web statisticsweb statistics

GÖKTÜRKÇE OKULLARDA ÖĞRETİLSİN

GÖKTÜRKÇE OKULLARDA ÖĞRETİLSİN

ABONE OL
19 Şubat 2026 08:27
GÖKTÜRKÇE OKULLARDA ÖĞRETİLSİN
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bir ulusun belleği, yalnızca tarih kitaplarında değil; kullandığı harflerde, konuştuğu dilde, yazdığı sözcüklerde yaşar. Abece (Alfabe) dediğimiz şey, sadece teknik bir yazı sistemi değildir. Abece, bir uygarlığın evreni algılama biçimidir. Harfler; kim olduğumuzu, nereden geldiğimizi ve nasıl bir gelecek kurmak istediğimizi anlatır.

Bugün “Latin alfabesi” diye adlandırdığımız harfleri kullanıyoruz. Ancak bu abecenin kökeni üzerine yapılan tartışmalar, konunun sandığımızdan daha derin olduğunu gösteriyor. Etrüsk yazısı, runik karakterler ve Orta Asya’daki Göktürk yazıtları arasında şekil ve sistem bakımından benzerlikler bulunduğunu savunan araştırmalar uzun zamandır dile getiriliyor. Bu görüşlere göre, Avrasya’daki kadim kültürler arasında ciddi bir etkileşim söz konusudur.

Yani sorun yalnızca “hangi abeceyi kullanıyoruz?” sorusu değildir.

Asıl sorun şudur:
Biz kendi tarihsel mirasımızı ne kadar tanıyoruz?

Göktürk abecesi, Türk adının Orta Asya tarihinde ilk kez devlet adı olarak geçtiği bir çağın yazı sistemidir. Taşa kazınmış metinler; bir ulusun bağımsızlık anlayışını, devlet felsefesini, toplumsal düzenini ve ahlâkını anlatır. O yazıtlarda yalnızca sözcükler yoktur; siyaset vardır, strateji vardır, ulus bilinci vardır.

Bugün dünyanın birçok ülkesi, artık kullanılmayan eski yazı sistemlerini bile çocuklarına öğretmektedir. Çünkü o yazılar, kültürel sürekliliğin en güçlü araçlarından biridir. Japonya eski karakterlerini bilir. Yunanistan antik yazısını tanır. İbrani alfabesi, binlerce yıllık kimlik bağının taşıyıcısıdır.

Peki biz neden kendi tarihimizin en önemli yazı sistemini sadece birkaç akademik çalışmanın içinde bırakıyoruz?

Göktürkçe öğrenmek, günlük hayatı o abece ile sürdürmek anlamına gelmez. Bu bir “alternatif abece” sorunu değildir. Bu, kültürel okuryazarlık sorunudur. Nasıl ki öğrenciler Osmanlı Türkçesi’ni tanıyarak arşivlerini okuyabiliyorsa, Göktürk yazısını tanımak da onları bin üç yüz yıl öncesine bağlayacaktır.

Bir öğrenci, Orhun’daki bir metni kendi gözleriyle çözebildiğinde, tarih artık soyut bir ders olmaktan çıkar. Elle tutulur bir mirasa dönüşür.

Bugün eğitim sisteminde pek çok yabancı dil öğretiliyor. Küresel dünyada bunların gerekli olduğu tartışılmaz. Ancak kendi tarih dilimizi bilmek, yabancı dil öğrenmeye engel değil; tam tersine, kimlik zeminini güçlendirir. Kökü sağlam olan ağaç, başka rüzgârlara karşı daha dirençlidir.

Göktürkçe’nin okullarda zorunlu ders olarak okutulması; ideolojik değil, kültürel bir adımdır. Amaç geçmişe dönmek değil, geçmişi anlamaktır. Çünkü geçmişini okuyamayan uluslar, başkalarının yazdığı tarihi ezberlemek zorunda kalır.

Milli Eğitim Bakanlığı, İngilizce, Arapca gibi dersleri zorunlu yapıyorsa Göktürkçe de, zorunlu olmalıdır.

Unutmayalım:
Bir ulusun gerçek bağımsızlığı, yalnız sınırlarını değil; belleğini de koruyabilmesiyle mümkündür.

Ve bazen bir harf, bir ordudan daha güçlüdür.

 

**

Görele’de AK Parti’nin hesabı tutmadu

 

Siyasette bazen rakamlar yetmez. Matematik başka, siyaset başka sonuç verir. Görele’de yaşanan tam olarak budur.

CHP’li Belediye Başkanı Hasbi Dede’nin “çocuğa karşı cinsel taciz” suçlamasıyla tutuklanmasının ardından İçişleri Bakanlığı tarafından görevden uzaklaştırılması, doğal olarak ilçede yeni bir siyasi süreci başlattı. Belediye Meclisi kendi içinden bir başkanvekili seçecekti. Kağıt üzerinde tablo nettir: Yedi CHP’li, dört AK Partili üye. Yani aritmetik çoğunluk tartışmasız şekilde CHP’dedir.

Ancak Türkiye siyasetinde özellikle son yıllarda, görevden uzaklaştırılan belediye başkanlarının ardından yapılan başkanvekili seçimlerinin yalnızca yerel bir prosedür olmadığı, aynı zamanda siyasi bir mücadele alanına dönüştüğü biliniyor. AK Parti’nin Görele’de aday çıkarması da bu çerçevede okunmalıdır. Amaç yalnızca bir aday göstermek değil; fırsat doğmuşken dengeyi değiştirme olasılığını zorlamaktı.

Ne var ki Görele’de o olasılık gerçekleşmedi.

Seçim dördüncü turda sonuçlandı. CHP’nin adayı Aysel Civil Uzun altı oy alırken, AK Parti’nin adayı Nuray Çınar Kara dört oyda kaldı. CHP grubunun yedi üyeli yapısına karşın bir oyun geçersiz sayılması dikkat çekti. Buna karşın sonuç değişmedi; CHP çoğunluğu korudu ve başkanvekilliğini aldı.

Yerel basında dile getirilen “bağımsız üyeler” tartışması ise işin siyasi kulis boyutunu gösteriyor. Resmî tabloda mecliste bağımsız görünmese bile, son turda bazı üyelerin tercihlerinin belirleyici olduğu iddiaları konuşuluyor. Bu da bize şunu hatırlatıyor: Yerel siyaset, parti disiplininden çok kişisel ilişkilerin, kanaatlerin ve ilçenin iç dinamiklerinin belirlediği bir alandır.

Ankara’dan bakıldığında basit görünen hesaplar, Görele’de sandığa gelince tutmamıştır.

AK Parti açısından bakıldığında aday çıkarılması bir “hamle”ydi; fakat sonuç, beklenen siyasi kazanımı getirmedi. CHP açısından ise kriz sonrası meclis çoğunluğunu korumak, en azından kurumsal hâkimiyetin devam ettiği mesajını verdi.

Bu tablo bize şunu söylüyor:
Yerel yönetimler yalnızca parti kimliğiyle değil, yerel dengelerle yönetilir. Görele’de seçmen tercihiyle oluşan meclis aritmetiği değişmemiş, siyasi mühendislik olasılığı sandıkta karşılık bulmamıştır.

Kısacası Görele’de siyaset bir kez daha şunu gösterdi:
Her boşluk fırsata dönüşmez.
Her hesap sandıkta tutmaz.
Ve yerelin terazisi, çoğu zaman genel siyasetin ağırlığını kaldırmaz.

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.