İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, geçtiğimiz günlerde partisinde ağırladığı DEVA heyeti ve Genel Başkan Ali Babacan için oldukça dikkat çekici ifadeler kullandı.
Dervişoğlu, DEVA Partisi’nin, şahsının ve İyi Parti’nin “her zaman doğrularda buluşabileceği bir siyasi yapı” olduğunu söyledi.
Siyasette nezaket olur, diplomasi olur, diyalog olur.
Ama bu söz, alışıldık bir diplomatik cümleden daha fazlasını ima ediyor.
Çünkü ortada sadece iki partinin görüşmesi değil, ideolojik olarak farklı kulvarlarda tanımlanan iki siyasi geleneğin “doğrularda buluşması” iddiası var.
Milliyetçilik İddiası ile Liberal-Muhafazakâr Çizginin Kesişimi
İyİ Parti tabanı, partisini Türk milliyetçiliği ekseninde konumlandırıyor.
DEVA Partisi ise ekonomi merkezli, liberal ve muhafazakâr siyaseti önceleyen bir çizgide.
Bu iki yaklaşımın ortak politika üretmesi mümkündür. Demokrasi zaten bunu gerektirir.
Ancak mesele, “ortak çalışma” değil;
“zihinsel ve siyasal yakınlık” vurgusudur.
İşte tartışma tam burada başlıyor.
Zira Türk siyasetinde milliyetçi hareketin tarihsel hafızasında, ideolojik sınırların bulanıklaşması her zaman bir kimlik tartışmasını beraberinde getirmiştir. Bu nedenle Dervişoğlu’nun sözleri, yalnızca bugünün değil, geçmişteki bazı fikirlerinin de yeniden anımsanmasına yol açtı.
Eski Bir Hayal: Daha Geniş Bir Merkez Sağ
Dervişoğlu’nun siyaset geçmişi, Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocakları kökenine dayanıyor.
Ancak geçmiş yıllarda yaptığı bazı değerlendirmelerde, Türkiye’de daha geniş tabanlı, merkez sağ karakterli bir parti modeline duyduğu ilgiyi dile getirdiği biliniyor.
Bu modelin tarihsel karşılığı ise bizzat Müsavat Dursun Dervişoğlu’na göre Adalet Partisi geleneğidir.
Adalet Partisi, döneminde milliyetçileri, muhafazakârları, liberalleri ve dinsel hassasiyetleri olan seçmenleri aynı siyasi çatı altında toplamayı hedefleyen bir yapıydı.
Bugün yapılan açıklamalara bakıldığında, bazı gözlemciler Dervişoğlu’nun zihnindeki siyasi formülün o döneme benzediğini düşünüyor.
Soru Şu: Yeni Bir Sentez mi, Kimlik Aşınması mı?
Türk siyasetinde zaman zaman “merkezde buluşma” arayışları görülür.
Ancak bu buluşmaların başarılı olup olmadığı, seçmenin gözünde kimlik netliğinin korunup korunmadığıyla doğrudan ilgilidir.
Milliyetçi seçmen için sorun sadece siyasal iş birliği değildir.
O seçmen, temsil edildiğini düşündüğü fikrî hattın sulandırılmasına karşı her zaman hassastır.
Bugün sorulan soru şudur:
Siyasette Diyalog Başkadır, Yön Tayini Başka
Elbette siyasi partiler görüşür, konuşur, uzlaşır.
Demokratik sistemin doğası budur.
Ancak seçmenin desteği, yalnızca diyaloga değil, duruşa verilir.
Seçmen; partilerin kimlerle görüştüğünden çok, hangi çizgide yürüdüğüne bakar.
Bugün İyi Parti yönetiminin yaptığı açıklamalar, parti tabanında bir “siyasi yön tartışması” başlatmış görünüyor.
Bu tartışmanın nasıl sonuçlanacağını ise zaman gösterecek.
Çünkü Türk siyasetinde asıl belirleyici olan, liderlerin sözleri değil, seçmenin belleğidir.
**
Cumartesi Öyküsü
İKİ AŞK ARASINDA
Adana’nın sıcağı o yıl erken bastırmıştı.
Şehir, daha bahar bitmeden yazın ağır kokusuna bürünmüş, sokaklar öğleden sonra sessizliğe gömülmüştü. Ama Tekin’in içi hiç sessiz değildi.
Tekin, eskiden işini bilen, pazarlık masasında kimseye boyun eğmeyen bir tüccardı. İnsanlarla konuşmayı sever, yaşamı da bir çeşit alışveriş gibi görürdü: biraz cesaret verirsin, biraz güven alırsın. Ama son zamanlarda işler ters gitmişti. Çekler dönmüş, mallar elinde kalmış, dost meclisleri seyrelmişti. Cebindeki para azaldıkça, özgüveni de eriyordu.
Yaşamının tam ortasında ise iki kadın vardı.
Bahar…
Kırkına yaklaşmıştı ama yürüdüğü yerde ağırlığını hissettiren bir kadındı. Kahkahası geniş, bakışı netti. İnsan onun yanında kendini güvende hissederdi. Hayatı boyunca zorluk görmüş, ama hiçbirine yenilmemişti. Tekin’e baktığında ise gözlerinde başka bir ifade olurdu: sahiplenmek isteyen, ama bunu belli etmemeye çalışan bir ifade.
Ceylan…
Daha genç, daha ince, daha sessizdi. Ama o sessizliğin içinde dikkat çeken bir zarafet vardı. Konuşurken kelimeleri seçer, dinlerken gözlerini kaçırmazdı. Tekin’in en dağınık anlarında bile onun yanında kendini toparlanmış hissederdi. Ceylan’ın ilgisi gürültülü değildi; daha çok insanın içine işleyen bir şeydi.
İkisi de Tekin’i seviyordu.
İkisi de bunu açık açık söylemiyordu.
Tekin ise ikisinin arasında, bir seçim yapmaktan özellikle kaçınıyordu.
Çünkü Bahar’la yaşam daha somuttu.
Bahar çözüm üretirdi. “Düşmüşsün, kalkarsın,” derdi. “Yeter ki kendini bırakma.” Onun yanında otururken Tekin geleceği konuşabildiğini fark ederdi. Bir dükkân yeniden açılır, borçlar kapanır, yaşam düzene girer gibi gelirdi.
Ceylan’la ise zaman yavaşlardı.
Çay bardakları boşalır, konuşmalar uzar, akşamın ne zaman geceye döndüğü anlaşılmazdı. Tekin onun yanında hayatın yükünü unutuyordu. Ceylan, Tekin’e “başarılı olma zorunluluğu”nu değil, “var olma hakkı”nı hatırlatıyordu.
Ama mesele sadece duygular değildi.
Tekin zor durumdaydı.
Borç istemek zorunda kalıyordu.
Bahar yardım ederdi… ama hep bir cümle eklerdi:
“Tekin, böyle dağınık yaşayarak olmaz. Bir yere bağlanman lazım. Hayatını düzene koyman lazım.”
Ceylan da destek olurdu… ama o da şöyle derdi:
“Her şey para değil. Ama insan kimin yanında yürüdüğünü bilmeli.”
İkisi de kapıyı kapatmıyor, ama tamamen açmıyordu.
İkisi de Tekin’in hayatında “yarım” kalmak istemiyordu.
Tekin geceleri uyuyamaz olmuştu.
Bir yanda mantığı vardı: Bahar’la bir düzen kurulabilirdi. Daha sağlam, daha gerçek bir hayat.
Öte yanda kalbi vardı: Ceylan’la hayatın tadı vardı. Daha hafif, daha yaşanır bir dünya.
Ama en çok korktuğu şey şuydu:
Seçim yapmak.
Çünkü seçim yapmak, birinden vazgeçmek demekti.
Tekin bugüne kadar hiçbir şeyden vazgeçerek yaşamamıştı.
Bir akşam, üçü tesadüfen aynı kafede karşılaştı.
Sessiz bir masa oldu. Kimse sesini yükseltmedi. Kimse hesap sormadı.
Ama ilk kez üçü de aynı şeyi fark etti:
Bu böyle sonsuza değin gidemezdi.
Bahar fincanını yavaşça masaya bıraktı.
“Tekin,” dedi, “yaşam bazen insanı karar vermeye zorlar. Karar vermemek de bir karardır.”
Ceylan gözlerini kaldırdı.
“Biz senden mucize istemiyoruz. Sadece dürüst olmanı istiyoruz.”
Tekin ilk kez kaçamadı.
Ne espri yaptı, ne konuyu değiştirdi.
O an anladı:
Asıl mesele kimi seçeceği değildi.
Nasıl bir adam olmayı seçeceğiydi.
Masada uzun bir sessizlik oldu.
Adana’nın akşam sıcağı camdan içeri süzülüyordu.
Ve Tekin, hayatında ilk kez gerçekten düşünüyordu.
ADANA
3 gün önceADANA
3 gün önceADANA
3 gün önceADANA
3 gün önceADANA
3 gün önceADANA
3 gün önceEKONOMİ
8 gün önceVeri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.