web statisticsweb statistics
Köyler yerleşime açılırsa…

Köyler yerleşime açılırsa…

ABONE OL
4 Şubat 2026 14:25
Köyler yerleşime açılırsa…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Köyler yerleşime açılırsa, köyler köy olmaktan çıkarılıp mahalle statüsüne alınınca tarım ve hayvancılık bitiyor.
Bu gerçeğin en çarpıcı örneklerini bugün Sarıçam ilçesinde görüyoruz.

Sarıçam, Adana’nın yakın geçmişte oluşturulmuş, en genç ilçelerinden biri. Devletin yanlış bir kararla köyleri mahalle statüsüne almasının ardından Sarıçam’da plansız, programsız bir yapılaşma başladı. Bu yapılaşma öyle bir boyuta ulaştı ki, tarım arazileri ve meralar kısa sürede beton yığınlarına dönüştü.

Dünün tarım ve hayvancılık yapılan alanları bugün apartmanlar ve villalarla dolu. Betonlaşma önce tarımı bitirdi. Çünkü tarım yapılacak arazi kalmadı.
Şimdi ise sıra hayvancılığa geldi.

Sarıçam’da apartmanların hızla yükseldiği Çarkıpare, Boynuyoğun, Akkuyu gibi dünün köyleri, bugünün mahallelerinde hayvancılık yapanlar daracık alanlara sıkıştırıldı. Bu alanlarda hayvancılık yapmak neredeyse olanaksız duruma geldi. Sonuçta üretici, daha uzak bölgelere taşınmaya zorlandı.

Hayvancılığın yok edilmesine dair son örnek Sarıçam’ın Çarkıpare Mahallesi’nde yaşandı. Sarıçam Belediye Başkanı Bilal Uludağ’ın da ikamet ettiği Çarkıpare’de, dar bir alanda faaliyet göstermeye çalışan bir hayvancılık işletmesi başka bir alana taşınmak zorunda kaldı.

İlçede edindiğim izlenim şu: Yapılaşmanın hızla sürdüğü eski köy, yeni mahallelerde hayvancılıkla uğraşanlar kuzeye, Mustafalar bölgesine doğru itilerek orada üretim yapmaya çalışıyor.

Belediyeler ise hayvancılık işletmelerinin taşınmasını “planlı kentleşme”, “yaşam kalitesi” ve “kent estetiği” gibi gerekçelerle savunuyor.
Oysa asıl soru şu: Eğer zamanında gerçekten planlı bir kentleşme yapılsaydı, bugün bu sorunlar yaşanır mıydı?

Kent estetiği ve yaşam kalitesi gerekçeleriyle tarım ve hayvancılığı dışlayan bir imar anlayışı yerine; tarımı ve hayvancılığı koruyan, üretimle birlikte yaşayan bir kent modeli oluşturulabilirdi. Tarım sürerken, hayvancılık devam ederken, daha sağlıklı ve düzenli bir şehir kurulabilirdi.

Plansız yapılaşmanın ardından gelen “yaşam kalitesi” ve “kent estetiği” söylemleri, tarım arazilerinin yapılaşmaya açılmasını ve hayvancılık işletmelerinin taşınmaya zorlanmasını meşrulaştıramaz. Bu yanlış uygulamaların bedelini belediyeler değil, yurttaşlar ödüyor.

Bugün Adana gibi tarımın başkenti sayılan bir şehirde sebze ve meyve fiyatları İstanbul’la yarışıyorsa, ete ve süte ulaşmak neredeyse olanaksız duruma geldiyse, bunun nedeni işte bu plansızlık ve üretimi yok sayan anlayıştır.

Köyleri mahalleye dönüştürerek, üretimi şehir dışına iterek, tarımı ve hayvancılığı bitirerek kentleşme olmaz.
Betonla büyüyen şehirler doymaz.
Toprağını kaybeden kent, geleceğini de kaybeder.

**

Helal ve selam olsun!

Bu memlekette bir süredir tuhaf bir iklim hâkim. Daha hayvanları koruma yasası çıkmadan, bazı medya organlarının yalan yanlış, kasıtlı ve sorumsuz haberleriyle toplumda bir hayvan düşmanlığı pompalanıyor. Sokakta yaşayan patili dostlar hedef gösteriliyor, korkular büyütülüyor, nefret meşrulaştırılıyor. Ve ne yazık ki bunun sonucu olarak, masum canlılar katlediliyor. Vicdanın yerini öfke, merhametin yerini hoyratlık alıyor.

İşte tam da böyle günlerde, insanlığın hâlâ ölmediğini hatırlatan isimler çıkıyor karşımıza. Muşlu Önder Elarslan gibi…

Muş’ta yaşayan 55 yaşındaki yerel sanatçı Önder Elarslan, ilkbaharda, yazda, sonbaharda her türlü ağır işte çalıştırılan; kış geldiğinde ise “yem pahalı” denilerek sokağa terk edilen atlara, eşeklere sahip çıkıyor. Açlığa, soğuğa ve ölüme mahkûm edilen bu hayvanlar için sokak sokak dolaşıyor. Sahipsiz olanları bulup ahırına getiriyor, bakımını üstleniyor.

Ne büyük bir cümle aslında şu sözleri:

“Allah rızası için, şehrin neresi olursa olsun, nerede bir sahipsiz hayvan görsem getirip bakıyorum.”

Devletten bütçesi yok, belediyeden maaşı yok, arkasında büyük bir kuruluş yok. Kendi olanakları var. Kendi vicdanı var. Kendi merhameti var.
On tane koyunu bulunuyor. Ahırının geri kalanını ise kaderine terk edilmiş atlar ve eşekler dolduruyor. Yetmediğinde komşuların kapısını çalıyor, bir torba saman istiyor. Köylüler de elinden geldiğince destek oluyor.

Bakın, mesele sadece hayvan meselesi değil.
Bu, insan olma meselesi.

Bir yanda hayvanları “tehdit” diye manşetlere taşıyanlar, bir yanda onları yük hayvanı gibi kullanıp sonra çöpe atar gibi sokağa salanlar…
Diğer yanda ise Önder Elarslan gibi, “can” diye bakanlar var.

Toplumun vicdanı işte bu iki uç arasında sınanıyor.

Bugün sokakta bir hayvana reva görülen zulüm, yarın insanın insana reva gördüğü zulmün provasıdır. Merhamet bölünmez. Ya vardır ya yoktur. Hayvana merhameti olmayanın, insana adaleti de eksik olur.

Dilerim ki Önder Elarslan, bütün topluma örnek olur.
Dilerim ki bu hikâye, uyutulan vicdanları uyandırır.
Dilerim ki “yasalar” konuşulurken, önce insanlığımız hatırlanır.

Vicdan sahibi, tüm canlıların yaşam hakkını savunan Önder Elarslan’a ve onun gibi sessizce iyilik yapan herkese helal olsun.

Önder Elarslan şahsında tüm vicdan sahiplerine bin selam!…

Bu yazı yorumlara kapatılmıştır.


HIZLI YORUM YAP
escort ankara - Türk Porno - Ankara Escort Ankara escort, eskort, escort bayan Ankara Escort Bayan arkadaş bulmak istediğiniz ve ihtiyacınız olduğu her zaman Ankara Escort Sitesi.

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.