil, Ankara’daki dar kadrolar tarafından belirlenmesi.
Yani sorunun adı nettir:
Merkezden atama siyaseti.
Bir dönem CHP’nin en güçlü demokratik reflekslerinden biri olan önseçim, yıllar içinde adım adım rafa kaldırıldı. Onun yerine, genel merkez koridorlarında kalemle isim yazanların belirlediği adaylar getirildi. Parti tabanı da, seçmen de çoğu zaman bu isimlere mecbur bırakıldı.
Sonuç ne oldu?
Tabanın tanımadığı, güvenmediği, hatta bazen mahallede, ilçede, kentte kötü şöhreti olan isimler bir gecede “aday” yapıldı. Sonra da herkes bu isimlerin arkasında hizaya geçmek zorunda bırakıldı.
Bugün yaşanan rezaletlerin, skandalların, görüntülerin, şaibelerin önemli bir kısmı işte bu anlayışın ürünüdür.
CHP’nin yıllardır yüzde 25-26 bandına sıkışıp kalmasının nedenlerinden biri de budur. Çünkü yurttaş, sadece iktidara değil; muhalefete de güvenmek ister. “Bunlar gelirse farklı mı olacak?” sorusuna ikna edici bir cevap bulamazsa, sandıkta elini değiştirmez.
Bu yüzden CHP’nin artık lafla değil, gerçekten bir arınmaya ihtiyacı vardır.
Ama öyle kürsüden “arınacağız” demekle, birkaç kişiyi hedef gösterip işin içinden sıyrılmakla olmaz bu iş.
Gerçek arınma;
ilçe başkanından il başkanına, belediye meclis üyesinden belediye başkan adayına, milletvekili adayından genel merkez yönetimine kadar her aşamada üyelerin söz sahibi olduğu bir demokratik düzen kurmakla mümkündür.
Açık konuşalım:
Birileri “Ben yaptım oldu” anlayışıyla aday belirlemeye devam ettiği sürece, CHP’de ne güven yeniden inşa edilir ne de umut büyür.
Çünkü bir kentte kimin temiz, kimin şaibeli, kimin halktan yana, kimin makam ve menfaat peşinde olduğunu Ankara’daki masa başı kadrolar değil, en iyi o kentte yaşayan insanlar bilir.
Adana’da kimin ne olduğunu Adana bilir.
İzmir’de kimin nesi olduğunu İzmir bilir.
Ankara’da kimin hangi kapının adamı olduğunu Ankara bilir.
Ama siz halkın bildiğini görmezden gelip, yukarıdan aşağı isim dayatırsanız; sonra da bu rezilliklerin faturasını hep birlikte ödersiniz.
Önseçim tam da bu yüzden yaşamsal önemdedir.
Eğer kayıtlı tüm üyelerin katıldığı gerçek bir önseçim mekanizması işletilirse; eşini, dostunu, sevgilisini belediyede kadrolaştıranlar,
otel odalarında görüntü verenler, ihale yolsuzluğuna, rüşvete, kayırmacılığa bulaşanlar, halkın karşısına çıkamadan elenir.
Ve CHP, işte ancak o zaman büyük temizliğini yapabilir.
Bugün CHP’nin önündeki en acil konu, sadece iktidarı eleştirmek değildir. Önce kendi evinin içini temizlemek, kendi vitrininin arkasını düzeltmektir.
Özgür Özel’in her gün “Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu” demesinden önce yapması gereken daha temel bir iş vardır:
CHP’yi gerçekten demokratikleştirmek.
Çünkü demokrasi, sadece sandıkta iktidarı değiştirmek değildir. Demokrasi, partinin içinde de üyeye söz hakkı tanımaktır.
Eğer CHP bunu başaramazsa, bugün yaşananların yarın daha büyüğü yaşanır. Ve o zaman yalnızca parti değil, Türkiye de kaybeder.
Bu ülkenin muhalefetinin, bu ülkenin umudunun, bu ülkenin geleceğinin birkaç kişinin iki dudağı arasına sıkışmasına artık kimsenin tahammülü kalmamıştır.
Arınma, Kemal Kılıçdaroğlu’nun zaman zaman dillendirdiği gibi lafta değil; gerçekten, kökten, tavizsiz olmak zorunda.
Yoksa bugün yaşananlar yarın daha büyüyerek devam eder.
Ve bunun siyasal faturası da ağır olur.
Bu ülkenin kaderi, genel merkez koridorlarında yazılan isim listelerine teslim edilemez.
Bu partinin de, bu ülkenin de kurtuluşu; birilerinin iki dudağı arasındaki aday listelerinde değil, üyenin iradesindedir.
Sözün özü şudur:
CHP’de arınmanın, güven tazelemenin, yeniden umut olmanın tek yolu vardır:
Her aşamada önseçim.
**
Düzenli yaşama merhaba
Günler haftalara, haftalar mevsime döndü.
Tekin’in hayatındaki değişim bu kez ani olmadı. Ne büyük karar cümleleri kurdu, ne de kendine sözler verdi. Sadece küçük alışkanlıklarını değiştirdi. Sabahları dükkânı zamanında açtı. Akşamları hesaplarını gerçekten kontrol etti. İlk kez, kazandığı paranın nereye gittiğini bilerek yaşamaya başladı.
Derya’yla ilişkileri de aynı ritimde ilerliyordu.
Onlar, hayatı hızlandırmıyorlardı.
Birlikte kahve içiyor, bazen sahil yolunda yürüyüş yapıyor, bazen de hiç konuşmadan oturuyorlardı. Tekin için bu başta garipti. Çünkü alıştığı ilişkiler ya mücadele isterdi ya da heyecan. Burada ise bir denge vardı.
Bir akşam dükkânın önünde otururken kendi kendine fark etti:
Artık kimseyi idare etmeye çalışmıyordu.
Kimseye kendini kanıtlamaya da çalışmıyordu.
Sadece yaşıyordu.
İşleri yavaş ama sağlam şekilde toparlandı. Büyük kazançlar gelmedi, ama kayıplar da durdu. Tekin ilk kez “çok kazanma” hırsından çok, “düzenli yaşama” isteği duyuyordu.
Tam her şey sakin bir çizgide ilerlerken, geçmiş son bir kez kapıyı çaldı.
Bir gün çarşıda yürürken Bahar’la karşılaştı.
Ayaküstü konuştular. Bahar hâlâ aynı güçlü kadındı. İşlerini büyütmüş, başka bir ortaklık kurmuştu. Gözlerinde kırgınlık yoktu artık; daha çok mesafe ve kabulleniş vardı.
“İyi görünüyorsun,” dedi Bahar.
Tekin gülümsedi.
“Ben de ilk kez öyle hissediyorum.”
Bahar başını salladı.
“Demek doğru yolu bulmuşsun.”
Bu konuşma kısa sürdü.
Ama geçmişle yapılan son hesaplaşma gibiydi.
Birkaç hafta sonra, bu kez Ceylan’la karşılaştı. Bir kitapçıdan çıkıyordu. Her zamanki gibi sakindi.
“Koşturmuyorsun artık,” dedi Ceylan.
“Koşunca bir yere varamadığımı öğrendim,” diye cevap verdi Tekin.
Ceylan hafifçe gülümsedi.
“Bazı insanlar geç öğrenir. Ama öğrenince gerçekten değişir.”
O karşılaşma da dramatik olmadı.
Ne eski duygular geri geldi, ne bir pişmanlık konuşuldu.
Tekin o akşam eve dönerken şunu anladı:
Geçmiş artık onun hikâyesinin yükü değil, sadece bir parçasıydı.
Derya balkonda oturmuş çay hazırlıyordu.
“Geç kaldın,” dedi.
“Biraz eski sokaklardan geçtim,” diye cevap verdi Tekin.
“Ama kaybolmadım. Sadece baktım ve geldim.”
Derya ikinci bardağı uzattı.
“Bazen insanın geçmişiyle selamlaşıp yoluna devam etmesi gerekir.”
Tekin çayı aldı.
Bu kez hiçbir şey söylemedi.
Çünkü ilk defa içinde şu duygu vardı:
Ne kaçma isteği,
ne kararsızlık,
ne de başka ihtimallerin cazibesi.
Hayat hâlâ kusursuz değildi.
Ama artık karmaşık da değildi.
Tekin sonunda şunu öğrenmişti:
İnsan bazen büyük aşklar yaşayarak değil,
doğru huzuru bulunca değişir.
Ve o huzur, çoğu zaman en sakin görünen yerde saklıdır.
ADANA
Az önceGÜNDEM
Az önceADANA
Az önceADANA
Az önceADANA
Az önceADANA
1 gün önceADANA
4 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.